03 Haziran 2004 01:00

Bulanık bir çizginin romanı

Da Vinci Şifresi'nin yazarının romanı, öyküsünü bilimle din arasındaki mücadelenin üzerine oturuyormuş. Yazarın 'aradaki çizgi bulanıklaştı' dediği düşman kardeşler din ve bilim, romanın sonunda öpüşüp barışıyorlar...

Paylaş
"Da Vinci Şifresi" adlı gerilim yanı ağır basan polisiye roman, Dan Brown adını ülkemizde duyurmuştu. Bunun üzerine yazarın bir önceki kitabı "Melekler ve Şeytanlar"ın da Altın Kitaplar tarafından yayımlanmasıyla, romanda anlatılan Illuminati tarikatının komplo teorisi meraklılarının gündemine girmesi üst üste geldi. Bilim ile dinin ilişkisi hakkında, tarihin en eski tartışmalarından birini de alevlendirerek... "Bu romanda adı geçen Roma'daki tüm sanat eserleri, mezarlar, tüneller ve mimari yapılar (bulundukları yerler de dahil olmak üzere) tamamen gerçektir. Günümüzde hâlâ görülebilirler. Illuminati kardeşliği de gerçektir." "Melekler ve Şeytanlar" romanı böyle başlıyor. Komplo teorileri de, tarikatların başrolü oynadığı polisiye öyküler de eskiden beri rağbet görür. Ancak, en ünlüsü "Melekler ve Şeytanlar" olan bir dizi kitabın işlediği Illuminati meselesinde en dikkat çeken yan, güncel ve gerçekçi verilere dayandırılması. Roman, İsviçre'nin ünlü nükleer araştırma merkezi CERN'de bir bilim adamının göğsüne Illuminati ambigramı (ters çevrildiğinde de aynı şekilde okunabilen simge) dağlanır ve öldürülür. Katil, aynı zamanda bir rahip olan bilim adamının dinle bilimi buluşturduğunu düşündüğü buluşunu, karşımaddeyi de çalar. (Bilim adamı, maddeyle karşımaddenin birlikte ortaya çıkarak büyük bir patlama yaratmalarının ilahi 'başlangıç'ı ve büyük patlamayı doğruladığını düşünüyor.) "Aydınlanmışlar" anlamına gelen Illuminati, artık ortadan kalktığına inanılan, yüzyıllar önce kiliseden baskı görmüş bilim adamlarının kurduğu din karşıtı gizli bir kardeşlik örgütüdür. Karşımadde, tam yeni Papa'nın seçileceği gün Vatikan'nın altına yerleştirilir, Papa olma olasılığı en güçlü dört kardinal kaçırılır ve teker teker öldürülmeye başlar. Kahramanlarımız dini simgebilim profesörü Robert Langdon ile öldürülen bilim adamının kızı Vittoria Vetra, eski metinlerin izinden giderek olayı çözmeye ve cinayetleri engellemeye çalışır. "Kötü"nün kim olduğu meselesi biraz karışık. Illuminati tarikatına kitap boyunca olumsuz bir özellik yakıştırılmıyor, tersine Galile'nin de içinde bulunduğu ve kiliseye karşı örgütlenen bilim adamları kahramanlar olarak anılıyor. Zaten sonunda bu komployu tezgâhlayanın, çoktan tarihe karışmış olan tarikat değil, bilimdeki gelişmelerin dini tehdit ettiğini düşünen tutucu bir bilim adamı olduğu ortaya çıkıyor. Şu ayrıntıyı belirtmemek olmaz: Illuminati adına cinayetleri işleyen Haşhaşin, "Haçlı Seferleri'nin öcünü aldığına" inanan bir Arap! Gelelim, öyküyü kurgudan alıp gerçeğe yaklaştıran vurgulara: Yazarın yalnız romanda değil, röportajlarında da belirttiğine göre, ABD dolarının üzerindeki piramit ve her şeyi gören göz simgeleri, Illuminati'nin simgeleri ve ABD tarihiyle hiçbir ilgileri yok. On yıl öncenin en sık tekrarlanan sözlerinden "Yeni Dünya Düzeni" ile yeni moda olan "Kaostan Çıkan Düzen" (Ordo Ab Chao) terimleri, yüzlerce yıllık Illuminati metinlerine ait. Elbette, din dışı olmasına, hatta Satanist sayılmasına karşın "tarikat" olarak adlandırılan bu gizli örgüt, ABD, İngiltere gibi ülkelerde devlet organlarına, masonlar gibi örgütlere sızdıklarına ilişkin söylentiler hiç eksik olmuyor. Kitap boyunca atılan "kılçık"lara bir örnek daha verelim: Rivayete göre Büyük Patlama Teorisi, ilk kez kilise tarafından ortaya atılmış. 1927 yılında Katolik bir keşişin ortaya attığı teori, iki yıl sonra yayımlanan ünlü Hubble bildirisiyle "doğrulanmış".

Bilim ve din Ara ara felsefi tartışmalarda da boy gösteren bilimle din arasındaki mücadele, romana damgasını vuruyor. Yazarın hangi tarafı tuttuğunu merak edenler için, şu sözler herhalde açıklayıcı olacaktır: "(...) Birçok bakımdan benim için bilim ve din aynı şey. İkisi de ilahi gücü anlama arayışı içindeki insanların ileri sürdüğü manifestolar. Din sorulara çeşni katarken, bilim arayışların yanıtlarına tat veriyor. Bilim ve din aynı öyküyü anlatmaya gayret eden iki farklı dil gibi..." (www.danbrown.com sitesinden aktaran Radikal Kitap, 7 Mayıs 2004) Oysa, kilisenin "maddi" iktidarı ve mülkiyete dayalı gücü, "Melekler ve Şeytanlar"da gizlenmeyen, hatta kardinaller tarafından bile itiraf edilen bir gerçek. Yüzlerce yıllık iktidarının da bilimin sorduğu sorular üzerinde baskı kurmaya dayandığı ortada. Buna karşın, gerçeği daha anlaşılır kılma arayışındaki bilim, nasıl mı dinle "birçok bakımdan aynı şey" oluyor. Yazar vurgulamamış, biz söyleyelim: Parayla. Kilisenin de, bilim cephesinin romandaki en örgütlü gücü CERN'in de ortak yanı bu. Kilisenin en büyük korkusu servetini kaybetmek. CERN'in bilimsel gelişmelerden anladığı ise, getireceği patent gelirleri. İşin felsefi temeli de, benzer tartışmaları izleyenler için tanıdık, parçacık fiziğindeki gelişmeler. Dan Brown diyor ki: "İnsanlık tarihinde ilk kez bilimle din arasındaki çizgi bulanıklaşmaya başladı." Enerji ile maddenin aynı şey oldukları bilgisi ya da dinin çok kafasını karıştıran ilk nedenin maddi bir açıklaması olması yazarı heyecanlandırıyor ve dinin yanıt aradığı sorulara bilimin yanıt bulduğu gibi garip bir sonuca varıyor. Aklınıza bu gelişmelerin dinin değil materyalizmin hanesine yazılması gerektiği geliyorsa, şaşırmayın. Çünkü Dan Brown'a, "çocuklarımıza yaradılışı mı yoksa Darwinizm'i mi öğretelim" tartışması da bilimle dinin aynı öyküyü anlattığına bir örnek gibi geliyor. Yani, "bilimle din arasındaki çizgiye" nasıl baktığınız önemli. Gözü bozuk olanlar, "bulanıklaştı" diyebiliyor.

ÖNCEKİ HABER

Kulaga, yürege yakin bir ses ariyorum

SONRAKİ HABER

Antep'te işe alınmadığı için kendini yakan yurttaş hayatını kaybetti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa