04 Haziran 2004 01:00

Bir insanda kaybolmak

Bob Haris bir reklam anlaşması için 2 milyon dolar alan, dünyanın her yerinde hayranları ve sevenleri olan ünlü, zengin bir adam. Charlotte, ünlü bir fotoğrafçının eşi.

Paylaş
Bob Haris bir reklam anlaşması için 2 milyon dolar alan, dünyanın her yerinde hayranları ve sevenleri olan ünlü, zengin bir adam. Charlotte, ünlü bir fotoğrafçının eşi. Para problemi yok, dünyanın her yerini gezme olanağına sahip. Görünüşte ikilinin herhangi bir sıkıntısı yok gibi. Bob Haris için dünyanın geri kalanının isteyip de olamadığı kişi bile diyebiliriz. Ama gerçek ikisi için de bambaşka. Bob Harris, şöhretin getirdiği bir yalnızlaşmanın içinde menajerinin kendisi için uygun gördüğü işlere koşturan; yönetmenlerin dediklerini yapmak zorunda kalan, kendisini eşine ve çocuklarına ifade etmekte zorlanan yabancılaşmış bir yıldız aslında. Charlotte'e gelince onun temel problemi ait olduğu kuşakla ilgili daha çok. Bugün özellikle de gelişmiş ve gelişmekte olan ülkelerde yirmili yaşlarını süren-30'ların ilk yıllarını da buna katabiliriz- kuşağın dünya halleriyle problemli ilişkilerini yaşayan her hangi bir duyarlı kadın. Bir taraftan kendini kaybeden, kaybettikçe daha derinlerde arayan bu ikilinin yolu Tokyo'nun 'modern' otellerinden birisinin barında kesişiyor. Bob, 2 milyon dolarlık bir reklam anlaşması için gelmiştir. Charlotte ise fotoğrafçı eşinin peşinden geldiği bu kentte; otelin penceresinde sıkılıyor bu kez.

Kadın ve erkek Bob ve Charlote'nin otelin barında başlayan hikâyesi giderek iki taraf için 'hayatın gerçekleriyle insan doğasının istekleri arasındaki çelişkinin çözümlendiği bir sürece doğru akıyor. Yerleşik değer yargılarının, modern, kentli, kariyer sahibi olmanın sorumluluklarının insan sohbetleriyle bir kenara bırakıldığı bir süreç. Bob ve Charlote'in kimseye zarar vermeden, birbirlerini yeniden ürettikleri ve insan denen varlığı yeniden tanımladığı "Lost ın Translation"; kadın ve erkek arasındaki bitmeyen hikâyeyi; sulandırmadan, ayağa düşürmeden ve aslında hem seyirciyi, hem de kahramanları mutlu edecek bir sonla noktalıyor. Sofia Coppola'nın bu filmi "Lost in Translation" Oscar Ödül Töreni'nde "En İyi Özgün Senaryo" ödülünü kazandığında bir merak uyandırmıştı. Ama izledikten sonra Coppola'nın yazdığı bu senaryoyla ödülü hak ettiği gerçeğini teslim etmek gerekiyor.

Tokyo Aslında filmin üçüncü başrol oyuncusu da Tokyo. Zira, dünyanın en kalabalıklarından birisi olan bu kent; teknolojik donanımı, gürültüsü, koşturmacısıyla bir o kadar da yabancılarştırıcı. Coppola, otelin içinde yan yana ama birbirinden kopartılmış olarak paralel geçen hayatların sokaklarda nasıl bir 'mega karmaşa'nın ortasında kaldığını göstermek istiyor belli ki. Filmin bir diğer yanı da Japonların kendilerine has özellikleriyle, 'batı' arasındaki uyumsuzluk fikrinden doğan mizahı. Bill Murray'in, belli ki kendi hayatından pek çok şey bulduğu Bob karakterindeki başarısı anlatıma güç katarken, filmin mizah yükünü de tek başına sırtlıyor.

Tükçe isim karşılamıyor Geçtiğimiz aylarda "İnce Küpeli Kız" filmiyle sinemalarımıza konuk olan Scarlett Johansson; kim olduğunu anlamaya çalışan Charlotte'yi ete kemiğe büründürmekte zorlanmıyor. Ve yönetmen Sofia Coppola, usta bir yönetmenin kızı olmanın ötesinde hem senaryo yazımında hem de yönetmenlikteki yeteneklerini gösteriyor. Son olarak filmin Türkçe isminin yanlış bir tercih olduğunu s öyleyeliml. Lost in Translation'un Türkçe karşılığı "Tercüme de kaybolmak" anlamında. Filmin Türkçe adı içinde en azında 'kaybolmak' fiiline uygun bir isim seçilebilirdi: Bir insanda kaybolmak mesala! Haftanın en iyisi... Bir Konuşabilse; Orijinal Adı: Lost in Translation; Yönetmen: Sofia Coppola; Oyuncular: Scarlett Johansson, Bill Murray, Giovanni Ribisi, Anna Faris; Senaryo: Sofia Coppola; Kurgu: Sarah Flack; Yapımcı: Sofia Coppola, Ross Katz; Yapım: 2003, ABD; Tür: Dram; Süre: 105 dk.

ÖNCEKİ HABER

Masallar horonlara karıştı

SONRAKİ HABER

Taksi ücretlerine 23 Haziran'dan sonra zam geliyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa