02 Haziran 2004 01:00

Asi dağları söyleyen şair Ahmed Arif

Onu Diyarbekir Kalesi'nden bizlere yazdığı notlardan biliyoruz. İsmi ile Diyarbekir'le bütünleşen şair Ahmed Arif. Haziranın sıcaklığını hissetirmeye başladığında aramızdan ayrıldı...

Paylaş
Onu Diyarbekir Kalesi'nden bizlere yazdığı notlardan biliyoruz. İsmi ile Diyarbekir'le bütünleşen şair Ahmed Arif. Haziranın sıcaklığını hissetirmeye başladığında aramızdan ayrıldı... 21 Nisan 1927'de Diyarbakır'da doğdu. Asıl adı Arif Ünal'dır. Ortaöğretimini Afyon Lisesi'nde tamamlayan Arif, Ankara Dil ve Tarih Coğrafya Fakültesi'nde felsefe bölümünde okuyordu. Eğitim gördügü sırada Ceza Yasası'nın 141. ve 142. maddelerine aykırı eylemlerde bulunduğu ileri sürülerek, iki kere tutuklandı. 1950 ila 1953 yılları arasında tutuklu bulunduğu için öğrenimini tamamlayamadı. Daha sonra Ankara gazetelerinde çalışmaya başladı. Yazdığı şiirleri 1944-1955 yıllarında çeşitli dergilerde yayımlandı. 1967 yılında Aynur Hanım'la evlendi. Filinta adında bir çocuk babası olan Arif'in ilk ve tek şiir kitabı olan "Hasretinden Prangalar Eskittim" 1968 yılında yayımlandı. Arif, 2 Haziran 1991 yılında yaşama veda etti. Şiirleriyle içimizde bıraktığı sıcaklığı haziran sıcaklığıyla ölümsüzlüğe bırakarak yoluna devam etti.

Eskimeyen şiirler.... Yazdığı tek şiir kitabı ile yaşadığı kentin ve bölgenin sıkıntılarını toplumcu bir bakışla şiirlerine yansıttı. Özellikle Doğu ve Güneydoğu Anadolu bölgelerinde yaşayanların başta Kürtler olmak üzere sesi oldu. Onları şiirleri ile dünyaya tanıttı. Sade dili sayesinde şiirleri, kısa sürede toplum tarafından sevildi. Cemal Süreya, Ahmed Arif'in şiirini şu biçimde tanımlar: "Ahmed Arif'in şiiri bir bakıma Nâzım Hikmet çizgisinde, daha doğrusu Nâzım Hikmet'in de bulunduğu çizgide gelişmiştir. Ama iki şair arasında büyük ayrılıklar vardır. Nâzım Hikmet şehirlerin şairidir. Ovadan seslenir insanlara, büyük düzlüklerden. Ovadan akan 'büyük ve bereketli bir ırmak' gibidir. Uygardır. Ahmed Arif ise dağları söylüyor. Uyrukluk tanımayan. Yaşsız dağları, 'asi' dağları. Uzun ve tek bir ağıt gibidir onun şiiri.

Daha deniz görmemiş çocuklara adanmıştır." Kendi deyişle insanlar Ahmed Arif'in şiirlerini "He kurban he" diyerek benimsedi. O şiirlerinde 1945-50'li yıllarda bölgede yaşananları anlattı bizlere. Ama bugün de bu gerçekler hâlâ karşımızda duruyor. Bir tarafta kimliklerini isterlerken bir tarafta açlık ve yoksullukla hâlâ boğuşuyorlar. Bugün hâlâ yaşananları, Ahmed Arif'in dizelerinde bulmak mümkün.

Eskimeyen dizeler O, şiirlerinde insanların dertlerinin ve sıkıntılarının yanında onların yaşamlarını da bütün yönleri ile ele aldı. İnsanların sevdalarını da işledi şiirlerinde. Her şiirinde yaşama dair bir kesit sunuyor. Ve bugüne kadar üstad hakkında çok şey yazıldı. Ama onu bize en iyi, yine şiirleri anlatıyor. O, toplumun ve kendisinin yaşadıklarını hep şiirlerine konu etti. Ve onun içindir ki şiirleri eskimiyor. Veysel Öngören'in Mart 1970 yılında Ankara Birliği Dergisi için yaptığı söyleşide sorulara verdiği cevaplar arasındaki şu sözler, içinde doğduğu kültüre dikkat çekiyor: "...'Alkışa karşı dayanıklı olmak' önce bir yetişme ve eğitim sorunudur. Hem devrimci töreye, hem bizim aşiret töresine göre bir yiğit, alkışa tutkun olamaz. Eh yiğitlik raconu bu olunca bize de buna uymak düşer."


33 KURŞUN VE MUĞLALI Ahmed Arif'in yaşadığı toprakları ve o topraklardaki hayatı şiire yansıtmadaki başarısı konusundaki en iyi örneği "Otuz Üç Kurşun"dur. Şiir, tarihe geçmiş olan "Özalp Olayı" ya da "Muğlalı Olayı" nı işler. 30 Temmuz 1943 tarihinde, Van'ın Özalp ilçesinde 32 insan, III. Ordu Komutanı Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın buyruğuyla, yargısız olarak kurşuna dizilirler. Bugün Muğlalı adının aynı ilçedeki askeri kışlaya verilmesi de trajedinin bugün de süren boyutu. Ahmed Arif, "33 Kurşun" olayı ile ilgili haberi okuyunca, şiiri bir ağıt olarak tasarlamıştı. O zaman yayımlamayı düşünmediği "33 Kurşun" elden ele kısa sürede yayıldı. Bu şiirde şöyle sesleniyordu Ahmed Arif: "Kirveyiz, kardeşiz, kanla bağlıyız Karşıyaka köyleri, obalarıyla Kız alıp vermişiz yüzyıllar boyu, Komşuyuz yaka yakaya Birbirine karışır tavuklarımız Bilmezlikten değil, Fukaralıktan Pasaporta ısınmamış içimiz Budur katlimize sebep suçumuz, Gayri eşkıyaya çıkar adımız Kaçakçıya Soyguncuya Hayına..."

ÖNCEKİ HABER

Cibali'de bir Orhan Kemal yaşadı..

SONRAKİ HABER

Öcalan’ın ikinci açıklaması ve bir sondaj süreci

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa