Türkiye

Türkiye'de gazeteci olmak!...

Burjuva demokrasilerinde, “kuvvetler ayrılığı” ilkesinden söz edilirken, “yasama-yürütme ve yargı” organlarının “bağımsız” oldukları, en azından birbirinden etkilenmeden çalıştıkları anlatılmak istenir. Güya, meclisteki konumuna rağmen (çoğunluğa sahip olsalar bile) hükümetler, “yargı&rdqu

M. Kamil Bal

Oysa durum, hiç de böyle, kolayca tarif ediliverdiği gibi değildir. Belirli aralıklarla yapılan ve kesinlikle adil olmayan genel seçimler, egemen sınıfların, dönemsel ihtiyaçlarını karşılayacak bir “yasama” organını; onun içinden de uyumlu bir “yürütme “ organını belirlemek için gerçekleştirilmiştir. Yasalar, egemenlerin, kitleleri daha kolay yönetebileceği bir ortam; daha fazla kar ve daha fazla sömürü için, yeniden ve yeniden düzenlenir. Meclis, hükümetin istediği şekilde çalışır. Yargı, ihtiyaca uygun olarak çıkarılan ve yine ihtiyaca göre sık sık değiştirilen yasaları uygulatmakla görevlidir.

Yasalar, her zaman “hukuk”a uygun olmadığından arada bir çelişmeler olsa da genel durum, aynen böyledir. Devletin şekli “cumhuriyet”, yönetim biçimi “demokrasi” olarak ifade edilmiş olsa bile, bu, ancak, egemenler için böyledir. Halk için ise, baskı ve sömürü düzeninden başka bir şey söz konusu değildir.

Bir de “dördüncü kuvvet”ten söz edilir, burjuva demokrasilerinde; bu, basın-yayın organlarının genel adıdır. Ama bu özellik, sadece düzenden ve hükümetten yana olan basın-yayın organları için geçerlidir. Muhalif basın, daima baskı ve denetim altında tutulur ve bir “kuvvet” haline gelmeleri engellenmeye çalışılır. Bu, bazen yasalar ve yargı yoluyla bazen de ekonomik yöntemlerle gerçekleştirilir. Sansür yoktur, genellikle; ama otosansür, egemen medyanın genel karakteridir.

Ülkemizde de durum, benzerlerinden farklı değildir. Son birkaç yılda yaşananlara bakıldığında, çoğunluğu ele geçiren hükümetlerin yasama, yargı ve basın organlarını nasıl etkileyebildiğinin somut örneklerini görürüz. Bugün, Meclis Başkanı tarafsızdır, diyebilir miyiz, acaba? Yasaların değiştirilmesi, yeni yasaların çıkarılması konusunda Meclis’te demokratik bir işleyişten söz edebilir miyiz? Eskiden, hükümet veya devletle yasal bir sorunumuz olduğunda, “Ankara’da yargıçlar var!” diye düşünür ve kendimizi güvende hissederdik. Son düzenlemelerden sonra ve özellikle Anayasa Mahkemesi Başkanı’nın duruşuna bakarak, yargı bağımsızlığından söz edilebilir mi bugün?

Ya basının durumu! “Basın özgürlüğü vardır!” diyebilmek, olası mıdır, yaşadığımız koşullarda? Başbakan’ın, köşe yazarları hakkında, gazete patronlarına yaptığı uyarıdan(!) sonra, bu mümkün müdür? Son üç yıl içinde, salt yazdıkları ve muhalif duruşları nedeniyle gözaltına alınan, tutuklanan ve ceza alan gazeteci sayısını bileniniz var mı? (Cezaevlerinde 61 gazeteci var, denildiğinde, İçişleri Bakanı, bunların örgüt üyesi olduklarını savunuyor?) TRT, hiç bu kadar içli dışlı olmuş muydu hükümetlerle? Kadrolarına baktığınızda, AKP yandaşlarından başka kimseyi bulamıyorsunuz,; yayınları ise artık iyice kokuşmaya başladı...  Elbette darbelere ve darbecilere karşıyız. Darbecilerin eskileri de yenileri de mutlaka yakalanıp, yargılanmalıdır. Ama bunu yapıyor görünerek, yargıyı siyasallaştırmak ve tüm muhalefet üzerinde bir baskı aracına dönüştürmek, ancak totaliter rejimlerde söz konusu olabilir. Bunun aksini düşünmek için, yakın çevremizde olan bitenleri görmezden gelmek gerekir.

Son göz altılara karşı, basın kuruluşlarının ve gazetecilerin ortak tepkisi elbette olumlu ve umut verici idi. Ama bu, yeterli sayılmamalı, Hükümetin baskıcı tutumuna karşı daha etkili yaptırımlar uygulanmalıdır. Madem ki, basın, “dördüncü kuvvet” sayılmaktadır; bunu kanıtlamanın da tam zamanıdır, şimdi:
*Basın, Hükümet’i teşhir etme, yolsuzlukları ortaya çıkarma dışında hiçbir AKP haberi geçmemeli;
uBaşbakan ve Bakanların hiçbir etkinliğini ve açıklamasını gazete manşetlerine ve ekranlara taşımamalı;
* Tüm basın-yayın organları, yolsuzluk ve yoksullukla mücadele haberlerine yoğunlaşmalı;
*Fikr-i takip yoluyla eski( yimpaş, deniz feneri, kanal 7, belediyeler) ve yeni yolsuzluk ve usûlsüzlük olayları gündemde tutulmalı ve gelişmeler basına yansıtılmalıdır. Acaba, o zaman da tüm gazete ve televizyonları susturmaya kalkışacaklar mı?

Gerçekten lâik ve demokratik bir ülkede, barış ve kardeşlik içinde, eşit ve özgür yurttaşlar olarak yaşamak istiyorsak; tüm yasal, meşru ve fiili mücadele yollarını kullanarak, egemenlerin saltanatını yıkmanın, şimdi tam zamanıdır.
Bakalım, zalimin zulmü daha ne kadar sürebilecek?

www.evrensel.net