Kral Midas

Kral Midas'ın kulakları...

Kral Midas da tanrıların şerrine uğramış Anadolulu mitologya kahramanlarından biridir. Us yoluyla, adalet duygularıyla bir eylem yada davranış içine girmiş bütün kahramanlar, zaten tanrıların işlerine karışmış sayılıp cezalandırılmışlardır.

Kral Midas da tanrıların şerrine uğramış Anadolulu mitologya kahramanlarından biridir. Us yoluyla, adalet duygularıyla bir eylem yada davranış içine girmiş bütün kahramanlar, zaten tanrıların işlerine karışmış sayılıp cezalandırılmışlardır. Midas, ilkçağda Frigya'nın ilk kralıydı. Onun yalnız efsanelerde değil, tarihi belgelerde ve arkeolojik kazılarda ele geçen pek çok buluntularda adı geçer. Anadolulu anatanrıça Kibele'nin kültündendir; onun başrahibi olmuştur. Midas onun adına büyük bir tapınak da yaptırmıştır. Gene Midas, yalnızca Kibele'nin değil, doğa ve şarap tanrısı Diyonisos'un kültüne de derinden bağlıdır. Tanrı Diyonisos'un bağış olarak insanlara dağıttığı doğa ve dünya nimetlerinden payını almıştır. Kral Midas, Anadolu'da ve yakın coğrafyalarda,dağ-bayır dolaşan Diyonisos'un satirlerden oluşan alayından biridir. ( Satiroslar; hayvan ayaklı, boynuzlu, yarı tanrı-yarı insan, bekri cinsten mitolojik yaratıklardır. Bunlar yaşlanınca "silenos" adını alırlar. ) İşte şen-şakrak bütün Akdeniz ülkelerini dolaşan ve oralara doğa sevgisi, yaşam sevinci, huzur ve barış saçarak giden tanrı Diyonisos, Midas'ın ülkesi Frigya'ya da uğramıştı. Şarabı fazla kaçıran satiroslardan biri, kral Midas'ın çok sevdiği bahçesindeki güllerin arasında uyuyakalmıştı. Kral Midas, arkadaşı Diyonisos'un alayından olan bu silenosu on gün on gece, sazlı sözlü eğlencelerle konuk etti. Sonra da götürüp Diyonisos'a teslim etti. Kralın konukseverliğinden son derece etkilenen tanrı Diyonisos, ona kendisinden bir şey dilemesini istedi. Midas da, içindeki iblisin dürtüsüyle olacak, "her dokunduğu şeyin altına dönüşmesini" istedi tanrıdan. Tanrı Diyonisos da, böyle bir güce sahibolmanın çok belalı bir şey olduğunu söyleyemedi krala. Söz verdiği için de Midas'ın dileğini yerine getirdi. Sonunda Midas'ın dokunduğu her şey, kaskatı altın kesilmeye başladı...Örneğin ayakkabıları, el sürdüğü kapılar, açtığı pencereler...İşin kötüsü, eline aldığı yiyecekler de, içeceği su da, altına dönüştüğünden, artık açlıktan susuzluktan ölecek durumlara düştü. Sonra aynı tanrı Diyonisos'a yalvar yakar olup ayaklarına kapandı. Kendisini bu hallere getiren o uğursuz gücü geri almasını istedi tanrıdan. Kralın durumuna acıyan tanrı Diyonisos,ona gidip Gediz Nehrine akan Paktolos Irmağında yıkanmasını salık verdi. Bu ırmakta yıkandıktan sonra kral, bu her tuttuğunun altına dönüşmesi illetinden kurtuldu...-Söylentiye göre, yıkandığı ırmağın suları kumları, altın sarısına dönüşmüş. Bundan sonra böylesi hırslardan kendini arındırıp kurtaran Midas; artık kendini tümden doğaya, doğanın sunduğu nimetlere, güzel sanatlara, özellikle musikiye adadı. Efsaneye göre Marsyas adındaki bir satiros, elindeki kavalıyla tanrı Apollo'nun çaldığı üç telli lire meydan okudu. Bunun üzerine Marsyas ile tanrı Apollon arasında başlayan müzik yarışmasında; ilham perileri Musa'lar ile kral Midas hakem oldu. Yarışmada Midas, tanrı Apollan'un değil de, bir ölümlü olan Marsyas'ın tarafını tuttu. Onun kavalından çıkıp dağlara ovalara yayılan o dokunaklı ezgiden yana oyunu kullandı. İşte bu yüzden de tanrı Apollon'un hışmına uğradı. Tanrı Apollon; Midas'ın bir tanrı sesini iyice duyup değerlendiremediği gerekçesiyle, zavallı kralın kulaklarını uzattı da uzattı. Onların içini dışını kıllarla doldurdu... Böylece kulakları eşek kulaklarına dönüşen Midas, utancından onları saçlarının içine saklamaya başladı ve başına da bir kalpak geçirdi...Bundan böyle Midas'ın bu sırrını, yalnızca sarayın berberi biliyordu artık. Kral, berbere; bu sırrı duyurması halinde bunu yaşamıyla ödeyeceğini söyledi. Zaten meslek gereği geveze olan, dilini tutamayan berber; içinde saklamaya çalıştığı bu sırrın ağırlığı ve sorumluluğu altında her gün daha fazla ezildiğini hissetmeye başladı ve bir süre sonra da, bu sırrını şöyle yada böyle söyleyemez, içini boşaltamazsa, öleceğini sandı...Bu yüzden de kendini ıssız kırlara attı. Sazların bulunduğu bir yere, derince bir çukur açtı. Bir duyan olmasın diye sağına soluna iyice bakındı. Kimsenin duymayacağından emin olduktan sonra, açtığı o derin çukura, o öldürücü gizi yüksek sesle açıkladı: " Midas'ın kulakları...var...Midas'ın eşek kulakları var..." Berber açıkladığı bu sırrın ağırlığından kurtulmuş bir halde ve kimselerin de kendini görüp duymadığından emin olmanın rahatlığıyla saraya döndü. Ne var ki, berberin açtığı çukurun etrafında, daha berber saraya dönmeden hafif bir rüzgâr esti. Bu rüzgârla salınan ve sallanan sazlar; berberden duydukları sırrı, inceden inceye hışırdayarak, oradan gelip geçenlere açıklamaya başladılar. Böylece kral Midas'ın eşek kulakları olduğunu bütün Frigya halkı öğrendi. Bundan sonra da halk, gerçeği gözleriyle görebilmek için, kralın başını açmasını istemeye başladı... Efsane bundan sonrası için bir şey söylemiyor. Ama şurası kesin ki, bütün halklar; bu olaydan sonra, başlarındaki kralların, despotların kendilerinden sakladıkları şeyi öğrenebilmek için başkaldırmaya başladılar. Haliyle efsaneyle başlayan bu devrim ve evrimler, halen sürüp gitmekte ve halkların istekleri doğrultusunda, despot yöneticilerin gizleri bir bir açığa çıkmakta, tahtları yıkılmaktadır...

www.evrensel.net

0 yorum yapılmış

    Yorum yapın

    Yorum yapmak için üyelik gerekmemektedir. Yorumlar, editörlerimiz tarafından onaylandıktan sonra yayınlanır. Konuyla ilgisi olmayan, küfür içeren, tamamı büyük harfle yazılan yorumlar onaylanmamaktadır.