Kıbrıs gölgesiyle yüzleşiyor

Kıbrıs gölgesiyle yüzleşiyor

Gerçek sahipleri dışında hemen herkesin söz sahibi olduğu Kuzey Kıbrıs’ın, kendi geleceği hakkında, kendi cümlelerini kurmaya başladığını izliyoruz bir süredir. 120 bin Kuzey Kıbrıslının yaklaşık yarısını buluşturan 2 Mart’taki ‘Toplumsal Varoluş Mitingi’ni izleyen günlerde Kuzey Kıbrıs’ta, bu mitingten daha &ou

Devrim Büyükacaroğlu

Zaim’in yeni filmi, 1963 yılında ücra bir Kıbrıs köyünde, Rum ve Türk iki aileyi birbirine düşüren, komşuyu komşuya kırdıran, Türklerin köyden kaçmalarına neden olan trajik bir hikayeyi beyaz perdeye aktarıyor. Güneyi ve Kuzeyiyle, Kıbrıslılara acılarla dolu tarihlerinden bir kesit aktaran Gölgeler ve Suretler Rum ve Türk oyuncuların rol aldığı ve Kıbrıs’ta çekilen uzun metrajlı ilk sinema filmi olma özelliğini de taşıyor.

GÖLGELER DURDUKÇA BÜYÜR

Gölgeler ve Suretler, Derviş Zaim’in Geleneksel Türk Sanatlarını konu ettiği üçlemenin Cenneti Beklerken ve Nokta’nın ardından son filmi. Diğerlerinde minyatür ve hat sanatından ilham alan Zaim, son filminde gölge oyunlarını yansıtıyor. Filmin baş karakterlerinden Osman’ın “gölge durdukça büyür” sözü Kıbrıslılar için büyük anlam taşıyor. Başta yönetmen Zaim olmak üzere Rum ve Türk oyuncuların tamamının adeta bir slogana dönüştürdükleri “geçmişi ile yüzleşmeyen geleceğini kuramaz” cümlesi gölgeleri ve karanlığı küçültmek, suretleri ve aydınlığı büyütmek için samimi bir niyeti, güçlü bir umudu yansıtıyor.

BÜTÜNLEŞTİRİCİ VE EŞİTLİKÇİ BİR YOL BENİMSENMELİ

Filminin ‘Toplumsal Varoluş Mitinginin’ ardına denk gelmesini “tesadüf” olarak nitelendiren Derviş Zaim, galalara katılan insanların “suratlarındaki mutluluğu ve ışıltıyı” görmekten, özellikle sınırdaki galayı izleyen Rum gazetecilerin filmi beğenmelerinden son derece memnun. Böylesine netameli bir mesele ile ilgili bir filmin -adanın, aşırı milliyetçi olmayan, sağduyulu kesimleri tarafından da olsa- ortak bir beğeniyle karşılanmasının ne kadar güç olduğu malum.

“Tarihle ilgili her film bir gelecek tahayyülü yapar. Burada; ya insanları ayırmanın üzerine inşa edilen düşüncenin ya da bütünleştiren, eşitlikçi bir düşüncenin peşinden gidersiniz. Ben Kıbrıs’a ilişkin izlenmesi gereken yolun ikinci düşünceyle olması gerektiğine inanıyorum” diyen ünlü yönetmen, Kuzey Kıbrıs’taki güncel gelişmelerle ilgili de önemli bir tespitte bulunuyor: “Kıbrıs’ın sorunu siyasi özne yoksunluğu. Herkes neyin yapılması, neyin yapılmaması gerektiğinin farkında fakat nasıl yapılacağını ortaya koyacak bir siyasi özne ihtiyacı var.”

YÜZLEŞMEDİĞİN SORUN SENİ MUTLAKA BULUR

Zaim’e, Gölgeler ve Suretler’in adanın güneyinde nasıl karşılanacağını sorduğumda Rumların tamamının tek bir düşünceye sahip olduklarını düşünmemek gerektiğini belirterek söze başlıyor Derviş Zaim. “Rumlar içinde çok farklı görüşte insanlar var fakat Rum resmi görüşü, 60’lı yılları ‘Altın Çağ’ olarak değerlendirir ve 63’ü ‘Kıbrıs Türk İsyanı’ der, geçer. Rumlar resmi tarih dışında bir şey söylendiğinden filmi yadırgayacaktır. Ama yorum farklılıklarının fark edilmesi önemlidir. Bilirsen, hatırlarsan ve o şekilde affedersen bu sağlıklıdır. Yüzleşmediğin sorun seni mutlaka bulur.”

HAYALİNİZ VARSA RİSK ALIRSINIZ

Derviş Zaim’in, risk aldığı için “kahraman” olarak nitelendirdiği Rum oyuncu Popi Avraam, Annan planına ‘evet’ dediği için beş yıl iş bulamamış. Bu filmde oynamasının kendi halkı tarafından nasıl değerlendirileceği sorusunu “Riskli bir durum ama bir hayaliniz varsa ve buna inanıyorsanız başınıza gelecekleri umursamazsınız” sözleriyle yanıtlıyor. Kendi halkından tek bir kişinin bile “Belki de böyle olmuştur” demesinin filmi başarı kılacağı görüşünde Avraam; “Ülkemi seviyorum ve barışı istiyorum. Hatalarımızı görürsek geleceği çizebiliriz.” Popi Avraam filmde, oğlunu çatışmalardan uzak tutmayan çalışan, ne oğlunun ne de Türk komşularının canının yanmasını istemeyen Anna karakterini canlandırıyor.

BUNDAN SONRA KIBRISLILAR KONUŞACAK

Filmin Kıbrıs’a nasıl yansıyacağını en iyi değerlendirebilecek insanlardan biri, filmde Türklerin lideri pozisyonundaki Veli karakterini canlandıran Osman Alkaş. Altaş, Kıbrıs’ın en tanınmış ve oyuncularından biri. Bunun bir nedeni 14 sene sürdürdüğü ‘Torba’ isimli televizyon programı, diğeri ise 1980 yılında üç arkadaşıyla birlikte kurdukları  Lefkoşa Belediye Tiyatrosu. Altaş, Gölgeler ve Suretler’i, “İlk kez Kıbrıslıların konuştuğu bir film” sözleriyle değerlendiriyor. “Nedense Kıbrıslılar bugüne kadar hiç konuşmadı, korktu çekindi. Bizim hakkımızda daha önce yapılan filmler bizi hiç doğru yansıtmıyordu.”

Yönetmeninden, oyuncusuna, hatta teknik ekibine kadar Kıbrıslıların yarattığı bir film olmasının önemine işaret eden Altaş, “Bir filmden devrim yapmasını bekleyemezsiniz” dedikten sonra ekliyor: “Film herkesin ezberini bozacak, barışa büyük katkı sunacak, bundan sonra Kıbrıslılar konuşacak”.

Adalarının geleceğini bizzat iki halkın kendisinin belirlemesi iradesinin güçlendiği şu günlerde, ortak bir bellek oluşturmadan ortak bir gelecek kurmanın mümkün olamayacağını düşünenler için bir kalkış noktası olabilir Gölgeler ve Suretler. (Lefkoşa/EVRENSEL)


Cuma günü Lefkoşa’da, KKTC Cumhurbaşkanı Derviş Eroğlu, KKTC’nin eski Cumhurbaşkanı Mehmet Ali Talat, çok sayıda bakan, Türkiye’nin Lefkoşa Büyükelçiliği yetkilileri ve çok kalabalık bir davetli gruba izletilen film, ertesi gün adayı bölen ‘Yeşil Hat’ta, çoğunluğunu gazetecilerin oluşturduğu yaklaşık 50 kişilik bir Rum davetliyle buluştu. Özellikle sınırdaki bu gala, filmin objektif olup olmadığını ölçmek bakımından özel bir anlam taşıyordu. Gala sonrasında söz alan her davetli Zaim’i tebrik etti. Bir Rum gazeteci “Bütün detayları anlamlı ve gerçekti” derken bir başkası “Gençler için öğretici” olacağını söylüyordu. Aynı Rum izleyicinin “Pek çok karakterde kendimi ifade eden yanlar buldum, polisler hariç” sözleri küçük kalabalığı güldürmeye yetti.

70 yaşında olduğunu ve altyazıyı okuyamadığını, bu nedenle hatalı bir değerlendirme yapmasının mümkün olduğu ihtiyatıyla söze başlayan bir başka Rum izleyicinin, filmin EOKA’nın yanında TMT’den neden bahsetmediğini sorması üzerine yönetmen Zaim, hikayenin anlatıldığı köyde Türklerin TMT kuramayacak kadar zayıf ve güçsüz olduklarını ama Türklerin lideri konumundaki Veli karakterinin, yeterli silah bulmaları halinde savaşmaktan yana olacakken, zayıf olmaları nedeniyle ılımlı bir politika sürdürmek zorunda kaldığını aktardı. “Gücün Veli’nin politikasını değiştireceğini vererek TMT’yi de uykuda bir unsur olarak anlatmış olduk” diye konuştu.  

Zaim, özenine, uzun yıllara dayanan tarih okumalarına, fikirlerine güvendiği Rum arkadaşlarına danışmasına ve objektif olma gayretine rağmen Türk bir yönetmen olduğu için kendisinden “saf bir objektiflik” beklenmemesi gerektiğini, nokta koymak değil, ilerletici bir tartışmaya yol açmak istediğine işaret etti.

Filminin adanın güneyinde gösterilmesini isteyip istemediği sorulan Derviş Zaim: “Sadece Rum tarafında değil Yunanistan’da ve diğer ülkelerde de göstermek isterim. Hikayedeki milletlerin ismini değiştirirseniz film Filistin’de, Lübnan’da ya da Bosna’da yaşananlardan farklı gelmeyecektir. Evrensel bir hikaye olduğu için dünyanın her yerinde izlenmesi anlamlı olur” dedi.


‘TÜRK KAHRAMAN RUM KAHPE’ DEĞİL

Filminin adadaki barış sürecine nasıl bir katkı sunacağını sorumu: “Sıçan sidiğinin bile denize faydası vardır derler” sözleriyle yanıtladı oyuncu Erol Refikoğlu. Karagözcü Halil karakterini canlandıran Refikoğlu 41 yıldır sahnede, doğma büyüme Kıbrıslı bir tiyatrocu. Karagöz Halil’i bir köy filozofu olarak nitelendiren usta oyuncunun da ondan geri kalır bir tarafı olmadığını anlamam çok uzun sürmedi. Bu güne kadar Kıbrısla ilgili yapılmış filmlerin “Kahpe Rum, kahraman Türk”  şeklinde durumu resmettiğini, “Rumlar kesiyordu, Türkler kurtardı” savına dayandığını, oysa her iki tarafın da büyük hataları olduğunu görmek gerektiğini anlatıyor usta oyuncu. “Bizimkiler gençlere karşı ketum davrandı, gençlerimiz bu nedenle pek bir şey bilmez ama Rum gençler daha da fena, her şey 74’le, ‘Türkiye işgal edince’ başladı sanırlar. Oysa 50’lerde başlıyor çatışmalar, köy boşaltmaları. Mezarlar kazılınca Rumlar şaşırdı, ‘Biz bu kadar katliam mı yapmışız’ diye”

Başbakan Tayyip Erdoğan “besleme” nitelendirmesi için “Bundan büyük ayıp olmaz” diyen Refikoğlu şöyle devam ediyor: “Biz nasıl beslemeyiz? Türkiye 74’te anayasal düzeni tahsis etmek için geldi, peki hâlâ mı tahsis edemedi? Ekonomimizi bitirdi, nüfusumuzu şişirdi. 74’ten önce, kendi ayakları üzerinde durabilen bir ülkeyken bizi paketleriyle kendisine bağımlı hale getirdi. Okullarımız, hastanelerimiz, hapishanelerimiz yetmiyor çünkü bu küçük ülke 800 Türkiyeliye bakıyor. Besledikleri paralar kendi vatandaşlarına yetmiyor. Hapishaneler Türkiye’den gelenlerle dolu. Ekonomimiz kumarhaneye, kerhaneye bırakıldı. Bütün büyük oteller Türkiyelilerin ve hiç birinde Kıbrıslı çalışmaz. 60 bin Kıbrıslı İnönü meydanında toplandı. Daha ne yapalım? Burası Tunus da değil, savaş mı yapalım?”

Toplumsal varoluş lafının çok değerli olduğunu vurgulayan Refikoğlu, “bir zamanlar Rumlara karşı var olmaya çalışıyorduk. Şimdi kime karşı olduğunu biliyorsunuz...”


Gölgeler ve Suretler’de birbirleriyle akran ve komşu iki ateşli ‘düşman’ genci; Ahmet ve Hristo’yu canlandıran Constantinos Gavriel ve Buğra Gülsoy, galalarda filmdekinin aksine sık sık sarılarak poz veriyorlardı objektiflere.
Filmi “Dengeli ve çok doğru bir hikaye üzerine kurulu” sözleriyle değerlendiren Gavriel, “63’te biz daha çok ettik Türk tarafına göre. Bizimkilerin çoğunu kızdıracaktır film, öte yandan mutlaka beğenen, doğru bulanlar da olacak. Bizimkilerden bana kızanlar da olacak. Ama ben, Derviş Zaim’e ve projeye inandım ve o nedenle içerisinde yer aldım” diyor.

Buğra Gülsoy, “Bütün humanist karakterler ölürken iki tarafın birbirine karşı öfkesini temsil eden Hristo ve Ahmet sağ kaldılar. Yani milliyetçilik sağ kaldı.” sözleriyle filmden kalkarak 63’ün bugüne neyi devrettiğini aktarıyor. Kendi canlandırdığı Ahmet karakterini bir kahraman gibi göstermemeye özen gösterdiklerini söyleyen Gülsoy, Hristo ve Ahmet’in birbirlerine çok benzeyen iki genç olduğunu, birisi Rum diğeri Türk olmasa pekala çok samimi iki arkadaş olabileceklerini belirtiyor. İki tarafın da milliyetçi kesimlerinin filme tepki gösterebileceğini ifade eden Buğra Gülsoy, “Bir film izleyerek kimse akıllanmaz fakat bir soru işareti oluşturması dahi çok değerli” diyor.


“Gölgeler ve Suretler’’ 11 Mart’ta vizyonda

Derviş Zaim, Tabutta Rövaşata, Filler ve Çimen, Çamur, Cenneti Beklerken ve Nokta’dan sonra, 6. filminde Türk sinemasında az işlenen bir konuya, Kıbrıs’a eğiliyor.

‘’Gölgeler ve Suretler’’, 1963’te Kıbrıs’ta  başlayan olaylar sırasında bir Karagöz kuklacısı olan babasından ayrı düşen genç kızın geçirdiği dönüşüm ve olgunlaşma sürecini anlatıyor. Yıkılıp yanan köylerden, daha güvenli olan şehire kaçış macerası esnasında yaşanan dostluklar ve savaş ortamı,  Kıbrıs’ın hikayesine ışık tutuyor. Hikayenin fonunu ise Kıbrıs’ın Karpaz bölgesi ve Büyükkonuk Köyü’nün doğası, köyleri, tepeleri ve deniz oluşturuyor.

Türk ve Rum oyuncular; Osman Alkaş, Settar Tanrıöğen, Erol Refikoğlu, Buğra Gülsoy, Hazar Ergüçlü, Popi Avraam, Ahmet Karabiber, Nadi Güler, Ekrem Yücelten, Cihan Tarıman, Cem Yardımcı, Konstantinos Gavriel, Pantelis Antonas filmde yer alıyor.

www.evrensel.net