16 Mayıs 2004 01:00

Kardeşlik kararlılığı

ODTÜ öğrencilerinin Dicle Üniversitesi öğrencileri ile "Kardeşlik Köprüsü" kurma girişimlerine tahammül edemeyerek öğrencilerin üzerine jandarmayı salan rektörlüğe karşı ODTÜ'de kitlesel bir yürüyüş yapıldı.

Paylaş
ODTÜ ve Dicle Üniversitesi öğrencilerinin "Kardeşlik Köprüsü" kurma girişimlerine Ankara'da çıkarılan engel, öğrencileri yıldırmadı. Dicle Üniversitesi ile attıkları Kardeşlik Köprüsü'nü dinamitlemeye çalışanlara inat ODTÜ öğrencileri önceki gün yine binlerle ODTÜ Stadyumu'na "Devrim" yazdı. 18'nci Uluslarası Bahar Şenliği çerçevesinde düzenlenen konserler öncesi bir yürüyüş gerçekleştiren ODTÜ öğrencileri, kardeşlik düşmanlarına ve NATO zirvesine geçit vermeyeceklerini duyurdular. El ele ve mumlarla ODTÜ Stadyumu'na "Devrim" yazan öğrenciler, hep bir ağızdan Venseremos'u söyleyerek, "İstanbul NATO'ya kapılarını kapatıyor. Kapanan kapıların ardında ODTÜ'lüler de duruyor" dediler.

ODTÜ tarihini hatırlattı Bine yakın öğrenci önceki gün ODTÜ içinde yürüyüş düzenleyerek, Kardeşlik Köprüsü etkinliğinin engellenmesini ve haziran ayında gerçekleştirilecek NATO zirvesini protesto etti. "Yaşasın devrim ve sosyalizm", "NATO'ya geçit vermeyeceğiz" ve "ODTÜ Dicle kardeş, rektörlük kalleş" sloganları ile ODTÜ Stadyumu'na giren öğrenciler, "NATO'ya YÖK'e hayır" pankartı taşıdılar. Grup Kibele'nin türküleriyle halaylar çeken öğrenciler, 1969'da ODTÜ Stadyumu'nun tribünlerine çıkmayan bir boyayla "Devrim" yazan 68'lilere gönderme yaparak, stadyumda el ele tutuşkular ve mumlarla "Devrim" yazdılar. Öğrenciler, haziran ayında gerçekleştirilecek NATO zirvesine karşı hep birlikte "Venseremos"u söylediler.

NATO'ya geçit yok Konseri izleyen salsa gösterisinin ardından Öğrenci Toplulukları adına yapılan ortak açıklamada "Öğrenci şenliklerinin ticaretten uzak, sponsorsuz, üretime ve paylaşmaya dayalı bir biçimde kurgulandığı" vurgulandı. Gerçekleştirilen her etkinlikte, NATO'ya karşı sesler yükseldiği, öğrencilerin üniversitelerine ve geleceklerine sahip çıkacaklarını ifade ettikleri belirtilirken, bu durumun "kimi malum kesimleri" rahatsız ettiği vurgulandı. Açıklamada şenliklerin önünün kesilmesi için provokasyon yapıldığı belirtilerek, "Dicle'den gelen dostlarımızla birlikte planladığımız etkinlikler, rektörlüğün tavırları sonucunda yasaklandı ve dostlarımızın okula girmesine izin verilmedi. Üniversitelerimize halkların kardeşliğini savunanlar değil, halkların katili NATO ve kurumları alınmak istenmektedir" denildi. 28 Haziran'da yapılacak NATO zirvesini engelleme çağrısının yaplıdığı açıklama, "Biliyoruz ki İstanbul NATO'ya kapılarını kapatıyor. Kapanan kapıların ardında ODTÜ'lü öğrenciler de duruyor" ifadesiyle son buldu. Şenliklerin üçüncü günü Kübalı sanatçı Gerard Alfonso'nun verdiği konserle sona erdi.


Kardeşlik engel tanımıyor ODTÜ ve Dicle Üniversitesi öğrencileri, Kardeşlik Köprüsü'nü engellemeye çalışan ODTÜ Rektörlüğü'nü ve jandarmayı protesto ettiler. ODTÜ ve DÜ öğrencilerinin dün öğle saatlerinde Yüksel Caddesi'nde yaptıkları eyleme, İHD, KESK'e bağlı sendikalar ve TMMOB'a bağlı odaların yöneticileri de destek verdi. "Baskılar bizi yıldıramaz", "Kardeşlik Köprüsü engellenemez" ve "ODTÜ Dicle kardeş, rektör kalleş" sloganları ile İnsan Hakları Anıtı önünde bir araya gelen öğrenciler, "Kardeşlik Köprüsü'nü engelleyen rektör istifa" ve "Yaşasın halkların kardeşliği" yazılı dövizler taşıdı. ODTÜ ve DÜ öğrencileri adına açıklama yapan Dicle Üniversitesi Öğrenci Derneği Başkanı Hüseyin Aydın, "Dicle de ODTÜ de YÖK üniversitesi olmasına rağmen, Dicle diğer üniversitelerden farklı uygulamalara tâbi tutulmakta ve üvey evlat muamelesi görmektedir" dedi. ODTÜ'lülerin Dicle ziyaretinin ardından "Diclelilerin ODTÜ'yü ziyaret etmesi kararı alındığını" hatırlatan Aydın, "Gelişimizin amacı daha çok öğrenciyle buluşmak, sorunlarımızı paylaşıp çözüm bulmak ve daha büyük bir öğrenci birlikteliğini ve örgütlülüğünü oluşturmaktı. Ama Türkiye'nin başkenti olan Ankara'da ve sözde 'en demokratik' üniversitesi olarak bilinen ODTÜ'de antidemokratik ve çağdışı uygulamalarla karşılaştık" diye konuştu. Ellerinde etkinlik bileti olmasına rağmen ODTÜ'ye alınmadıklarını, tazyikli su, biber gazı ve coplarla saldırıya uğradıklarını hatırlatan Aydın, ODTÜ Rektörü Ural Akbulut'un "Üniversiteye her sene onbinlerce öğrenci giriyor" sözlerine dikkat çekerek, tam tersi bir uygulama ile karşılaştıklarının altını çizdi. Aydın, farklı üniversitelerden öğrenciler kampus içindeyken Diclelilerin alınmamasının asıl nedenini, "Farklı kimlikten, kültürden ve Kürt sorununun demokratik yollardan çözümünden yana olmamız" diyerek açıkladı. Açıklamanın ardından Kürtçe ve Türkçe türküler söyleyen öğrenciler, davul ve zurna eşliğinde halay çektiler. Bu sırada Öcalan lehine slogan atılması ve sarı-kırmızı-yeşil puşiler taşınmasını bahane eden güvenlik güçleri açıklamaya müdahelede bulunmak istediler. Kitle örgütü temsilcilerinin araya girmesiyle olayın büyümesi engellendi.


Kardeşlik türkülerini söylemeye devam edeceğiz İZLENİM / İlhan İlbay Yaklaşık bir ay önce ODTÜ'den arkadaşlarımız gelmişti "Kardeşlik Köprüsü"nün temellerini atmak için. Ve iki gün boyunca birlikte düzenlediğimiz etkinliklerle başta Kürt sorunu olmak üzere birçok konuda fikir alışverişinde bulunmuştuk. Daha çok da birbirimizi tanıma fırsatı bulmuştuk. Özellikle misafir ettiğimiz arkadaşlarımızın gelmeden önceki kaygılarının yerini kardeşlik ve birliktelik fikrinin alması bizi çok mutlu etmişti. Yeniden buluşmak sözü ve bu Kardeşlik Köprüsü'nü tüm Türkiye'ye yayma kararıyla uğurlamıştık ODTÜ'lü kardeşlerimizi. Sonrasında bu buluşmanın ikinci ayağını oluşturmak için ODTÜ'den kol, kulüp ve toplulukların davetlisi olarak Ankara'ya geldik. Ancak burada, rektörlük tarafından, katılmak istediğimiz bahar şenliklerine alınmayacağımız açıklandı. Okulun giriş kapısının dışında biz, içeride de kardeşlerimiz rektörle görüşmelerin sonuçlarını beklemeye başladık. Fakat bir gün önce Meclis'ten çıkarılan YÖK yasası karşısında demokrasiden, özerklikten bahseden ODTÜ Rektörü Ural Akbulut bizi içeri almayacağını söylüyordu. Demek ki onun için demokrasi sadece imam hatiplilere karşı birleşmekmiş. Öğrencilere, gelin birlikte bu tasarıya karşı demokratik ve özerk üniversite mücadelesi verelim diyen rektör, öğrencilerin "Tamam, gelin yapalım" çağrılarına yanıt vermediği gibi Dicle Üniversitesi'nden (DÜ) gelen gençlere de sanki DÜ, YÖK'e bağlı değilmiş, sanki bu memleketin üniversitesi değilmiş muamelesi yaptı. Elbette bazı sorunlarla karşılaşacağımızı biliyorduk. Ancak üzerimize biber gazı ve su sıkılacağı ve jandarmanın saldırısına uğrayacağımızı pek düşünmemiştik. Ama onlara en güzel cevabı ODTÜ'den kardeşlerimizle birlikte haykırdığımız, "Kardeşlik Köprüsü engellenemez", "Bijî biratîya gelan" sloganlarıyla verdik. Ama bu buluşmanın başından beri en küçük bir çaba harcamamış, hiçbir işe katılmamış bazı grupların ODTÜ'ye girmek için verdiğimiz mücadele sırasında takındığı tutum ibret vericiydi. Bu buluşmayı ve taşıdığı büyük değeri bir kenara bırakarak kendi sözlerini dinletmeye çalışan bu guruplar meseleyi neredeyse kavgaya vardıracaklardı. Özellikle TKP'li gençlerin, kapı önündeki gerginlik sırasında, "Şöyle yapalım, böyle yapalım"la biten 'ateşli' laflarının ardından, tam jandarmanın müdahalesinin olduğu anda yaptıkları, "TKP'li arkadaşlar yan tarafa gelsin" çağrısı az önceki konuşmaların, iş icraata gelince yerini mücadele kaçkınlığına bıraktığını çarpıcı bir şekilde ortaya koydu. Hele olaylar bittikten sonra, Kardeşlik Köprüsü'nün oluşmasında ve devam ettirilmesinde büyük emeği olan gençlere karşı takındıkları tutum en hafif deyimle, utanmazlıkta sınırsızlığı temsil ediyordu. Tüm bu gelişmeler, kurmaya çalıştığımız Kardeşlik Köprüsü'nün zor bir yolda ilerlediğini, ama ne olursa olsun ilerleyeceğini gösterdi. Yine kol kola halaylarımızı çektik, bardaktan boşanırcasına yağan yağmurun altında hep bir ağızdan kardeşlik türkülerini söyledik. Ve bundan sonra da söylemeye devam edeceğiz. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Polis dayağı Meclis gündeminde Serpil Savumlu Ankara Anafartalar Karakolu'nda görevli polislerin 9 Mayıs akşamı, "karakol önüne sigara izmariti attıkları" iddiasıyla Kemal Yaratılmış, H.Y. ve Emre Camcı adlı 3 genci öldüresiye dövmeleri Meclis gündemine taşındı. CHP Konya milletvekili Attila Kart, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'dan, son günlerde polis karakollarında gerçekleşen insanlık dışı uygulamalarla ilgili olarak açıklama yapmasını ve olaylarla ilgili son gelişmeleri açıklamasını istedi. Gazetemizde "Karakol terörü" manşeti ile verilen olayda, yeğeni Emre Camcı'yla birlikte Anafartalar Karakolu önünden geçen Kemal Yaratılmış yere izmarit atmış ve daha sonra kapıda nöbet tutan polisin küfürlerine maruz kalmıştı. Polis memuru ve Yaratılmış arasında çıkan tartışma sonucunda Yaratılmış olay yerinden uzaklaşmıştı. Bu gelişmenin ardından Yaratılmış'ı aramaya çıkan polisler, kendisine çok benzeyen kardeşi H.Y.'yi kıyasıya dövmüşlerdi. Hızlarını alamayan polisler sokak ortasında kıstırdıkları Kemal Yaratılmış ile kuzeni Emre Camcı'yı da kazma sapları ile öldüresiye dövmüşlerdi.

Açıklama bekleniyor Soru önergesi vererek olayı Meclis gündemine taşıyan CHP Konya milletvekili Atilla Kart, İçişleri Bakanı Abdülkadir Aksu'dan açıklama istedi. Soru önergesinde, Kemal Yaratılmış, Emre Camcı ve H.Y.'ye baskı yapıldığı ve dövüldüklerine ilişkin fotoğrafların mevcut olduğu belirtilerek, Kemal Yaratılmış'ın 15 gün işgöremez raporu aldığına ve böylece acımasızca dövüldüğünün anlaşıldığına dikkat çekildi. Önergede Yaratılmış'ın kardeşi H.Y.'nin de 10 gün işgöremez raporu aldığı ifade edildi.

'Ne yaptınız?' Kart'ın önergesinde şu sorulara yanıt istendi:
  • Kemal Yaratılmış ve kadeşi H.Y.'nin acımasızca darp edildiğini gösteren bu raporlar ve fotoğraflar karşısında, Anafartalar Polis Karakolu'nda görevli olan yetkililer ve polis memurları hakkında herhangi bir yasal işlem başlatılmış mıdır? Başlatıldıysa bu soruşturmaların içeriği ve sonucu nedir?
  • Emniyet örgütünde her geçen gün artan ve "keyfi, sorumsuz, hukuk dışı, partizanca" uygulamalar aşamasına varan bu gelişmeler karşısında bakanlık olarak ne gibi tedbirler alınacaktır?
  • Bu ve benzeri olayların meydana gelmesinde emniyet yapılanmasında kadrolaşma boyutlarını aşan, kıdem ve liyakatı esas almayan görevlendirmelerin etkili olduğu yolundaki eleştiri ve değerlendirmelere nasıl bir açıklama getirilebilir?
  • Toplumda huzuru sağlamak, infiali önlemek görevi ve sorumluluğu olan emniyet örgütünün, olayları yatıştırmak yerine adeta gerginlik sebebi olmasının ve bu tür uygulamaların yoğunlaşmasının gerekçesi ve açıklaması ne olabilir? Niteliksiz kadrolaşmanın yaratmış olduğu bu sonuçların önlenmesi bakımından ne gibi çalışmalar yapılmaktadır?
  • Kemal Yaratılmış ve H.Y.'nin babaları Namık Yaratılmış'ın eylemi gerçekleştiren polis memurları hakkında Anafartalar Polis Karakolu'na yapmış olduğu şikâyet neden işleme konulmamıştır? Darp edilen ve "olayın mağduru" konumunda olan bu kişiler hakkında "Karakola bıçakla saldırdılar" iddiasıyla herhangi bir işlem yapılmış mıdır?

    Karakollar incelemede Atilla Kart, başka bir soru önergesiyle de İstanbul Emniyet Müdürü Nurettin Cerrah'ın Maltepe İlçe Emniyet Müdürlüğü'nde gözaltında bulunan şahısların bırakılmasını isteyerek "Ben İstanbul Emniyet Müdürü'yüm, kanunsuz da olsa benim emrim yerine getirilir" dediğini ve olay sorasında İlçe Emniyet Müdürü Ali Murat Dağlı'nın görevden alındığnı hatırlattı. Kart, Bakan Aksu'nun, Emniyet Müdürü ile ilgili iddiaları ve Dağlı'nın görevden alınması konusunu açıklığa kavuşturmasını istedi.

    src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    Rant hırsına binalar dayanmıyor.... Çağrı Yağar Ana kolonlarında çökme meydana gelen ve tamamen çökme tehlikesi bulunan 13 katlı Antalya Özel İdare binasındaki çatlakların 6. kata kadar çıktığı tespit edildi. İlk incelemeler sonucu, bina zeminin uygun olmadığı, kullanılan betonun kalitesiz ve demir donatısının da hatalı olduğu belirlendi. Raporun tamamlanmasından sonra bina için yıkım kararının çıkabileceği belirtiliyor.

    Mimarlardan uyarı Bayındırlık ve İskan Bakanlığı'nın talimatı üzerine yapılan araştırma sonucu Antalya'da kamu binalarının yüzde seksenin güvensiz olduğu ortaya çıktı. Özel İdare binasının durumuyla ilgili bir açıklama yapan Mimarlar Odası başkanı Osman Aydın, patlayan kolonun altındaki temelde de çökme meydana geldiğini belirterek, bu olayın diğer kolonlara da zarar verip vermediğinin çok ciddi bir şekilde araştırılması gerektiğini söyledi. Falezler üzerindeki kaymaların geçmişte hazırlanan teknik ve bilimsel raporlarla kanıtlandığına dikkat çeken Aydın, "Bu binanın uygun olmayan bir zeminde yapıldığı ortada. Binanın diğer taraflarında da hasar varsa bu durumda yapılabilecek güçlendirmelerin pek sağlıklı olmadığını dikkate almamız lazım. Kaldı ki çok güçlü bir güçlendirme yapılması gerekiyorsa ortaya çıkacak maliyet böyle bir binanın yeniden inşaasından çok daha pahalıya mal olacaktır. İl Özel İdare binasının yıkılarak kaldırılması Antalya için bir fırsat olabilir. Bununla falezlerin yeniden düzenlenmesinin önüde açılabilir" dedi.

    1980'den sonra Antalya'da 1973-80 arası belediye başkanlığı yapan Selehattin Tonguç, Özel İdare binasının iki üç kez mühürlenmesine rağmen, o zaman inşaata devam edildiğini 1980 yılına kadar da ruhsatsız olduğunu belirtti. Tonguç, 1973-74'te göreve geldiğinde Antalya'daki tüm resmi kurum binalarının ruhsatsız olduğunu gördüklerini ifade ederek: "Bu nedenle Ankara ve İstanbul'un yanı sıra Japonya'dan da uzmanlar getirterek incelemeler yaptırdık. Japon uzmanlar, Sarısu'dan Lara'ya kadar olan falez bandında yapılaşmanın sakıncalı olduğunu hatta yeni liman bölgesinde yapılaşmanın da çok tehlikeli olduğunu bildirdiler. Bu yüzden de o dönemde imar planında bu banda inşaat yasağı koyduk" dedi. Yüksek Anıtlar Kurulu'na da başvurarak Falez bandını doğal sit alanı ilan ettirdiklerini söyleyen Tonguç, buna rağmen 1980'den sonra buralar ne hale getirildiğinin ortada olduğunu söyledi. Tonguç ayrıca, o dönemde uzmanların raporları doğrultusunda Özel İdare binası, Valilik Konağı ve valilik binasına da ruhsat vermediklerini kaydetti. Şu an isimlerini sayamayacak kadar çok binanın risk altında olduğunu yineleyen Tonguç, bundan ders alınması gerektiğini söyledi. Antalya'nın kaçak yapılaşma ve betonlaşmasına dayanamayıp kenti terk ettiğini belirten Selahattin Tonguç, "Bu yüzden 20 yıldır köyde yaşıyorum´ dedi.


    Başka binalar da var Özel İdare binasının hemen üst tarafında bulunan Güllük Caddesi'ndeki 7 katlı bir binanın da çökme tehlikesi olduğu ortaya çıktı. Binanın yarısının boşaltılmasına rağmen bazı apartman sakinleri binadan çıkmamak için direniyor. Konuyla ilgili bir açıklama yapan Muratpaşa Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen, ayın 17'sinde tahliye ettirmek için encümen kararı aldıklarını Güllük Caddesi'ndeki apartmanda kolon patlaması olduğunu evleri boşaltmamakta direnenlere sıcak bakmayacaklarını, polis eşliğinde tahliye edeceklerini" söyledi. Evcilmen, yapı denetim firmalarının işlerini gerektiği gibi yapmadıklarını söyleyerek birbirileriyle rekabet etmekten işlerini yapmıyorlar dedi.

    src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    Yasaklı dilin kelime avcısıMukadder Ekrem Sosyolojiden ekonomiye, felsefeden matematiğe Kürtlerin ihtiyaç duyduğu kelimelerin izini sürdü Zana Farqini. Hazırladığı 40 bin kelimelik Türkçe-Kürtçe sözlüğü bitirir bitirmez, daha geniş bir çalışmaya girerek, 131 bin kelimelik bir Kürtçe-Türkçe sözlük hazırladı. Zana Farqini'nin İstanbul Kürt Enstütüsü'nün katkılarıyla yayına hazırladığı sözlük önemli bir boşluğu dolduruyor. Çalışmalarıyla Kürtçe'nin edebiyat ve bilim alanında yetersiz bir dil olduğunu savunanlara da cevap veren Farqini, sorularımızı yanıtladı. - Daha önce 40 bin kelimelik Türkçe-Kürtçe sözlük hazırlamıştınız ve bunun devamının geleceğini söylemiştiniz. Bu çalışma gecikti mi? - Bence, bir gecikme durumu yok. Çünkü yaptığımız geniş kapsamlı bir sözlük çalışmasıydı. Diğeri de üç buçuk yılımı almıştı. O sözlük çıkar çıkmaz hemen buna başladım. İnsanlar bu sözlüğü dört gözle bekliyordu. Fazla gecikme olmasın diye acele de ettik aslında. Başlangıçta amacımız sözlüğü Kürtçe-Türkçe, Türkçe-Kürtçe şeklinde hazırlamaktı. Bizim yapmak istediğimiz daha derli toplu ve geniş kapsamlı bir çalışma. Daha önce yapılmış sözlüklerden farklı, bilimsel ve sözlük hazırlama tekniklerine uygun olmalıydı. Diğer taraftan bütün kelime türlerini de belirtecektik. Bu da çalışmanın uzaması demekti. O yüzden önce Türkçe-Kürtçe sözlüğü hazırladım. Akabinde Kürtçe-Türkçe sözlüğü hazırlama çalışmasına başladım. - Bu sözlük ne kadar sürede hazırlandı? - Bu sözlük, aşağı yukarı 4 yıllık bir çalışmanın ürünü. - Bu çalışmanızı öbüründen ayıran ya da tamamlayan yanları nelerdir? - Öbürü Türkçe-Kürtçe olduğu için, haliyle Türkçe kelimelerin Kürtçe karşılıklarına yer vermiştik. Bunu yaparken de çeviriye asla yönelmedik. Çünkü her dilin farklı anlatım yolları ve kalıpları var. Bir kelime temel ve yan olmak üzere birden fazla anlama sahip olabiliyor. Kürtçe-Türkçe sözlükte de aynı yöntemi izledik. Ayrıca ulaşabildiğimiz, derleyebildiğimiz bütün Kürtçe kelime ve deyimlere bu sözlükte yer verme gayreti içerisinde olduk. - Neden ilkini Kürtçe-Türkçe olarak hazırlamadınız? - Maalesef Kürtler dillerini Türkçe kadar rahat bir şekilde kullanamıyorlar. Türkçe'yle problemleri yok gibi ama Kürtçe'yle var. Tabii eğitim dilleri Türkçe olduğu için Türkçe kelime dağarcıkları daha zengin. Kürtçe'ye gelince, bu durumun tersi söz konusu. Ben Kürtçe basın alanında Welat, Welatê Me, Azadiya Welat'ta uzun süre çalıştım. Öncelikle daha geniş kapsamlı bir Türkçe-Kürtçe sözlüğe ihtiyaç duyulduğunu kendimden biliyorum. İnsanlar daha çok Türkçe'deki kelimelerin Kürtçe karşılıklarını merak edip onları soruyorlardı. Cumhuriyet nedir, aydın ve ya çarpı işareti nedir gibisinden. Psikolojiyle, sosyolojiyle aklınıza gelebilecek bütün bilim dallarıyla ilgili terimlerin Kürtçe'lerini öğrenmek, bu eksikliklerini gidermek istiyorlardı. Bu ihtiyacı acil bulduğumuz için, önce Türkçe-Kürtçe sözlüğü hazırlamaya karar verdik. - Kürtçeye kazandırdığınız bu sözlük aslında Kurmanci lehçesiyle hazırlandı. Ancak buna Kurmanci-Türkçe değil de Kürtçe-Türkçe diyorsunuz. Neden? - Şöyle bir gelenek var; Kurmanci lehçesiyle hazırlanan sözlükler Kurmanci-Almanca, Kurmanci-Rusça vb. olsa bile bu terim tercih edilmemiş. Kürtlerin büyük bir bölümü Kurmanci lehçesini kullanıyor. Öyleki bu lehçeyi kullananlar kendilerine hem Kürt hem de Kurmanc diyor. Biz de bu geleneğe sadık kaldık, buna ters düşmek istemedik. Kapakta isim olarak Kurdî -Tirkî (Kürtçe-Türkçe) tabirini kullanmamıza rağmen, önsözünde bunu önemle belirttik. Bu Kurmancça ve Türkçe sözlüktür diye. Özel olarak Kürtçe'nin diğer lehçelerine ait sözcüklere vermedik. Sadece Güney Kurmanci'den (Soranice) Kurmanci'nin ihtiyaç duyduğu kelimeleri aldık. Bu lehçe diğerleri gibi yasaklanmamış ve ilkokuldan üniversiteye kadar eğitim ve öğretim dili olmuş. Kurmanci'de olduğu gibi öyle bilimsel terimlerle ilgili problemleri yok. Bu nedenle ihtiyaç hissedilen kelimeler bu lehçeden alındı. - Ödünç aldığınız sözcüklerin yanında yeni türetilmiş sözcükler oldu mu? - Her dilde türetilmiş sözcükler vardır. Bu işin birden fazla yöntemi var. Ödünç kelimeler alınır, anlam kaydırmalar yapılır, türetilir... Şunu rahatlıkla söyleyebilirim biz öyle zorlamaya gitmedik, var olanları aldık. Kürtçe önden, ortadan ve sondan eklemeli bir dildir. Bazı kelimeler türetilirken dilin mantığına uygun olmak durumundadır. Örneğin Türkçe'deki ayakkabıcı sözcüğünü ele alalım. Ayakkabıcı, ayakkabı imal eden midir, satan mıdır, tamir eden midir? Kürtçede bu tanımlamaların her birine karşılık gelen sözcükler var. 'Solker' ayakkabı imal eden, 'solfiroş' satan, 'goşkar' ise tamir edendir. Kısacası müdahaleyi dilin bünyesinde var olan eklerle yaptık. - Atılan ve artık kullanılmayan kelimeler olmuş mudur? - Elbette, hem de çok. Dil canlı bir organizmadır. Sürekli bir değişim halindedir. Hani paranın bir süre kullanıldıktan sonra tedavülden kalkması gibi. Kürtçe'de de böyle birtakım terim ve deyimler kullanılmaz duruma gelmiş. Aslında bir yerlerde canlı duruyorlar ama günlük yaşamda o kelimeleri bulamıyorsunuz. O kelime aslında arayıp da bulamadığınız bir sözcük. Niye bu yok d
  • ÖNCEKİ HABER

    2 trilyon dolarlık mermer rezervi

    SONRAKİ HABER

    HDP’den askerlik kanununa vicdani ret şerhi

    Sefer Selvi Karikatürleri
    Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa