05 Haziran 2004 01:00

Çevre tahribatı günü

Türkiye, AKP iktidarı ile girdiği İkinci Dünya Çevre Günü'nde yine tabiat varlıklarını tehdit eden planlarla karşı karşıya.

Paylaş
Türkiye bir Dünya Çevre Günü'nü daha doğal değerlerini tehdit eden karar ve uygulamalar ile karşıladı. 5 Haziran 1972'de Stokholm'de yayınlanan Birleşmiş Milletler (BM) Dünya ve Çevre Kalkınma Konferansı Sonuç Bildirgesi'nin kabul edilmesi, Dünya Çevre Günü olarak kutlanıyor. Her ne kadar bu sene kutlamaların ana teması 'Aranıyor: Denizler ve Okyanuslar-Ölü veya Diri' olsa da Türkiye gündemini, geçen sene de olduğu gibi daha çok yeşil alanların ve su havzalarının tahrip edilmesine yönelik uygulamaları dolduruyor. İktidardaki 2. Çevre Günü'nü geçiren AKP'nin kutlama gündeminde de yine ülkemizin tabiat varlıklarını tahrip ve yok edecek planlar var. Hükümet, geçtiğimiz yılı ise SİT alanlarını imara açma ve 2/B ormanlarını satışa çıkarma gibi planlarının uygulamaya çalışmakla geçirmiş ancak istediği sonucu alamamıştı. Türkiye'nin tabiat varlıklarını en fazla zararı dokunacak Maden Yasası ise Çevre Günü'nde Cumhurbaşkanı tarafından reddedilmeyi bekliyor. Hükümetin bu yıl gündemini meşgul eden ve edecek olan 'çevreci' yaklaşımlarından 'bazıları' ise şöyle: *Ülkenin tabiat kaynakları açısından en önemli gündem maddesi TBMM'de kabul edilen ve Cumhurbaşkanı'nın onayını bekleyen Maden Yasa Tasarısı. Tasarı ile ülkenin doğal kaynakları yabancı sermayeye peşkeş çekilmekle kalmıyor, ormanlar, meralar, milli parklar ve ağaçlıklar gibi tüm tabiat varlıklarının madenci şirketlerin isteği ile maden sahalarına açılarak yok edilmesine izin veriliyor.
  • Teması deniz ve okyanusların temzliği olan bu seneki çevre gününden bir kaç hafta önce Maliye Bakanı Unakıtan'ın Meriç Deltası'ndaki sulak alanların kurutulup tarıma açılabileceğine dair açıklamalar yaptı.
  • Doğu Karadeniz'de yoğun olarak bulanan kızılağaçlıkların ve aşılı kestaneliklerin traşlama kesilmesinin ve böylece erozyon ve biyolojik dengenin bozulmasının yanında orman alanlarını da içten tahrip edebilecek uygulama Anayasa Mahkemesi'nin yürütmeyi durdurma kararı ile şimdilik önlendi. Ancak Orman Bakanlığı bir yönetmelik ile kızılağaçlıkların tamamının olmasa da belli bir kısmının kesilmesinin önünü açtı.
  • Mera Kanunu'nda yapılan değişiklik ile Anayasa ile korunan meralardaki yapılaşmanın önü açılarak meralarımız yok edilecek.
  • Yumurtalık, Sugözü ve yapımı planlanan Tufanbeyli termik santralleriyle, doğal kaynakların yok edilmesine neden olunacak.
  • Munzur Vadisi de baraj yapılarak yok edilmek isteniyor.

    İstanbul ana hedef İstanbul ormanlarına dönük planlar ise hükümet ve Orman Bakanı Osman Pepe'nin gözdesi olan İstanbul'da yaşanıyor. Sarıyer-Beykoz arasına yapılması planlanan 3. Köprü, buna bağlanacak yollar ve rantın yükselmesi ile artacak yapılaşma İstanbul'un son kalan Kuzey ormanlarının yok olmasının önünü açacak.
  • Orman Bakanlığı Kilyos-Karaburun arasınında madenci şirketlerin tahrip ettiği orman alanlarının yeniden ağaçlandırılması çalışmalarını iptal ederek, orman alanını yeniden kazanılmasını engelledi. Bölgeyi turizm alanı ilan etmeye çalışan bakanlık bunu başarırsa, devlet eliyle lüks yapılaşma ormanı tamamen ortadan kaldıracak.
  • Vakıf ormanını yok eden Formula 1 inşaatı devam ediyor. Bölgeyi her zaman olduğu gibi turizm alanı ilan hükümet, böylece İstanbul'un içme suyu ihtiyacının yüzde 30'dan fazlasını sağlayan Ömerli havzasını da tamamen yapılaşmaya açmış oldu. Yine Bakanlar Kurulu kararı ile kabul edilen 18 delikli golf tesisleri de tamamlanında havza da bir karış yeşil alan kalmayacağı gibi kirlenen içme suyunu temizlemek için yapılacak arıtma tesislerinin parası İstanbul halkından çıkacak.
  • İstanbul'da depremden en çok etkilenecek ilçeler Çatalca'daki orman alanlarına yapılacak toplu konutlara taşınma planı ile Çatalca ormanları da gözden çıkarılıyor.


    'iktidarlar gerçeği söylemiyor' TMMOB Mimarlar Odası Genel Merkezi Dünya Çevre Günü'nde yaptığı açıklama ile başta bugünün sahibi BM olmak üzere hükümetlerin çevre politikalarını eleştirdi. "Birleşmiş Milletler, nasıl Balkanlar'da, Filistin'de işlenen cinayetler karşısında 'yaptırımsız' kaldıysa, gittikçe büyüyen çevre sorunlarına karşı da ancak Habitat'larda karar ve söylem üretebiliyor." denilen açıklamada, ABD'nin, atmosfer kirliliğine karşı KYOTO Sözleşme'sini imzalamaktan kaçınmasına da dikkati çekildi. Sözde "çevreci" söylemlerin de çevresel katliamları gizleme çabalarından öteye gitmediğinin vurgulandığı açıklama şöyle devam etti: "İstanbul'da 3. Boğaz Köprüsü'nün mutlaka yapılacağı açıklanıyor. İstanbul'da kentleşme ve ulaşım bir bütün olarak ele alınarak planlanmadıkça, tünel vb. alternatif boğaz geçişi olanakları dikkate alınmadan yapılacak üçüncü köprü İstanbul'un çevre sorunlarını daha da içinden çıkılmaz duruma getirecektir. "

    Çevre mühendisleri uyarıyor! TMMOB Çevre Mühendisleri Odası(ÇMO) ise, 5 Haziran Dünya Çevre Günü'nde dünyayı ve Türkiye'yi bekleyen tehlikelere dikkat çekildi. Yönetim Kurulu yaptığı yazılı açıklamada, emperyalist güçlerin dünyayı sınırsız bir pazar haline getirmek için başta Ortadoğu olmak üzere birçok yerde insanı ve geleceği yok ettiği ifade edildi. Açıklamada, BM Çevre Programı'nın 2002'de yayınladığı bir rapora göre Asya ve Afrika'da yaşayanlar başta olmak üzere dünyada 1,1 milyar insanın güvenli içme suyundan, 2,4 milyar insanın da güvenli arıtma hizmetinden yoksun olduğuna dikkat çekildi. 1900 yılından bu yana sera gazı salımlarının yüzde 80'inin Doğu Bloku ve OECD ülkelerinden kaynaklandığı bildirilen açıklamada, 21'inci yüzyılın sonunda ortalama 1,4 ile 5,8 derece arasında sıcaklık artışı yaşanacağı kaydedildi. Türkiye'de çevre alanının yıllar boyunca yerli ve yabancı sermayenin hizmetine sunulduğu ifade eden ÇMO, çevre sorunlarına ilişkin politika yoksunluğu, denetim ve yaptırım eksikliği gibi sorunların depremleri katliama, yağışları sel felaketlerine, yanlış yerleşim politikalarını rant kavgalarına, çöp dağlarını bombalara çevirdiğini vurguladı.

    Yağmaya müdahale ÇMO Ankara Şube Sekreteri Burçak Karaman Uysal, yaptığı yazılı açıklamada, sağlıklı ve temiz bir çevrede yaşama hakkının, kentlerde ne yasa koyucular ne de uygulayıcılar tarafından gözetilmediğini vurgulayarak, kentlerin bir rant alanı olarak görülerek yağma ve talana maruz bırakıldığını bildirdi. Dev. Maden-Sen Genel Başkan Vekili Tayfun Görgün tarafından yapılan yazılı açıklamada Maden Yasa'ndaki değişikliğin kabul edilmesine değinilerek, çevre, insan sağlığı ve doğanın korunmasının gözardı edilerek, yasanın çıkmasını bekleyen çok uluslu şirketlerin talan ve yıkımına nasıl kapı açıldığını ibretle izledikleri belirtildi Görgün, insanca yaşanacak bir çevre için bu talana müdahale etmek ve gelecek üzerindeki ipoteği parçalamak gerektiğini belirtti. src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    Anadilde yayın başlıyor Farklı dil ve lehçelerde yayın yapılmasına yönelik alınan kararın ardından düzenleme yapan TRT 7 Haziran'da anadilde yayına başlayacağını duyurdu. TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz yapılacak yayında ulusal ve uluslararası haber özetleri ile spor olayları, çeşitli belgeseller, magazin ve müzik programlarının yayınlanacağını açıkladı Farklı dil ve lehçelerde yayın yapılmasına yönelik RTÜK'ün görevi TRT'ye vermesinin ardından beklenen açıklama geldi. TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz, TRT 3 Televizyonu ve Radyo-1'den yapılacak yayınların ilkinin Boşnakça olacağını söyledi. Demiröz, yayınların salı günleri Arapça, çarşamba Kurmanca, perşembe Çerkezçe, cuma günü de Zazaca yapılacağını açıkladı. Yayın için alt yapı çalışmalarının tamamlandığını belirten Demiröz, değişik dil ve lehçelerde yapılacak yayında ulusal ve uluslararası haber özetleri ile spor olayları, çeşitli belgeseller, magazin ve müzik programlarının yayınlanacağını açıkladı. Demiröz, "Kültürel zenginliğin aynası olacak" sözleriyle ifade ettiği yayının TRT 3 ve Radyo 1'de başlayacağını söyledi.

    Her dile bir gün! İlk yayının Boşnakça olarak yapılmasının ardından Zazaca, Kurmanca, Arapça ve Çerkezce yayınlarda haftaiçi hergün farklı dillerde yapılacak. Pazartesi günleri Boşnakça, salı günleri Arapça, çarşamba Kirmanca, perşembe Çerkesçe ve cuma günü de Zazaca yayın yapılacak. 'Kültürel Zenginliğimiz' adlı program haftaiçi hergün Radyo 1'den 06.10-06.45 saatlerinde, TRT 3'ten ise 10:30'da yayınlanacak.


    DANIŞTAY'DAN RET KARARI Danıştay, Diyarbakır Barosu'nun "Türk Vatandaşlarının Günlük Yaşamlarında Geleneksel Olarak Kullandıkları Farklı Dil ve Lehçelerde Yapılacak Radyo ve Televizyon Yayınları Hakkında Yönetmelik"in bazı maddelerinin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açtığı davayı, "ehliyet" yönünden reddetti. Diyarbakır Barosu, 25 Ocak 2004 tarihli Resmi Gazete'de yayımlanan yönetmeliğin, "yayınların dili" başlıklı 4. maddesi, "farklı dil ve lehçelerde yapılacak yayınların esasları" başlıklı 5. maddenin 2, 3, 4, ve 5. fıkraları, yayın için "başvuru"nun nasıl yapılacağını öngören 6. madenin (a) bendi ile izleyici profili ortaya çıkana kadar farklı dil ve lehçelerde yayınların kamu ve özel ulusal yayın kuruluşları tarafından yapılabileceğini öngören geçici birinci maddenin iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle dava açmıştı. Danıştay 10. Dairesi, Diyarbakır Barosu'nun İdari Yargılama Usulü Yasası'na göre dava açma ehliyeti bulunmadığı gerekçesiyle, davayı reddetti. Baro bu kararı temyiz ederse, temyize Danıştay İdari Dava Dairleri Genel Kurulu bakacak. Öte yandan, Diyarbakır'da yayın yapan Gün Radyo ve TV A.Ş.'nin aynı yönetmeliğin aynı maddelerine iptali ve yürütmenin durdurulması istemiyle açtığı davada da yürütmenin durdurulması istemi RTÜK'ten savunma geldikten sonra karara bağlanacak.

    src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    Basın özgürlüğü mü dediniz!Arzu Demir Basın Yasa Tasarısı'nın; hükümetin "Bu bir demokratikleşme" açıklamalarıyla TBMM'ye sunulmasının ardından, İstanbul'da yapılan Dünya Gazeteler Birliği toplantısında, "basın özgürlüğü"nden dem vuruldu. Ancak Dicle Haber Ajansı İzmir Bürosu'nun başına gelenler, bu iddiaları yalanlıyor. DİHA çalışanlarını, DGM hakimi karşısına çıkaran gelişmelerin, oldukça "derin"lere uzandığı, bir dava dosyasına konan "gizli" ibareli bir yazıyla ortaya çıktı. Bornova'da düzenlenen mitingin ve Kadifekale'de Abdullah Öcalan için yapılan gösterilerin ardından polis, Kürt gençlerine dönük operasyon başlattı. Operasyon kapsamında 23 kişi hakkında fezleke hazırlandı ve bu fezlekeye, DİHA ve Özgür Gündem gazetesi çalışanları da dahil edildi.

    "Andıç" kanıt oldu! DGM savcılığının hazırlık soruşturmasında, 13 Ekim 2003 tarihli Gündem gazetesinde yer alan "İzmir'de bayraklı eylem" başlıklı haber ve fotoğraflar da kanıt olarak kuruldu. Polisin, fezlekesiyle birlikte kanıt olarak sunduğu bir başka bir şey ise, Genelkurmay Başkanlığı'nın Adalet, İçişleri ve Maliye bakanlıklarına gönderdiği "andıç" niteliğindeki belge oldu. "Gizli" ibareli belgede, DİHA ve Özgür Gündem, "KADEK örgütünün yayın organı" olarak gösteriliyor ve yazının gönderildiği bakanlıkların şunları yapması isteniyor: "KADEK terör örgütü güdümünde, örgütün siyasallaşma ve legalleşme faaliyetlerini geniş kitlelere ulaştırmaya yönelik faaliyetlerini desteklemek maksadıyla çalışmalarını sürdüren söz konusu basın-yayın organlarının, faaliyetlerinin takip edilmesinin, terör örgütleriyle bağlantılarının ortaya çıkarılmasının ve yürüttükleri yasadışı faaliyetler hakkında gecikmesizin hukuki işlemlerin yapılmasının uygun olacağı değerlendirilmektedir." Yazıda, DİHA'ya ilişkin ayrıca şu ifadelere yer veriliyor: "DİHA tarafından; Van-Diyarbakır-İstanbul-Brüksel arasında kurulmuş olan data hattında Ankara ve Adana'nın da eklenmesi için çalışma yapılacağı, gezici canlı yayın aracı alımına gidileceği, her üniversitede bir DİHA muhabirinin görev yapacak şekilde teşkilatlanmaya gidileceği, her mahalle ve köye kadar muhabir görevlendirileceği, her DİHA bürosunda "Kürtçe servisler" oluşturulacağı; örgüt mensuplarının sözde basın şehidi olarak adlandırdıkları Gurbetelli Ersöz ve Aysel Malkaç adlı teröristler anısına "Yılın en iyi kadın, en iyi çevre ve en iyi gençlik haberi" yarışmasının DİHA faaliyetleri kapsamında başlatılarak, uluslararası ve geleneksel hale getirilmesine çalışılacağı, İran'da örgüte ait bir basın-yayın merkezi kurulacağı; Bağdat'ta MHA çalışanlarının kurduğu "İştar Haber Ajansı"nın günlük olarak Irak genelinden haber vermeye başladığı, ancak haber akışının telefondan yapılması nedeniyle maliyetinin çok yüksek olduğu, bunun yanı sıra DİHA'nın da Irak'ta büro açacağı...." 29 Ağustos 2003 tarihini taşıyan belgenin, bakanlıklara gönderilmesinin ardından polisin, 23 kişi hakkında hazırladığı 21 Kasım 2003 tarihli fezlekede, gazetecilerin de isimleri geçti. 27 Ocak 2004 tarihinde DİHA ve Özgür Gündem gazetesinin büroları basıldı. Büroda bulunan Mehmet Yücedağ, İbrahim Açıkyer, Fahri Kılınç ve Sevinç Tunceli ile Nedime Tunç bürolardan gözaltına alındı. Gazeteciler hakkında hazırlanan iddianamede, telefon rehberinde yer alan numaralar da kanıt gösterildi. İddianamede, şu ifadelere yer veriliyor: "Ayrıca, PKK-KADEK örgütünün propagandasını içeren yayın yapan MEDYA TV'ye ait faks ve telefon numaralarının bulunmuş olmasına göre, Dicle Haber Ajansı aracılığıyla bu kanala haber gönderildiği, dosyada bulunan Yeniden Özgür Gündem'e ait gazete kupürlerinden anlaşılacağı üzere, örgüt sempatizanları ve örgüt adına faaliyet gösteren kişiler tarafından gerçekleştirilen kanunsuz mitinglerde, bu mitinglere ait haber niteliğinin ötesinde ve amacını aşarak örgütü övücü tarzda yazıların yazılmış olması karşısında bu sanıkların illegal örgütün propagandasını yaptıkları kanaatına varılmış ve bu suçun işlendiği ortaya çıkmıştır". "PKK/KADEK örgütünün propagandasını yapmak"la suçlanan gazeteciler, 1 Temmuz 2004 tarihinde İzmir DGM'de bir kez daha hakim karşısına çıkacak.

    src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    İnfazcı polisler yargılansın Sokak ortasında polis tarafından vurularak öldürülen Şiyar Perinçek'in Adana'daki cenaze töreninde gergin anlar yaşandı. Polis tarafından yere yatırıldıktan sonra sırtına ateş edilerek öldürüldüğü belirtilen Perinçek'in cenaze törenine katılanlar, cop ve kalas kullanan emniyet güçlerinin saldırısına maruz kaldılar. Polisin saldırısı sonucu 4 kişi gözaltına alındı. Perinçek için Diyarbakır'da düzenlenen cenaze törenine ise geniş bir katılım oldu. Şiyar Perinçek'in cenazesi önceki gün öğleden sonra ailesi ve İHD Genel Başkan Yardımcısı Reyhan Yalçındağ'ın da aralarında bulunduğu grup tarafından Adana Adli Tıp Kurumu Morgu'ndan alınarak, infaz edildiği sokağa götürüldü. Burada Perinçek için saygı duruşunda bulunan grup daha sonra cenazeyi memleketi Diyarbakır'a götürülmek üzere uğurladı. Ardından törene katılan yaklaşık 200 kişi İHD binasına doğru hareketlenirken polisin saldırısına maruz kaldı. Saldırıda Mustafa Akpınar, Rukiye Mercan ve isimlerini öğrenemediğimiz 2 kişi çevik kuvvet polisleri tarafından gözaltına alındı.

    Toprağa verildi Şiyar Perinçek'in cenazesi ise dün Diyarbakır'daki Yenişehir Mezarlığı'nda annesi Fatime Perinçek'in yanında toprağa verildi. Cenaze törenine DEHAP Diyarbakır İl Başkanı Celalettin Birtane, Diyarbakır Büyükşehir Belediye Başkan Vekili Yusuf Akgün, Sur Belediye Başkanı Abdullah Demirbaş, Bağlar Belediye Başkanı Yurdusev Özsökmenler, Yenişehir Belediye Başkanı Fıran Anlı, Kayapınar Belediye Başkanı Zülküf Karatekin, İHD Genel Başkan Yardımcısı Reyhan Yalçındağ, İHD Diyarbakır Şube Başkanı Selahattin Demirtaş, İHD Bingöl Şube Başkanı Rıdvan Kızgın, Diyarbakır Demokrasi Platformu üyelerinin de bulunduğu bine yakın kişi katıldı. İHD Diyarbakır Şube Başkanı Selahattin Demirtaş Diyarbakır'daki cenaze töreninde yaptığı konuşmada, bugün barışı daha çok haykırmak gerektiğini ifade ederek, "Değerli dostumuz İnsan Hakları Derneği Güneydoğu Bölge Temsilcisi Mehdi Perinçek'in oğlu Şiyar Perinçek Adana'da yargısız infaz sonucu yitirdik" dedi.

    Evi ablukaya alındı Cenaze törenine katılanlar daha sonra yas evinin bulunduğu Emek Caddesi'ne doğru yürüyüşe geçti. Yürüyüş sırasında zaman zaman polisler gerginlik yaşayan grup, "Katil polis hesap verecek" sloganı attı. Evin çevresinde yoğun önlem alan polis, yürüyüşe katılan Zübeyde Kaplan, Hatun Keklik, Barış Elkaplan ve ismi öğrenilemeyen 2 kişiyi gözaltına aldı.

    Olayın gelişimi 28 Mayıs Cuma günü İHD binası yakınlarında gerçekleştirilen gösteriye polis müdahale etmiş ve eylemcilerle polis arasında kovalamaca yaşanmıştı. Görgü tanıklarının anlatımına göre, kovalamaca sonucu yakalanan Şiyar Perinçek yere yatırıldıktan sonra sırtına ateş edilmek suretiyle vurulmuştu. Vurulduktan sonra Adana Devlet Hastanesi'ne kaldırılan Perinçek 30 Mayıs Pazar günü yaşamını yitirmişti. Olayın ardından polisler Kürtlerin yaşadığı mahallelere operasyon düzenleyerek, çok sayıda kişiyi gözaltına almıştı. Gözaltına alınan kişiler, filistin askısı, elektrik verme gibi işkencelere maruz kalmıştı. Perinçek'in yakın mesafeden ateş edilmek suretiyle öldürüldüğünün kanıtı olan elbiseleri ise yok edilmişti.


    DEHAP: Savcıları göreve çağırıyoruz DEHAP, Adana'da görgü tanıklarının anlatımına göre polislerce yargısız infaz sonucu öldürülen Şiyar Perinçek'e yönelik infazı kınadığını bildirerek hükümeti ve savcıları görevlerini yerine getirerek soruşturma başlatmaya çağırdı. DEHAP G
  • ÖNCEKİ HABER

    Çukurova TMSF'ye başvurdu

    SONRAKİ HABER

    Ekrem İmamoğlu: Ahmet Hakan'ın savunma mekanizması geliştirmesi üzdü

    Sefer Selvi Karikatürleri
    Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa