22 Mayıs 2004 01:00

İlaçta büyük kandırmaca

İlaç fiyatlarını Euro'ya endeksleyen AKP Hükümeti, temmuz ayında başlayacak bir zam dalgasının kapısını araladı.

Paylaş
Yeni kararname ile 14 Nisan'daki döviz kuruna göre ayarlanan ve 15 Haziran'da yürürlüğe girecek olan indirimli ilaç fiyatları, 15 Temmuz'daki döviz kuruna göre tekrar ayarlanacak. Bu yeni ayarlama ile 1 aylık 'ucuzluk' dönemi bitecek ve fiyatlar katlanarak artacak. Sağlık Bakanı Recep Akdağ, yeni ilaç fiyat kararnamesine göre, ilaç fiyatlarında 14 Nisan'daki döviz kuruna göre yapılan fiyat indirimine, dövizin artması nedeniyle gelen tepkileri gazetecilere değerlendirdi. Akdağ, ilaç fiyatlarına ilişkin kararnameyi, sektör temsilcileriyle birlikte anlaşarak hazırladıklarını belirterek, indirimin geçici olduğunu söyledi. 15 Haziran için ilan edilen indirimli ilaç fiyatlarının geçerli olacağını ancak, kararname çerçevesinde kurla ilgili gerekli düzenlemelerin de mutlaka yapılacağını vurgulayan Akdağ, ilaçtaki 'indirim' aldatmacısını şu sözlerle itiraf etti: "Objektif bir usul getirmiş oluyoruz. Tabiatıyla kurdaki artış ve azalmalar fiyatlara yansıtılacaktır."

1 aylık indirim Kararnameye göre, fiyatlar belirlendikten 1 ay sonra, yüzde 5'ten fazla kur artışı olması halinde bunun göz önüne alınacağını kaydeden Akdağ, "Siz 100 Euro'ya ilaç ithal etmişseniz, Euro'nun kur olarak artması ya da azalması fiyatları değiştirecektir. 15 Haziran'dan sonra 1 ay bekleyeceğiz. 14 Nisan'a göre kur farklılığı oluşmuşsa, fiyatlar ona göre yeniden belirlenecek. İlaca zam gelebilir" savunmasında bulundu.

Dövizdeki durum İlaç fiyatları belirlenirken esas alınan 14 Nisan gününde Merkez Bankası'nda 1 Euro'nun fiyatı 1 milyon 610 bin Türk Lirası civarındaydı. Merkez Bankası, önceki gün Euro'nun efektif satış kurunu 1 milyon 860 bin lira olarak açıkladı. Böylelikle, 14 Nisan ile bugün arasında yüzde 15'lik kur artışı yaşandı. Döviz kurunda 15 Temmuz'a kadar yaşanacak dalgalanmalar, ilaç fiyatlarını etkilemeyecek. Fiyatlar, 15 Temmuz'daki döviz kuruna göre tekrar ayarlanacak. Bu durumda da fiyatlar da önemli artışlar meydana gelecek.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Töre kıskacında kadın -2
   Sadece 'Doğu' demek yanlış olurDerya Karaçoban Diyarbakır Barosu Başkan Yardımcısı Avukat Meral Danış Beştaş, "namus" ve "töre" cinayetlerinin bu kadar yoğun tartışılmasının önemli olduğunu ifade ediyor. Cinayetlerin önüne geçilmesi için gerekli yasal düzenlemeler yapılması ve toplumun bilinç seviyesinin yüksetilmesi gerektiğini dile getiren Beştaş, kadınlara iş olanakları sağlanmasını da istiyor. Avukat Beştaş, sorularımızı yanıtladı. - Namus ve töre cinayetlerine ilişkin son günlerdeki tartışmaları nasıl değerlendiriyorsunuz? - Namus cinayetlerinin bu kadar yoğun tartışılmaya başlanması önemli bir gelişme. İlerleme olabilmesi için yasal değişikliklerin olması, toplumun duyarlı hale getirilmesi, kadınların kendi haklarının bilincine varması ve bu cinayetlerin toplumun normal kabul etmesi gereken ölümler olmadığının görülmesi önemli. Son günlerde 'bu namus cinayeti mi, töre cinayeti mi?' diye bir tartışma yapılıyor. Bu cinayetler salt töre cinayeti olarak nitelendirilmemeli. Sadece 'töre' kelimesinin kullanılmasının şu sakıncası var: "Bu cinayetler sadece Güneydoğu Anadolu Bölgesi'nde işlenir. Kürtler töreleri gereği bunları işlerler" diye bir yargı var. Bu yargıya katılmıyorum. Kadınların öldürülmesinin temel nedeni sonuçta namus kavramı. Namus kadının vücudunda görülüyor ve bu cinayetler Türkiye'nin her tarafında işleniyor. - Namus ve töre cinayetleri Meclis'e taşındı... - Gündeme gelmesi olumlu, ancak vahşi cinayetlerle gündeme gelmesi üzücü. Kamuoyunda bu kadar sansasyonel şekliyle tartışılmıyordu, ancak biliniyordu. Kadınların cinayete kurban gittiğini, uygulanan yasaların sanıkları koruduğunu Türkiye'deki birçok kadın örgütü defalarca gündeme getirdi. Şu anki duyarlılık memnuniyet verici. Geçmişte de duyarlı olmaları gerekirdi. Güldünya, Nuran ya da Kadriye'nin öldürülmesinden çok önce de bu tartışılabilirdi. Son Anayasa değişikliğinde kadın ve erkeğin eşit haklara sahip olması yönünde bir hüküm getirilmek isteniyordu. Bu tek başına yeterli değil. Anayasa'da kadın erkek eşitliği güvence altında zaten. Önemli olan eşitliği sağlayacak olan önlemlerin alınması. Kadınlar lehine bir ayrımcılık istiyoruz biz. Bunu istemenin temelinde de kadına karşı her türlü ayrımcılığın önlenmesi sözleşmesi var. Türkiye zaten bu sözleşmeyi imzalayarak bir hükümlülük altına girdi. Pozitif ayrımcılık gerekiyor kadınlar lehine. - Yasal değişikliklerin tek başına yeterli olmadığını ifade ediyorsunuz. Peki ne yapmak gerekiyor? - Yasal değişiklikler önemli değildir, değil. Önemli olmasının sebebi şu. Bu suçları işleyenlerin alacakları ceza caydırıcı olmalı. Bir vatandaş 'ben birini öldürüsem, tecavüz edersem, namus cinayeti işlersem nasıl olsa az ceza yerim kurtulurum' mantığını taşıdığı sürece bu suçlar önlenemez. Bu yasal koruma mekanizmasının olmazsa olmaz koşuludur. Öte yandan kadın hakları mücadelesinde kadınların tüm yaşadıkları ve onlara yönelmiş tehditler bütünlüklü ele alınmalı. Ve söz konusu haklar konusunda kadınlar bilinçlendirilmeli. Kadınlar, erkeklerle eşit olduğunu, ailesinden bağımsız bir birey olduğunu kabul eder ve benimserse yaşamları ve gelecekleri hakkında söz sahibi olabilirler. Sorunları aşabilirler. Bu ise toplumumuz için bir ütopya. Bu sorunlar sadece Türkiye ile de sınırlı olarak alınmamalı. Dünyanın hiçbir yerinde kadın sorunu çözülebilmiş değil. Bunun için de ciddi bir toplumsal değişim gerekiyor. Kadınların kendi haklarına sahip çıkmaları ve bunun için devletin mekanizmalar geliştirmesi şart. Kadın "Yapacak bir şeyim yok, çocuklarım var, para kazanamıyorum, bu yaşantıya mahkûmum" dememeli, devlet bu kadına olanak sağlamalı ve yaşantısını değiştirmesi için şans tanımalı. Kadın sığınma evleri olur, iş imkânları olur... Yani sosyal devlet uygulamaları geliştirilmeli.


'NİTELİKLİ ADAM ÖLDÜRME' MADDESİ İSTİYORUZ Namus cinayetlerine uygulanan ağır ve hafif tahrik hükümlerini içeren 51 yasa maddesi var. Kamuoyunda bu maddeler mutlaka uygulanmak zorundaymış gibi bir yargı var. Bu her şeyden önce hakimin kararına bağlı olan bir yasa maddesi. Hakimlerin görevliyken bağlı olması gereken kurallar var. Ancak hakimler de kadına, cinsiyete bakış açısında, toplumsal etkilerden nasiplerini almışlar. Objektif bir değerlendirme yapacak diye bir kural yok. Hakim 'vallahi kızın tecavüze uğraması tahrik değildir' sonucuna varıp tahrik hükümlerini uygulayamayabilir. Ya da "Baba Vanlıdır. Geleneksel bir ailesi vardır. Çocuğunun tecavüze uğramasını kirlenmişliktir onun için. Kızını artık evlendiremez. Namusu kirlenmiştir" diye bir yorum da yapabilir hakim. Hakim bu yorumu yaparsa tahrik hükmünü uygulayabilir. Ama diğer bir yorum da şudur: "Bir çocuk, genç kız veya yetişkin bir kadın, bu tecavüze uğramayı istemedi. Sonuçta kendisi işin mağduru. Başkası tarafından kendisine tecavüze edildi. Burada onun hiçbir kusuru yok. Ve vücudu onun. Yani bu acıyı en çok o çekecek. Bu nedenle babasının öldürmesi kesinlikle tahrik yoktur ve tahrik hükmünün kesinlikle uygulanmaması gerekmektedir" diye bir yorum yelpazesi de var. Tabii ki insan hakları ve özgürlüklerini temel alan ve haklarını koruyan bir yaklaşımın tercih edilmesi gerekiyor. Suçun caydırıcı olması için hakim ve savcıların bu konuda görüşleri hayati derecede önemli. Sadece değişikliklerin yapılmasıyla çözümlenebilecek durum değil. TCK'da da töre ve namus cinayetleri kavramı çokça tartışıldı. Tahrik hükümleri uygulansın mı, uygulanmasın mı? En son "haksız fiil" kavramı getirildi. Bu, "Tecavüzden tahrik oldum, kızım başka biriyle ilişkiye girdi. Tahrik oldum. Namusum kirlendi" ya da "Sokakta bir erkekle konuştu, tahrik oldum" gibi gerekçelere sığınılamayacak bir madde. Tasarıya "tahrik" yerine "haksız fiil" kavramı getirildi. Henüz yasalaşmadı. Ancak bizim talebimiz namus adı altında işlenen cinayetlerin "nitelikli adam öldürmek" maddesi adı altında düzenlenmesi. Yeni yasa tasarısında namus-töre cinayetlerine ilişkin düzenleme yeterli değil. Nitelikli adam öldürme maddesi halen töre cinayetleri için söz konusu değil. Yine ağır tahrik veya hafif tahrik hükmünün uygulanıp uygulanmaması hakimin inisiyatifine bağlı.

-BİTTİ-

ÖNCEKİ HABER

"BİR SAVAŞ ÖRGÜTÜ: NATO -1

SONRAKİ HABER

Cumartesi Anneleri’ne insan hakları, barış ve demokrasi ödülü

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa