'SU'daki izlerden kalan

Selma Ağabeyoğlu birkaç yıldır Evrensel gazetesinde yayımladığı "Su" adlı köşe yazılarını bir bütüne dönüştürmüş kitabında. Öyle bir sütun ki konu ne olursa olsun önce insanı konuk eden, insanı sunan, insanı sorgulayan sonuçta yine insana ulaşan bir kitap

Çehov der ki "Yazı yazmak sanatı daha önce kötü yazılanların üzerini çizmek sanatıdır." Sözü başka biçimde algılamak istersek yazı yazmak sanatı olup biten olumlu ya da olumsuz şeylerin altını da çizmek sanatıdır diyebiliriz. Bu imgelem bizi şair-yazar Selma Ağabeyoğlu'nun henüz buğusu elimi, yüreğimi yakacak kadar yeni ama, tarihsel olgulara, yazgısı nicedir acı, hüzün, kırgınlık, yalnızlık olan analara, gözaltında yitip giden oğullara, kızlara; çocuklukları sanki rehin alınmış, ertelenmiş, örselenmiş çocuklara; insanlık tarihinin bir anlamda yenilgiler, yanılgılar, unutuşlar, unutturuluşlar, boyun eğişler, başkaldırışlar, ölümler, kıyımlar olduğu zamanlara götürecek kadar geniş anlamlı, günceli ustaca yakalamış, sindirmiş kitabını tanımlıyor biraz da... Sanatın projeksiyon misyonunu (yani geçmişi güne, günü geleceğe taşıyan) bir şairi, bir kadını, bir anayı duyumsuyorsunuz olabildiğince...

Önce insan Selma Ağabeyoğlu birkaç yıldır Evrensel gazetesinde yayımladığı köşe yazılarını bir bütüne dönüştürmüş kitabında. Öyle bir sütun ki konu ne olursa olsun önce insanı konuk eden, insanı sunan, insanı sorgulayan sonuçta yine insana ulaşan bir kitap. Bir şairin, şiirinden alıkoyabilir düşüncesiyle düzyazıya yönelmesini kaygıyla izlerim. Öyle ya şiir konuşma dilinin, yazı dilinin üzerinde bir başka dil ister sizden, çözülmüş, yumuşamış... Günlük yaşamla ikiz kardeş kadar yakın; imge dünyasıyla sizi başka yaşamlara alıp götürüveren bir uzun, zor ama heyecanlı bir serüvendir şiir... Bir şair neden düzyazıya yönelir üstelik günlük siyasi bir gazetede, şiir ideolojilerüstü değil midir, diyenlere an an hak verdiğim de olmuştur. Ama gerçeği görüntüleyen pencereden dünyaya bakan Ağabeyoğlu; Afganistan'daki, Filistin'deki anaları, kadınları, Irak'taki emperyalist savaşı ve Amerika'nın baskıcı yayılmacı tavrı karşısında sıkışıp kalan 3. Dünya insanını, doğayı, doğanın her florasını (ağaç, çiçek, börtü-böcek, martılar, bulutlar, yağmur) ve çıkardığı sesi, umudu, umutsuzluğu, evreni, evrenselliği, müziği, aşkı, aşksızlığı yazarken şiirden hiç uzaklaşmamış. Kitaba bütünüyle baktığımda uzun bir şiirin bölümlerini gördüm. Şiirden uzaklaşmamış, çünkü içindeki müziğin evrensel diliyle yazmış gördüklerini. Bir yazısında gerçeği, olması gerekeni ters yüz ederek anarşiye davet ettiğini düşünüyorsunuz önce "Bir dal kırın, öfkenizi doğurun, çiçeklere su vermeyin, kuşları aç bırakın, çocuklarınızı sevmeyin, aşklarınızı ıskalayın" diyor yazar. Yazının hemen devamında anlıyorsunuz ki ince, ironik bir sitemdir bu yalnızca. Baktıkça, gördükçe körleşen, sağırlaşan, duyarsızlaşan bireye ironik bir sitem... Çocuklardan el almak istiyor Selma Ağabeyoğlu, onlarla yürümek, bir daha, yeniden büyümek istiyor. İyiye, güzel olana; yeşil bahçelerden, çiçek tarhlarından, geçerek, çocukların el değmemiş, kirlenmemiş yürekleriyle ulaşmak istiyor... Anaların ellerini tutmak istiyor bir başka bölümde. Çağ yangınlarında, ölüm oruçlarında, savaşlarda yürekleri yanan evlatlarını yitiren analardır artık yazarın yoldaşları... Selma Ağabeyoğlu, halkın kurtuluşunun sosyalizmde olduğuna inanıyor, bunu her satır arasında önemle ve özenle duyumsatıyor. Marksizm ideolojisinin temelde insanı, özelde kadını yücelten felsefesini benimsediğini özellikle vurguluyor. Ezilen halklar için acı çekiyor ama umudu yüreğinde rehin tutarak...

Umut Tüm yazdıklarıyla devletle hesaplaşır, her türlü haksızlığın sorgulamasını olabildiğince açık yüreklilikle yapar, bizi acının karanlık, dipsiz kuyularında dolaştırır yazar, ama bunu yaparken okuru en son varmak istediği yere ulaştırır... Umut! Umudu yeşertmekten geri kalmaz. Onun için kitabın son bölümü aforizmalarda Kafka'nın şu sözüyle bitirir şimdilik söyleyeceklerini. Bu sözler aynı zamanda Ağabeyoğlu'nun ülkeye ve dünyaya karşı taşıdığı umudu vurgular. "Bir düzlük boyunca yürüyor olsaydın, tüm ilerleme isteğine karşın hâlâ geriye doğru gitseydin, o zaman bu umutsuz bir durum olurdu; ama sen aşağıdan bakıldığında kendin kadar dik bir yokuşu tırmandığına göre, senin atacağın geri adım yalnızca bulunduğun yerin doğasından ileri gelebilir ve o zaman umutsuzluğa kapılmana gerek yoktur." Selma Ağabeyoğlu'nun yürek atışlarını koyduğu bu kitap, okuyucunun beğenisine sunulmuş. Yazdıklarıyla umuda davet eden ancak ülkede olup bitenlere olanca aşık, yalın bir yürekle (bazen kanayarak) karşı çıkan, ülkenin ve olan bitenin panoramasını sağduyuyla okura anlatan bir yazar ve onun dağarcığından süzülen bir kitap, umarım okura ulaşır... Umarım okur, olana bitene yeni bir bakışla koyar yüreğini...sesini...


Ağabeyoğlu TÜYAP'ta olacak Yazarımız Selma Ağabeyoğlu, İzmir Tüyap Kitap Fuarı'nda İzmir'li okurlarıyla buluşuyor. Ağabeyoğlu, son kitabı Hep Aklımda Kaldı'nın da arasında bulunduğu kitaplarını 16 Nisan Cuma günü saat 16.00'da Kum Yayınları Standı'nda, 17 Nisan Cumartesi günü ise saat 16.00'da da Evrensel Basım Yayın Standı'nda okurları için imzalayacak.

www.evrensel.net