03 Haziran 2004 01:00

İşgal bitene dek uzlaşma yok

Irak Yurtseverler Birliği lideri Abdülcabbar el Kubeysi, ülkedeki gelişmeleri, direnişin askeri, siyasi seyrini ve işgalcilere karşı Sünni-Şii birliğini değerlendiriyor.

Paylaş
Irak Yurtseverler Birliği (IYB) lideri Abdülcabbar el Kubeysi, işgalcilere karşı direnişin sözcülüğünü sürdürüyor. Ülkedeki son durumu aktaran Kubeysi, Felluce halkı ve yoksul Şiilerin başını çektiği direnişin, işgalcileri her geçen gün daha da zor duruma soktuğunu anlatıyor. IYB; eski Baas Partisi'nin sol kanadından İslamcılara, bağımsız siyasetçi ve aydınlardan, Irak Komünist Partisi'nden ayrılan Yurtsever Komünist Akım'a kadar birçok grubu kapsıyor. Felluce'deki mücadeleyi değerlendirir misiniz? Abdülcabbar el Kubeysi: Tam bir halk seferberliğiydi ve isyan tüm beklentilerimizi aştı. Herkes kendince buna katıldı. Cephedeki direniş savaşçılarına cephane taşıyan yaşlı kadınlar gördük. Halk ve silahlı direniş, kentte kontrol sağladı. Sadece Felluce'de de değil. Samara'da, ABD'li işgalcilerin isyanı bastırması birkaç hafta aldı. Bağdat'ta da bir süre kontrolü kaybettiler. 5-7 Nisan arasında başkentin birçok kesimi, direniş güçlerinin kontrolündeydi. Bu süre boyunca, ABD tarafından yok edilen kamu düzeni yeniden sağlandı. Hiçbir gelişigüzel cinayet, tecavüz, soygun olmadı. Eski Irak generalleri tarafından kumanda edilen Felluce Tugayı hakkında ne düşünüyorsunuz? ABD'lilerin bu tugayı kurması direniş için bir zafer midir? Amerikalıların istediği, Felluce Tugayı'nı Irak polisi gibi bir şeye, açıktan işgalcilerle işbirliği yapan bir silahlı güce dönüştürmek. Öte yandan, bu orduya katılan pek çok kişi Felluceli. Amerikan ordusuna karşı savaşan kişiler. Orduya katıldılar çünkü ailelerini doyurmak zorundalar. Yeni çatışmalar çıkması halinde çoğunun direnişle birlikte hareket edeceğini, en azından ABD kumandasını reddedeceklerini umuyoruz. Yani, yerel bir olgu olarak kalması durumunda bu büyük bir sorun değil. Fakat bunun arkasında daha büyük bir siyasi strateji var. ABD, pek çok eski Baasçı subaya görev veriyor. Onları kapsamak için bir siyasi kampanya yürütüyorlar. Eğer bu ulusal düzeye sıçrarsa, ciddi bir sorun olur. Bu nedenle, bir sistem olarak böylesi bir orduyu ve benzer girişimleri reddediyoruz. Bağdat'ta 8 Mayıs'ta Şeyh Cevad Çalisi ve Mutena Harit el Darri tarafından bir konferans düzenlendi. Bu konferansın, işgal karşıtı direnişin bir parçası olduğu iddia edildi. Fakat BM'ye, BM'nin Irak Temsilcisi Lakhdar Brahimi'ye işbirliği çağrısı yaptılar. Katılımcıların çoğu direnişe yakın kişiler. Fakat içlerinde, açıktan veya gizlice Celal Talabani ve Ahmed Çelebi'yle birlikte olanlar da var. Amerikalılar için, direniş ve işgalciler arasında gidip gelen güçlerle işbirliği yapmak zorunluluğu ortaya çıktı. Halkın daha kabul edilebilir bulacağı birilerine ihtiyaçları var. Konferans katılımcıları, işgale, Geçici Hükümet Konseyi'ne (GHK) karşı durduklarını iddia ediyorlar. Ama nasıl olur da, silahlı direnişin Amerikan işbirlikçisi ilan ettiği Lakhdar Brahimi ile işbirliği yapabilirler? Irak'ta yabancı askerler olduğu müddetçe bağımsızlık olamaz. Çekilmeleri önkoşuldur. Bundan taviz vermeyeceğiz. BM kılığı altında bile olsa, işgalcilerle her türlü işbirliğini kınıyoruz. Bu nedenle, 8 Mayıs'taki konferansta izlenen yol direniş için tehlikelidir. 30 Haziran'daki 'iktidar devri' neyi değiştirecek? ABD'nin işgal yönetimi için yeni, temiz yüzlere ihtiyacı var. Onun için BM ve Brahimi'den durumu kurtarmalarını istediler. Fakat halk onların dalaverelerini biliyor. BM ve Brahimi, ABD'nin siyasi ajanlarından başka bir şey değil. Onlar sadece eski GHK'nın isim değiştirmiş hali. Siyasi direniş cephesinin kurulması ne aşamada? Cephenin inşasında alınacak çok yol var. Deneyimler gösteriyor ki, birçok güç, direnişi satarak işgalcilerle uzlaşma yolu bulabileceklerini umuyor. 8 Mayıs'taki konferans bunun yeni bir kanıtı oldu. Bu kişiler çift taraflı oynuyor. Öte yandan, gerçekten direnişi destekleyen siyasi güçlerin açıktan mücadele etmesi büyük risk taşıyor. Cepheyi kurmakta sorunlar var. Sabırlı olmalıyız. Mukteda el Sadr liderliğindeki ayaklanmayı yorumlar mısınız? Bir Amerikan provokasyonuna mı kapıldı, yoksa fikir değiştirip direnişe mi katıldı? Onu mücadelenin içine çeken şey, hepsinden önce, Felluce'deki olağanüstü direnişti. Bu durum ve tabanının baskısı onu direniş saflarına itti. Taraftarlarının büyük bölümü yoksul, genç ve işsizler. İşgalcilerin aşağılamalarına karşı harekete geçmek istiyorlar ve kaybedecek hiçbir şeyleri yok. Necef ve diğer yerlerdeki zengin Şii tüccarlardan çok farklılar. İran ile bağlantıları yok ve Arap Irak'ı savunuyorlar. Sadece Sadr yanlıları ayaklanmadı. Başkaldıranların yarısına yakını ona bağlı değil. Ona katılmalarının tek sebebi ABD'ye karşı gelmiş olması. Bu da gösteriyor ki, ayaklanma dini değil siyasi bir mesele ve Sadr bir sembol. Dahası, bu ayaklanma, işgalcilerin birbirinden ayırmak istediği Şii ve Sünnilerin mücadelesinin birliğini de gösterdi. Sünni ve Şii temsilciler, karşılıklı dayanışma içinde olduklarını ilan etti. Kitleler içinde, bu dayanışma çok daha güçlü. Siyasi düzeyde dayanışma daha da büyüyecek.

(Anti-imperialist Camp)

ÖNCEKİ HABER

Kuasarların kökeni

SONRAKİ HABER

Google Huawei'nin yeni telefonlarda Android lisansını iptal etti

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa