26 Mayıs 2004 01:00

Bahar şenliğinden cezaevine

Trakya Üniversitesi Bahar Şenlikleri'nde polis ve jandarma tarafından gözaltına alınan 87 öğrenciden 20'si tutuklanarak Edirne Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. 43 öğrenci ise, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Paylaş
Trakya Üniversitesi'nde (TÜ) Bahar Şenlikleri sırasında polis ve jandarma saldırısına maruz kalmalarının ardından gözaltına alınan 87 öğrenciden 20'si tutuklandı. Trakya Üniversitesi Bahar Şenlikleri'nin 4. gününde Ayşekadın Kampüsü'ndeki şenlik alanına, standların birinde Öcalan posteri asıldığı gerekçesi ile, giren çevik kuvvet, polis ve jandarma adeta terör estirmişti. Şenlik alanında çok sayıda öğrencinin bulunduğu sırada çevik kuvvet ve panzer eşliğinde alana giren polisle, Mimarlık Fakültesi yanında alternatif stant açan öğrenciler arasında çatışma çıkmış, çok sayıda öğrencinin yaralanmasına neden olan olaylarda polis gaz bombası kullanmıştı. Öğrencilerin Mimarlık Fakültesi içerisine girmesiyle çatışma fakülte içerisine yayılmış, jandarmanın da dahil olduğu olayda sınıfların içerisine de gaz bombası atılmıştı. Fakülte içini savaş alanı haline getiren müdahale sırasında öğretim üyeleri kendilerini odalarına kilitlerken, birçok öğrenci feci şekilde dövülerek gözaltına alınmıştı. Polis ve jandarma tarafından gözaltına alınan 87 öğrenciden 24'ü, gözaltına alındıkları 22 Mayıs'ta serbest bırakılmıştı. Gözaltında tutulan öğrencilerden 20'si, ''haksız eylem ve davranışlarla eğitim ve öğretim çalışmalarına ara verilmesine neden olmak, cürüm teşkil eden fiili övmek, kamu malına zarar vermek, eğitim ve öğretim kurumlarına izinsiz afiş yapıştırmak'' suçlarından dolayı tutuklanarak Edirne Kapalı Cezaevi'ne gönderildi. Geriye kalan 43 öğrenci ise, tutuksuz yargılanmak üzere serbest bırakıldı.

Tutuklanan öğrenciler Ercan Ulaş Arslan, Hasan Akman, Onur Kömek , Saygın Metin, Onur Çavuş, Özkan Gündüz, Erdal Genç, Savaş Tari, Sinan Arat, Özgür Topaloğlu, Salih Tecirli, Mehmet Alpaslan, Mehmet Hizmetçi, Fahri Tecimen, Hasan Çelik, Eyüp Gündüz, Umut Duman, Fetullah Özmen, İbrahim Rahman Batum.


Depremzedeler ev istiyor Düzce Depremzedeler Derneği, 5 yıl geçmesine karşın hâlâ konut sorunlarının çözülmediğini belirterek Anıtpark önünde çadır kurarak imza kampanyası başlattı. Dernek yöneticilerinden Asiye Kaçmaz, daha önce de imza kampanyası düzenleyerek sorunlarını bir nebze olsun hafiflettiklerini anımsatarak, topladıkları imzaları Bayındırlık Bakanlığı'na, Başbakanlığa ve Cumhurbaşkanlığı'na vereceklerini ifade etti. Kaçmaz, "Depremin üzerinden 5 yıl geçmesine karşın, hâlâ prefabriklerde kalıyoruz. 15 Haziran'da prefabrikler kaldırılacak deniliyor. O zaman ne yapacağız? Arsalar bize tahsis edilirse, Düzce Gölyaka İmece evlerinde olduğu gibi, kendi evimizi imece usulüyle kendimiz yapacağız. Böylece maliyetler yarı yarıya düşecek. Devlet kiracıları ev sahibi yapacağız diyor ama biz evsizleri ev sahibi yapmıyor. Bir kira, bir asgari ücrete eşit. Bedavacı değiliz. Sadece, uzun vadeli ucuz kredi istiyoruz" şeklinde konuştu.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


33 KURŞUN olayında bulunan asker
    anlatıyor: Oktay Candemir Fotoğraf çekmeme şartıyla konuşmayı kabul eden Özalp Jandarma Hudut Tabur Komutanlığı'nda görevli Onbaşı Mustafa Epli, 61 yıl sonra katliamı anlattı; "Erzurum Hasankaleli Cemal diye bir asker vardı. Hem ağlıyor hem de sürekli, 'ben ateş etmedim' diye söyleniyordu. Bir de Hasan Kekli vardı sürekli ağlıyordu."


Köylüleri günlerce ahırda tuttuk Orgeneral Mustafa Muğlalı isminin kışlaya verilmesiyle yeniden gündeme gelen 33 Kurşun Katliamı'nın tanığı olan dönemin Özalp Jandarma Hudut Tabur Komutanlığı'nda görevli Onbaşı Mustafa Epli (80), 61 yıl sonra katliamı anlattı. Fotoğraf çekmeme şartıyla konuşmayı kabul eden Epli, tanık olduğu olayı anlatırken gözleri doldu. Kendilerine verilen liste doğrultusunda köylüleri gözaltına aldıklarını belirten Epli, bizi yıllar sonra olayın başlangıç gününe götürdü; "Taburun ismi o zaman '4. Seyyar Taburu'ydu. Yüzbaşı Muammer Altun komutasında köylere doğru hareket ettik. Altun, köylülere karşı oldukça acımasız davranıyordu. Ben onbaşı olarak orda görevliydim. Köyün etrafını sardık. Elimizde isim listesi vardı ve o listeye göre 40 kişiyi gözaltına aldık. Ellerini, kollarını bağlayarak karakolun at ahırına koyduk."

'Bazı askerler ağlıyordu' Köylülerin günlerce ahırda tutulduğunu, su ve ekmek dahi hiçbir yiyecek maddesinin verilmediğini anlatan Epli, sözlerine şöyle devam ediyor; "Köylülerin başında çok sıkı nöbet tutuluyordu. Su ve ekmek vermek istiyorduk ancak komutanların korkusundan veremiyorduk. Bazı askerler kendi aralarında 'bu adamları nasıl öldürebiliriz' diye konuşuyorlardı. Hatta bir tanesinin 'biz kendi insanlarımızı nasıl öldürebiliriz' dediğini dahi o günkü gibi hatırlıyorum. Ondan sonra ben köylülerin öldürüleceğini anladım. Bunun üzerine vizite doktoruna çıktım, hasta numarası yaptım. Hasta olduğumu söyledim. Kemal isminde Trabzonlu iyi bir doktor vardı. Bana 3 günlük bir izin verdi. Bunu bilinçli olarak yaptım ve olay yerine gitmedim." İzinli olduğu birgün sabah saatlerinde köylülerin götürüldüğünü öğrendiğini ifade eden Epli, tetik çekme olayında görev alan askerlerin akşam büyük bir moral çöküntüsü içinde döndüklerini söyledi. Epli, "Askerler akşam karakola döndüklerinde kimisi ağlıyordu, kimisi bağırıp çağırıyordu. Kötü bir şeyler olduğunu anlamıştım. Erzurum Hasankaleli Cemal diye bir asker vardı. Hem ağlıyor hem de sürekli, 'ben ateş etmedim' diye söyleniyordu. Bir de Hasan Kekli vardı sürekli ağlıyordu" diye konuştu.

Muğlalı zafer mi kazandı? Aradan yıllar geçmesine rağmen olayı hâlâ unutamadığını kaydeden Mustafa Epli, şöyle devam ediyor; "3 yıl askerlik yaptım. 61 yıldır o olayı unutamıyorum. En çok da o insanlara bir damla su veremedim kendimi kahrediyorum. Özalp'de askerlik yaptığım süre içinde sayısız ihbar geliyordu. O dönem insanlar yargısız infaz ediliyordu. Özellikle ihbar olayı çok fazlaydı. Tam olarak bilmiyorum ama o bölgede bu tür başka öldürme olayları da gerçekleştirilmiş olabilir." Bütün yaşananlardan sonra Muğlalı isminin askerlik yaptığı tabura verilmesine sinirlenen Epli, "Herhalde onun bir zafer kazandığını düşünüyorlar. Ben bu ismin kaldırılmasını istiyorum. Çünkü bu Özalp halkına yapılmış bir hakarettir ve ben bu hakareti kendi şahsıma kabul edemiyorum. Çok yanlış bir şey yapıldı" diye konuştu.


Babamı Muğlalı öldürttü Mustafa Muğlalı isminin taburdan kaldırılması için İHD Van Şubesi'ne yapılan başvurular sürüyor. Dün de babası Kazım Gürbüz'ün Orgeneral Mustafa Muğlalı'nın emriyle öldürülen Muzaffer Keleş, İHD'ye başvurarak Muğlalı isminin taburdan kaldırılmasını istedi. Olayda yaşamını yitiren babası Kazım Gürbüz'ün askerlik şubesinde çalışan bir devlet memuru olduğunu belirten Keleş, şunları söyledi: "Babam öldürüldükten sonra bana bakacak kimse kalmadı. Yaşlı ninem beni büyüttü. 30 yıl boyunca çobanlık yaptım. Sefalet içinde büyüdüm. Muğlalı 33 kişiyi kurşuna dizdirdi. Hepimizin gözünün içine baka baka kışlaya Muğlalı ismini verdiler. Tekrar yaramızı tazelediler. Genelkurmay Başkanı'na çağrıda bulunuyorum. Lütfen o ismi değiştirsinler. Genelkurmay Başkanı mutlaka bu olaya el atmalıdır. Eğer o isim kaldırılırsa bunu törenle kutlayacağız."

ÖNCEKİ HABER

BİR SAVAŞ ÖRGÜTÜ: NATO -5

SONRAKİ HABER

Kayseri Büyük Bürüngüz köylüleri siyanürle altın aramaya karşı çıkıyor

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa