Kurak yaz kapıda

İktisatçı Mustafa Sönmez son bir aydaki gelişmelerin ekonomiyi büyümeden hızla küçülmeye doğru yönelttiğini söyledi.

İktisatçı Mustafa Sönmez, yaşananların ekonomiyi hızla küçülmeye doğru yönelttiğini ve bunun da yeni bir krize sürüklenmek anlamına geldiğini söyledi. Sönmez, buna karşı alınması gereken önlemlerin başında IMF ile borç takviminde bir müzakere sağlanması gerektiğini belirterek, "İkincisi, hemen sıcak para hareketlerine kontrol getirilmeli, keyfi işten çıkarmalara karşı önlemler düşünülmeli, bütçeden borç harcamaları azaltılıp sosyal harcamalar fazlalaştırılmalıdır" dedi. Sönmez ile ekonominin bugününü ve geleceğini konuştuk. Şu anki ekonomik görünümü nasıl değerlendiriyorsunuz? Ekonomi, Nisan'ın ikinci yarısı ve Mayıs'ın ilk yarısında yaşanan ve toplamı aylık yüzde 15'e ulaşan devalüasyonun etkisi altında. Nisan ortasından mayıs ortasına kadar kurlardaki değişme yüzde 15'in üstünde. Bu, haftalık devalüasyonun ise yüzde 3.2'ye yaklaşması demek. 2001 Şubat krizinde ard arda 7 hafta süren kur artışları toplamda yüzde 79'u, haftalık ortalamada yüzde 11.3'ü bulmuştu. 2001 büyük krizini izleyen 5 konjonktürde "kur oynamaları-sıçramalar" yaşandı. Ama hiçbirinin haftalık ortalaması son dönemde yaşadığımız yüzde 3.2'lik büyüklüğe ulaşmadı. Kurdaki sıçramanın yarattığı hali hemen kriz hali sayamayız elbette. Reel ekonomide hissedilir bir gerileme, reel gelir kayıpları, tüketimin azalması, yatırımların durması, işsizliğin artması, kısaca artık-değer üretiminin yavaşlaması halidir kriz. Böyle bakınca, her kur sıçramasını kriz saymak gerekmiyor. Nitekim 2001 krizinden sonra birçok konjonktürde kur sıçramaları yaşandı ama bunların hemen ardından ekonomide bir daralma hali yaşanmadı. Nisan ortalarından bu yana yaşanan kur artışlarının ise yakın gelecekte reel ekonomide daralmayı getireceğine dair önemli sinyaller geliyor. Bu anlamda, içinden geçtiğimiz durumu "maskelemek" hafife almak yerine ciddiyetle analiz etmek gerekiyor. Kısaca ekonomide, ABD faiz oranları, petrol fiyat artışları gibi değişkenlerin yanısıra, içeride ekonomide cari açığın büyümesi, sıcak para "vur-kaç"ına maruz kalmanın getirdiği travma ve siyasi düzeyde laik-anti/laik çatışmasının etkileri yaşanıyor. Borçlar, ödemeler dengesi açısından, dolardaki yükseliş ve piyasalardaki dalgalanmalar ne tür zorluklar çıkarabilir? Türkiye ekonomisinin her geçen yıl daha fazla dünya ekonomisi ile bütünleşmesi, bu anlamda "kur riski" altına girmesi, bir ayda yüzde 15'in üstündeki devalüasyonun etkisini daha önemli kılıyor. Ülkemizde yabancı para işlemlerinin toplam ekonomik aktivite içindeki payı hızla büyümektedir. Toplamı 115 milyar doları bulan dış ticaretin milli gelirdeki payı yüzde 60'a yaklaşmıştır. Dış borç stoku milli gelirin yüzde 62'sinin üstüne çıkmıştır. Bankacılık sektöründe yabancı para pasifleri, toplam pasiflerin yüzde 43'üne ulaşmıştır. Dolayısıyla ekonomide yabancı para kullanımının boyutlarının yüksekliği, kur artışlarına ve riske karşı duyarlılığı artırmış durumda. Yaşadığımız son konjonktürde de öyle oldu. Dolardaki artış ve ham petrol fiyatlarındaki tarihi tırmanış, Türkiye'nin ithalat faturasını oldukça büyüttü. İç borçların dolar karşılığı, devalüasyon oranında arttı. Devlet kağıtlarındaki faizlerin yüzde 30'lara yeniden tırmanması borçlanma maliyetlerini artırdı. Bütün bunların maliyet enflasyonu yaratması ve yüzde 12 olarak belirlenen enflasyon hedefini saptırması kaçınılmaz. Tek başına ham petrol fiyatlarının yükselişi bile, Türkiye'nin enerji faturasını olağanüstü artırdı. Ne kadarlık bir fatura? Ham petrol fiyatlarının uluslararası piyasalarda 40 doların üzerinde seyretmesi, hem cari işlemler açığı hem de enflasyon hedefi açısından tehdit oluşturmaya başladı. Hükümet, artan ham petrol fiyatlarını ve dolar kurundaki artışın getirdiği maliyeti, hemen yurt içinde akaryakıt fiyatlarına yansıttı. Dolasıyla Türkiye'nin ortalama 35 dolara mal ettiği ham petrol fiyatı, sadece ham petrol ithalatına 1.6 milyar dolarlık ek yük getiriyor. Ama bununla kalmıyor, doğalgaz ve petrol ürünü ithalatıyla birlikte 3 milyar doların üzerinde bir ek fatura sözkonusu. Bu zamlar ekonominin krılganlığını artırdı ve krize gidişi körükledi. 1999'da da aynı şeyler yaşanmıştı. 2001 krizinde petrol fiyat artışları nasıl etkiledi krizi? Hatırlayacaksınız, 1999 yılında ortalama 16.5 dolar olan ham petrol fiyatının 2000 yılında 27 dolara kadar yükselmesinin de büyük etkisi olmuştu. Bu yükseliş hem cari işlemler açığını büyüterek Türkiye tarihinin hala kırılamamış rekoru olan 9.8 milyar dolara çıkararak 2001 yılındaki krize zemin hazırlamış, maliyetleri artırarak enflasyonun yüzde 20 olan hedefin oldukça üzerinde kalmasında büyük rol oynamıştı. Zamların, bütçe gelirlerine etkisi ne olacak? Akaryakıta yapılan son ÖTV zammı; bir süredir petrol fiyatları ve kurdaki hızlı yükseliş nedeniyle oluşan maliyet artışlarının tüketiciye yansıtılmaması için gerçekleştirilen ÖTV indirimlerinin bütçe gelirleri üzerinde yarattığı tahribatı gidermeye yetmedi. IMF'nin istediği ek kaynak paketi kapsamına akaryakıta bundan önceki en son zammın yapıldığı 27 Şubat'tan son ayarlamaya kadar olan dönemde, kurşunsuz benzinin rafineri satış fiyatı yüzde 50 artarken, ÖTV miktarı yüzde 19.7 aşağı çekilerek, bu maliyet artışı pompa fiyatına yansıtılmamıştı. Ancak, bütçe gelirleri açısından büyük önem taşıyan akaryakıttaki ÖTV tahsilatında hızlı bir düşüş yaşanmıştı. Akaryakıttan alınan ÖTV'de 18 Mayıs'tan geçerli olmak üzere yapılan son artırımlar, Maliye'nin anılan dönemde yaşadığı gelir kaybının ancak küçük bir bölümünü karşılayacak düzeyde kaldı. Bu artırımlara rağmen kurşunsuz benzinin litresinden alınan toplam vergi 1 milyon 139 bin 561 lirayla, 27 Şubat'takinin 110 bin 158 lira altında kaldı. Başka bir deyişle, yapılan zamma rağmen, Maliye, yurt içinde satılan benzinden şubat ayına göre yüzde 9.7 daha az vergi geliri elde edecek. Dolayısıyla, ya yeni bir zamla bu açık kapatılacak, ya da bütçe hedefleri sapacak, faiz dışı fazla hedefinde sorunlar çıkacak ve IMF ile dış kreditörlerle sorunlar yaşanacak..


KRİZ YOLDA İSE NE YAPILMALI? Son bir ayda hızlanan kur artışlarının ardından yaşanabilecek olası gelişmeler, bu yıl yüzde 5 olarak hedeflenen büyümenin maddi şartlarını azaltmış, ekonomi hızla bir küçülme patikasına sürüklenmiş görünüyor. Bu, yeni bir krize sürüklenmek demektir. Korkarım, yalancı bahar bitti, kurak bir yaz geliyor... Yaşananları maskelemek ya da "beklentileri bozmamak" adına çarpıtmak yerine, soğukkanlılıkla tartışmak ve yaklaşan tehlikenin yoksulluk ve artmış işsizlik şeklindeki toplumsal maliyetini en aza indirmede, maliyetin hiç olmazsa bu kez daha adilce dağıtılmasını gerçekleştirmede geç kalınmamalıdır. Bunun için de öncelikle IMF ile borç takviminde bir müzakere sağlanmalı ve oradan krize karşı bir soluk borusu elde edilmelidir. İkincisi, hemen sıcak para hareketlerine kontrol getirilmeli, sıcak paranın anlık giriş çıkışlarının yarattığı tahribatların hiç olmazsa bugünden sonra önüne geçilmelidir. Ekonomide kontrollü bir soğumaya gidilirken toplumun yeni bir kriz darbesini yemesinin önlemleri alınmalı, keyfi işten çıkarmalara karşı önlemler düşünülmeli, bütçeden borç harcamaları azaltılıp sosyal harcamalar fazlalaştırılmalı, vergi alanında tamamen yoksullukla mücadeleye ayrılacak fonlar yaratmak üzere bazı düzenlemelere gidilmelidir. Toplumun 2001'de yaşadıklarından sonra yeni bir kriz kaldırabilecek gücü kalmadı. Umalım , bunu sorumluluk sahibi herkes görsün...


REEL EKONOMİDE NELER YAŞANABİLİR?
  • "Kur düzelmesi" şeklinde maskelenen son kur tırmanışının, enerji zamlarının reel üretimi etkilemesi de kaçınılmaz. ABD'nin artıracağı faizerin olumsuz etkilerinin yanısıra, artan enerji maliyetleri ve fırlamış kurlarla, ithalatın pahalılaşacağı açık. İhracat sektörü, ithalatın üçte birini ihraç ürünleri için yapıyor. Dolayısıyla, ihracat sektörü pahalılaşmış girdilerle rekabet gücü bulmaya çalışacak.
  • İç ve dış borç stoku kur artışlarından yeni maliyetler üstlenecekler, faiz ödemeleri , faiz oranları artacak.
  • Cari açıktaki büyümenin Nisan sonunda ulaştığı boyutların açıklanması, küçülme komutlarını daha da artıracak, özellikle IMF, Faiz Dışı Fazla hedefini sembolize ederek, kamudan başlayan özelde sürecek bir küçülmeyi dayatacaktır.
  • Artan faizler, hem yatırımları hem özel harcamaları, hem de faiz ödemelerinin payının büyümesi ile kamu harcamalarını daraltacak. Yani iç talep yeniden daralacak.
  • Görece canlanmış iç talebin geriletilmesi ile, son 6 aydır iç talepten kaynaklanan büyümenin ilgili bölümü büzülecek. İhracata dönük üretimin de maliyeti, artmış ve daha da artması muhtemel kurlarla, yükselen enerji ve diğer girdi maliyet kalemleri büyüyecek ve hedeflenen ihracat, dampingli satışlara karşın, dış talepteki olası değişmelerin de etkisiyle, gerçekleşemeyebilecek.


    ENFLASYON, BANKACILIK Enflasyonda beklentiler nasıl? Hem kurlardaki artışın hem de enerji maliyetlerinin TEFE' ye yansıması kaçınılmaz. Bunu TÜFE artışları izleyecektir. Artan girdi maliyetleri ile birlikte tarımda yaşanan kuraklık fiyat artışlarını hızlandıracaktır. Zincirleme zamlar gündemdedir. KİT'lern ertelenmiş zamları gündemdedir. Dolayısıyla, yüzde 12'lik enflasyon hedefi ciddi tehdit altındadır. Bankacılık, son gelişmelerden nasıl etkilendi? Son bir ay, yapılan onca reforma rağmen bankacılıkta kırılganlığın henüz giderilmediği görüldü. En küçük bir sıcak para çıkışıyla yaşanan yüzde 15'lik devalüasyon yine bazı bankaların kimyasını bozdu. Yabancı para varlık ve yükümlülüklerini dengeme konusunda bazı dersler alınmış olmakla beraber, bu dengeyi kuramayan bazı bankalar var ve son kur artışlarından önemli ölçüde etkilenecekler.

    www.evrensel.net