15 Mayıs 2004 01:00

Rektörlerden sessiz yürüyüş

Türkiye'nin çeşitli üniversitelerinden gelen rektörler ve öğretim üyeleri, Yükseköğretim Yasası'nı protesto amacıyla Anıtkabir'e sessiz yürüyüş gerçekleştirdiler.

Paylaş
Cumhurbaşkanlığı'nda onay bekleyen YÖK Yasası'na karşı tepkiler dün de öğretim üyelerinin Anıtkabir'e gitmeleri ile sürdü. Anıtkabir Aslanlı yolda toplanan yaklaşık beş bin öğretim üyesi YÖK Yasası'nı ve AKP'nin tutumunu Atatürk'e şikayet ettiler. Çeşitli üniversitelerden çok sayıda öğretim üyesi dün saat 16.30'dan itibaren Anıtkabir Aslanlı yolda toplandı. Öğretim üyeleri, tek tek aranarak ve kimlik kontrolü ile Anıtkabir'e alınırken, saat 16.00'da ziyaret saatinin bittiği gerekçesiyle Anıtkabir'i ziyaret etmek isteyenlere kapılar kapatıldı. Ankara Üniversitesi Rektörü Nusret Aras Anıtkabir Şeref Defteri'ne "Türkiye Üniversiteleri Öğretim elemanları" adına yazdığı yazıda, "laikliğin bekçileri olarak yürüyüşlerini sürdüreceklerini" belirtti. Aras deftere "Yüce Atatürk, 1933'de kurduğun çağdaş Türk üniversite sistemini çağın dışına iten Yükseköğretim Yasası ile yapılan siyasi müdahaleyi protesto etmek için huzurundayız. Toplumu 'muasır medeniyetler' düzeyinin üstüne çıkarma asmi ve kararlılığı ile bize açtığın yolda laiklik ilkesinin bekçiler olarak aydınlığa doğru yürüyüşümüzü sürdüreceğiz." diye yazdı. CHP'den milletvekillerinin de destek verdiği öğretim üyelerinin sessiz eyleminde herhangi bir pankart ya da döviz yer almadı. Anıtkabir çıkışında açıklama yapan Üniversitelerarası Kurul Başkanı Prof. Dr. Ayhan Alkış, Gazetecilerin "Bu protestolar artacak mı? Yasa yürürlüğe girerse ne yapmayı düşünüyorsunuz" sorusu üzerine üniversitelerin olmazsa olmaz koşulu olan bilimsel, özgür ve akademik özerklik çerçevesinde seslerini kamuıoyuna duyurmaya çalışacaklarını belirtti.

Gazetecilere Anıtkabir yasağı Anıtkabir'deki eylemi izlemek isteyen muhabirlerimiz, "akredite olmadıkları" gerekçesiyle Anıtkabir'e alınmadılar. Ayrıca Dicle Haber Ajansı, Zaman ve Yeni Şafak gazetelerinin muhabirleri de aynı gerekçe ile Anıtkabir'e alınmadılar.


Katılan rektörler Ankara Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Nusret Aras, Yıldız Teknik Üniversitesi Rektörü ve Üniversitelerarası Kurul Başkanı Prof. Dr. Ayhan Alkış, ODTÜ Rektörü Prof. Dr. Ural Akbulut, Hacettepe Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tunçalp Özgen, Gazi Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rıza Ayhan, Kırıkkale Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Tahsin Durlu, Süleyman Demirel Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Rüştü Çakmakçı, Gaziantep Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Hüseyin Filiz, Muğla Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. İbrahim Yokaş, Sivas Cumhuriyet Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ferit Koçoğlu, Ufuk Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Ergün Ertuğ ve Dicle Üniversitesi Rektörü Prof. Dr. Fikri Canoruç...


Eğitimin hali içler acısı KESK'e bağlı Eğitim ve Bilim Emekçileri Sendikası (Eğitim Sen), Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'den, yeni mağduriyetlere, olumsuzluklara ve gerginliklere yol açacak YÖK yasasını veto etmesini istedi. Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaaddin Dinçer, Eğitim-Sen İstanbul 3 No'lu Şube'de basın toplantısı düzenleyerek, Meclis'ten geçirilen YÖK yasası ve eğitim sisteminin içinde bulunduğu durum hakkında değerlendirmelerde bulundu. Eğitimde ideolojik ve dinsel dayatmaların hızını koruduğunu belirten Dinçer, bunun geçmişte olduğu gibi bugün de sürdüğünü söyledi. YÖK yasasındaki değişiklikle dinsel motifli ve gerici eğitime yönelik adımlar atılmaya çalıştığını ifade eden Dinçer, "AKP'nin bugün yapmak istediği, aslında mesleki eğitimin ya da ortaöğretimin sorunlarını çözmek değil, sadece ve sadece imam hatip meslek liselerinin bütün diğer alanlara gitmesinin önünü açacak yasal değişikliği yapmaya dönüktür" dedi.

Eğitimdeki sorunlar Toplantıda, eğitim sisteminin sorunlarına değinilerek, ayrıntılı bir analiz de yapıldı. Eğitimde yetersizlik ve eşitsizliklerin sürdüğü belirtilen toplantıda, sistemin öğrencileri kişiliksiz hale getirdiği, okullarda öğrencilere bilgi aktarımından ileri gidilmediği ve ortaöğretimde bir tür lise anarşisi (79 çeşit lise mevcut) yaşandığı vurgulandı. Eğitim sistemindeki genel sorunlar ana başlıklar halinde şöyle özetlendi:
  • Eğitimin öznesi olan çocuk ve genç, eğitim süresi içinde yeterince korunmamaktadır.
  • Özürlü ve kimsesiz çocukların bakımı, korunması ve eğitiminde yetersizlikler sürüyor. Sayıları 1 milyonu bulan 4-18 yaş arasındaki özürlü çocukların sadece 30 bin kadarı eğitilebiliyor.
  • Eğitimde yetersizlikler sürmektedir. Sistemde gereksinim duyulan teknolojik gelişmeler karşılanmamaktadır.
  • Eğitimde eşitsizlikler sürmektedir. Kentler arasında, cinsler arasında ve sosyal sınıflar arasında eşitsizlik sürüp gitmektedir.
  • Sistem öğrencileri kişiliksiz hale getirmektedir. Sistemde bilgi aktarımcılığı hakimdir. Çocuğun ve gencin eğitim yaşamı boyunca sürüp giden sınavlı yarış, hem sağlığı bozmakta hem de eğitimin niteliğini düşürmekte, eğitimin ticarileşmesine neden olmakta, eğitilen 'özne' olmaktan çıkıp eğitimin aracı 'nesnesi' durumuna gelmektedir.
  • Eğitimde ideolojik ve dinsel dayatmalar hızını korumaktadır.
  • Ortaöğretimde bir tür lise anarşisi yaşanmaktadır. Halen 79 tür lise bulunmaktadır.
  • Eğitim sistemi işlevsiz, tekilcidir. Eğitimin erdemlerinden bahsedilir, ancak sonunda işsizler ordusu yetiştirilir. Yükseköğretimi bitiren her 100 öğrenciden 32'si işsiz kalmaktadır. İş bulabilen her 100 kişiden 46'sı kendi mezun olduğu bölüm dışında çalışmaktadır.
  • Eğitimin iklimi demokratik, kendi içinde ve dış çevreyle uyumlu, tutarlı değildir.
  • Öğretmenlik mesleği niteliğini, gücünü ve saygınlığını yitirmiştir. Bir yandan öğretmen yetiştiren kurumların bozulması, diğer yandan ücretlerdeki düşüş, sosyal ve özlük haklardaki bozulma sonucu mesleki statü kaybına uğramıştır.
  • Eğitim yöneticileri yetersizdir. Yöneticilik eğitim gören kişiler değerlendirilmemektedir. Milli Eğitim Bakanlığı'nın tüm atamalarında olduğu gibi uzmanlık gerektiren alanlarda bile ölçü kaçırılmakta, siyasi kayırmalar öne çıkmaktadır.


    ORTAÖĞRETİMDE DURUM
  • Resmi ortaöğretimde 6 bin 512 okul, 86 bin derslik, 3 milyon 594 bin öğrenci bulunmaktadır.
  • Ortaöğretimde 608 okulda, 15 bin derslikte 700 bin öğrenci ikili öğretim görmektedir. Öğrencilerin yüzde 19.4'ü ikili öğretim veren okullarda okumaktadır.
  • Normal öğretim yapan ortaöğretim kurumlarında 2 milyon 943 bin öğrenci öğrenim görmektedir. Derslik başına 42 öğrenci düşmektedir. Ortaöğretimde 30 öğrencili sınıflarda normal öğretime geçebilmek için 15 bin dersliğe ihtiyaç bulunmaktadır.
  • Ortaöğretime kayıt yaptıran her 100 öğrenciden 30'u ya sınıf tekrarı yapmakta ya da okulu terk etmektedir.
  • Ortaöğretimde okuyan ve ÖSS'ye giren her 100 öğrenciden 30'u üniversitelerin ön lisans, lisans ve açık öğretim programlarına yerleştirilmektedir. ÖSS'ye ilk defa giren öğrencilerin 70'i herhangi bir yükseköğretim programına yerleşememektedir. src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    'G(ö)rev' TTB'lileri mahkemelik etti TTB Başkanı Füsun Sayek ve TTB İkinci Başkanı Metin Bakkalcı, "Sağlık Bakanı Recep Akdağ'a hakaret ettikleri" iddiasıyla hakim karşısına çıktılar. TTB Başkanı Füsun Sayek ve TTB İkinci Başkanı Metin Bakkalcı hakkında, 5 Kasım 2003 tarihinde yaptıkları işbırakma eylemi sonrasında düzenledikleri basın toplantılarında "orijinal", "patolojik" ve "algılama sorunu var" gibi tanımlamalarda bulundukları için Sağlık Bakanı Recep Akdağ tarafından açılan hakaret davasına dün 2'nci Ankara Asliye Ceza Mahkemesi'nde başlandı. TTB Merkez Konseyi üyeleri ve oda başkanlarının izleyici olarak katıldığı duruşmaya hakim Bayram Erdem'in, Sayek ve Bakkalcı'nın kimlik tespitlerini yapması ile başlandı. Duruşmada konuşan Metin Bakkalcı, Türkiye'de uygulanan sağlık politilakalarının hekimlerin iş güvencelerini ve hastaların ise sağlık haklarını tehlikeye attığını belirterek AKP Hükümeti'yle birçok kez görüşme yaptıklarını ancak dikkate alınmadıklarını söyledi. "Hekimler insani çığlıklarını atıyorlar" diyen Bakkalcı, hekimlerin eylem yaptıkları sırada Başbakan Erdoğan'ın Denizli'de bir hastane açılışında konuşmasında hekimleri "marjinal" olarak tanımladığını ve hekimleri zan altında bıraktığını belirterek, Başbakan'ın sözlerine karşılık verdiklerini ifade etti.

    'Biz şikâyetçiyiz' Bakkalcı, Erdoğan'ın sorunları tek taraflı gördüğü için empati kuramadığını ve faaliyetin büyüklüğünü göremediği için de ortaya patolojik bir durumun çıktığını belirttiklerini söyleyerek "Bunlar Başbakan Erdoğan'a söylenmiştir. Nasıl oluyor da Akdağ kendi üzerine alıyor" dedi. Erdoğan'ın hekimler hakkında daha ağır konuştuğunu dile getiren Bakkalcı, hekimlerin olgunluklarından adliyeye gelmediklerini sözlerine ekledi. Bakkalcı kendilerine dava açılmasının tamamiyle Erdoğan'ın cezalandırma yöntemlerinden biri olduğunu ifade etti. Sayek ise Bakkalcı'nın ifadelerine katıldığını belirterek aynı zamanda savunmasını mahkemeye yazılı olarak verdi. Avukat Mustafa Güler ise, Sayek ve Bakkalcı'nın 6 Kasım'daki basın toplantısında kullandıkları "orijinal", "patolojik" ve "algılama sorunu var" sözlerinin hakaret vasfı taşımadığını belirterek Sayek ve Bakkalcı'nın beraat etmesini istedi. Duruşma, karar için 27 Mayıs 2004 tarihine ertelendi.

    src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    Kardeşliğe jandarma copu Dicle Üniversitesi (DÜ) öğrencilerinin ODTÜ'yü ziyareti, rektörlük ve jandarmanın engeline takıldı. Her yıl birçok üniversiteden öğrencilerin katıldığı şenliğe, rektörlüğün talimatıyla DÜ öğrencileri alınmadı. Bunun üzerine kampüse birlikte girmek isteyen her iki üniversiteden öğrencilere jandarma saldırdı. Saldırıda 10 öğrenci yaralandı, 2 öğrenci gözaltına alındı. ODTÜ öğrenci toplulukları, geçtiğimiz ay, Dicle Üniversitesi'ne bir ziyaret gerçekleştirmişti. "ODTÜ'den Dicle'ye Kardeşlik Köprüsü" adlı bu buluşmada paneller, söyleşiler, şenlikler yapılmıştı. Ziyaret sırasında, "ODTÜ'den Dicle'ye Kardeşlik Köprüsü"nün ikinci ayağı olarak Dicle Üniversitesi öğrencilerinin, ODTÜ'yü ziyaret etmesi kararlaştırılmıştı. ODTÜ öğrencileri Dicleli kardeşlerini ağırlamak için hazırlıklarını sürdürürken, ODTÜ Rektörlüğü buluşmaya "güvenlik gerekçesiyle" izin vermeyeceğini bildirdi. ÖDTÜ öğrenci topluluklarının önceki gün yaptıkları görüşmede, Rektör Ural Akbulut, "ihbar aldıklarını, DÜ'den gelen öğrencilerin olay çıkartacağını" öne sürdü.

    Jandarma yığınak yaptı Ankara'ya üç otobüsle hareket eden DÜ öğrencileri, ODTÜ öğrencileri tarafından dün sabah Gölbaşı'nda karşılandı. Bu sırada sabah erken saatlerde, etkinliklere katılmak için ODTÜ'nün Yüzüncü Yıl girişinden kampuse girmek isteyen 4 kişilik ilk heyet jandarma tarafından engellendi.

    Yürüyüş başladı ODTÜ öğrencileri, "Bahar şenlikleri bünyesinde düzenlenen etkinlik biletlerinin ODTÜ dışında da satıldığını, her yıl ODTÜ'ye çeşitli üniversitelerden yüzlerce öğrencinin girdiğini" hatırlatarak, uygulamanın antidemokratik olduğunu belirttiler. Jandarma komutanları ise "Rektörlüğün kesin talimatı olduğunu, etkinliklere ODTÜ öğrencilerinden başka kimsenin alınmadığını" ileri sürdü. DÜ öğrencilerinin içeri alınmadığını öğrenen ODTÜ öğrencileri, kampus içinden yürüyüşe geçerek, Yüzüncü Yıl girişine geldi. DÜ'den gelen öğrenciler ve yanlarındaki ODTÜ öğrencileri de "Kardeşlik Köprüsü engellenemez", "Yaşasın halkların kardeşliği" sloganlarıyla ODTÜ girişine ulaştı. Jandarmaya bağlı kuvvetler yığınaklarını artırırken, öğrencilere destek vermeye gelen ODTÜ akademisyenlerinden Prof. Dr Semih Bilgen ve Cem Somel ile '68 önderlerinden Mustafa Yalçıner, öğrencilerin içeri alınması için görüşmelerde bulundu. Ancak sonuç alamadılar. Bir süre daha bekledikten sonra kampuse doğru yürüyüşe geçen ODTÜ ve DÜ öğrencileri ilk barikatı aşarken, kampus girişindeki ikinci barikatta jandarma joplarla öğrencilere saldırdı. Bir panzer de öğrencilere su sıktı. Saldırıda yaralanan 10 öğrenci hastaneye kaldırıldı, 2 öğrenci de gözaltına alındı.

    Muhabirimiz gözaltına alındı Jandarma müdahalesi sırasında gazetemizin stajyer muhabirlerinden Oya Tezel de gözaltına alınarak, bir süre jandarma karakolunda alıkondu. Tezel, daha sonra serbest bırakıldı. Olayları değerlendiren öğrenciler, Anti-NATO Zirvesi'ni kampüs dışında gerçekleştirme kararı aldı. Marşlar eşliğinde halaylar çeken öğrenciler, "Kardeşlik köprüsünün kurulmasının önüne geçilemeyeceğini" vurguladılar.


    DÜO-DER: Saldırıyı kınıyoruz Dicle Üniversitesi Öğrenci Derneği (DÜÖ-DER) Başkanı Hüseyin Aydın, "Kardeşlik Köprüsü"nün kurulması için ODTÜ'ye geldiklerini ifade ederek, "Ancak karşımızda jandarma ve sivil polisleri bulduk. ODTÜ Rektörü 'her gün binlerce kişi bizim üniversiteyi ziyaret ediyor' diyor. Peki bizi niye engelliyorlar? Biz Kürt olduğumuz, farklı bir bölgeden geldiğimiz için mi ODTÜ'ye alınmıyoruz? Saldırıyı kınıyoruz" dedi.

    Emek Gençliği: Saldırı kardeşliğe Emek Gençliği Merkez Yöneticisi İlhan İlbay, jandarmanın öğrencilere saldırmasına tepki gösterdi. Dicle Üniversitesi'nden gelen öğrencilerin, iki halkın kardeşleşmesi için ODTÜ'ye geldiğini hatırlatan İlbay, "Bu saldırı iki halkın gençliğinin kardeşleşme çabasına yöneliktir. Jandarma ve rektörlüğün tutumunu kınıyoruz" diye konuştu.

    src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön


    Gecekondular yıkılıyor villalar yükseliyorÇağrı Yağar Antalya'da Kepez ve Muratpaşa belediyelerinin yoksulların evlerini başına yıkma operasyonu sürüyor. Gecekonduları yıkan belediyeler kaçak villalara, dublex villalarını triplexe çevirmek isteyenlere göz yumuyor. Oteller ve villalar söz konusu olduğunda ne İmar Kanunu, ne de Kıyı Kanunu işletiliyor. Ermenek Mahallesi'ndeki gecekondu yıkımlarını sürdüren Muratpaşa Belediyesi, aynı semtte denize sıfır villalarına kat çıkanları seyrediyor. Ermenek Mahallesi'nin hemen yanındaki Örnekköy'de bulunan Martılı Sitesi'nde dubleks villalarının çatılarını kata çeviren, pencerelerinin önüne balkon çıkan ve evlerini triplekse dönüştüren mülk sahipleri görmezden geliniyor.

    'Kolay gelsin' demişlerdi Antalya'nın Ermenek Mahallesi'nde bulunan evler hakkında yıkım kararı çıkarılması Muratpaşa Belediye Başkanı CHP'li Süleyman Evcilmen ile halkı karşı karşıya getirdi. Polis eşliğinde gelen yıkım araçlarını mahalleye almayan mahalle sakinleri, Evcilmen'e ateş püskürüyor. Gazetemize açıklama yapan, ancak yıkım sırasındaki çatışma nedeniyle polis tarafından arandıkları için isimlerini vermek istemeyen mahalle sakinleri, "kandırıldıklarını" söylüyorlar. Seçim öncesi mahallelerine sürekli yıkım araçlarının geldiğini ve evleri yıktığını anlatan halk, seçim sürecinde yaşananları şöyle anlatıyor: "Seçim sürecinde hiç gelmediler. Oy amacıyla yapılan bu olay üzerine insanlar bankalardan kredi alarak evlerini yeniden yaptılar. Seçim sürecinde tüm evlerin elektrik ve su bağlantısı yapıldı. Hatta evlerimizi yaparkan belediye başkan adayları bizi ziyaret ederek 'Kolay gelsin' dediler. Süleyman Evcilmen de mahallede yaptığı kahve toplantısında 62 evin tapusunun hazır olduğunu 978'inin ise hazırlandığını anlattı. 'Seçim sonrası davul zurna eşliğinde tapuları size vereceğiz' dedi. Evcilmen başkan olduktan sonra ellerinde gaz bombaları ile evlerimizi yıkmak için polisi yolladı." Evcilmen'in bütün bu sözleri gazeteciler huzurunda verdiğini de anlatan mahalle halkı, Evcilmen'e 'hodri meydan' çağrısı yapıyorlar. Evcilmen'in daha önce de kendilerini kandırdığını anlatan mahalle halkı, Evcilmen'in 1999 seçimlerinde de Ermenek Mahallesi halkını "toplu konut projesi" sözü verdiğini söylüyorlar. Mahalle halkı, yıkım araçlarının mahallelerine girmelerini engellemekte kararlı.

    Onlarca kişi yaralanmıştı Antalya'nın Lara bölgesinde bulunan Muratpaşa Belediyesi sınırları içinde yer alan Ermenek Mahallesi'nde gecekondu yıkımları sırasında polisle mahalle halkı arasında çatışma çıkmıştı. 10 Mayıs günü yıkım ekiplerini karşılarında gören mahalle halkı, kendilerine söz veren Belediye Başkanı Süleyman Evcilmen'in mahalleye gelmesi talebiyle yıkıma direnmişti. Mahalle halkının bu tutumuna polis, kadınların üzerine araba sürerek ve gaz bombaları atarak cevap vermişti. Olayda onlarca kişinin yanı sıra 22 polis yaralanmış, 9 kişi de gözaltına alınmıştı.


    Tek eczane de tehlikede İkinci katı kaçak olarak yapıldığı için yıkılan evin altında Ermenek Mahallesi'ndeki tek eczane bulunuyor. Binanın ikinci katı Muratpaşa Belediyesi'nce eczanenin üstüne yıkılmış ve öylece bırakılmış. Hastalar eczaneden ilaç almak için mecburen yıkıntının altına giriyor. Mahalle halkı binanın üstünü nasıl temizleyeceğine karar veremiyor çünkü her an yıkılabilir. Mahalle halkı soruyor: "Peki burası insanların üstüne çökerse bunun suçlusu kim olacak?"


    Kitaplarımın hepsini alamadım 2 ay önce Santral Mahallesi'nde yaptıkları gecekonduda yaşayan Yüksel ailesinin evi, Kepez Belediyesi yıkım ekipleri tarafından yerle bir edildi. Yüksel ailesinin 14 yaşındaki kızı Nesibe ile küçük kardeşi Nesrin, polisle birlikte gelen yıkım ekiplerinin uyarısı üzerine ders kitaplarını ve okul çantalarını alıp evden çıktılar. Fatma Parıltı İlköğretim Okulu 6. sınıf öğrencisi Nesibe, evlerinin yıkılmasını gözyaşları arasında izlerken, gecekondunun enkazı arasında 'Maviş 'adını verdiği kedisini aradı. Doğuştan engelli Nesibe, kitaplarının çoğunu alamadığını belirterek, "Evde televizyon izliyordum. Yıkım ekiplerinin geleceğini söylediler. Ekipler gelince çantamı ve kitaplarımı aldım. Çoğunu da alamadım. İnşallah çıkartmışlardır. Evimiz de yıkıldı. Şimdi ne yapacağımızı bilmiyorum" diye konuştu.

    src=/resim/b1.gif width=5>
    Başa dön
  • ÖNCEKİ HABER

    Petrol fiyatları 41 doları geçti

    SONRAKİ HABER

    Putin, Merkel ve Macron ile Suriye, Ukrayna ve İran gündemini görüştü

    Sefer Selvi Karikatürleri
    Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa