Öğrenerek ilerlenilecek

AKP kitle desteğini artırdı. Hükümet sözcüleriyle, sermayenin basın-yayın organlarının halk düşmanı tüm yaygaracılarının, "yüzde 60-65 civarında rekor oy" yönündeki aşırı abartıları gerçekleşmemekle birlikte, hükümet partisi büyük başarı sağladı.

AKP kitle desteğini artırdı. Hükümet sözcüleriyle, sermayenin basın-yayın organlarının halk düşmanı tüm yaygaracılarının, "yüzde 60-65 civarında rekor oy" yönündeki aşırı abartıları gerçekleşmemekle birlikte, hükümet partisi büyük başarı sağladı. Bunun, birbiriyle ilişkili, birbirini tamamlayıp güçlendiren birçok etkeni var. AKP, hükümet partisi olmanın avantajlarını en etkili biçimde kullandı. Yürütme gücünü ve hükümet partisi olmanın sağladığı olanakları, kitlelerin mevcut geri bilinç ve örgütlenme düzeylerinden de yararlanarak etkileme, satın alma, aldatıcı vaatlerde bulunma yoluyla oya tahvil etti. Onun, İstanbul, İzmit, İzmir, Antep ve Ankara'nın emekçi yoğun yerleşim alanlarında sağladığı başarı, CHP'nin Çankaya, Beşiktaş, Bakırköy gibi ilçelerdeki "başarısı"yla birlikte değerlendirildiğinde, hükümet partisinin emekçilerden daha fazla destek aldığı, onlara seslendiği, ikincisinin ise, bürokratik aygıtla ilişkileri ve bürokrasinin desteğiyle işi götürdüğü görülür. AKP'nin İzmir Aliağa, Antep Şehitkamil ve Şahinbey, İzmit Gebze, İstanbul Kartal, Esenler, Bağcılar, Zeytinburnu gibi işçi-emekçi yoğun bölgelerde aldığı küçümsenemez destek; onun, ezilenler içinde kitle faaliyeti yürütmede gösterdiği başarının ve emekçilerin kendi çıkarları yönünde politika yürütmedeki zaafıyla genel olarak emekçi hareketinin düzeyi hakkında, daha derinlemesine irdelenmesi gerekli ipuçları vermektedir.

AKP başarısının "sırrı"! Son on yıllarda işbaşına getirilen sermaye hükümetlerinin en pervasız ve saldırganı olmasına karşın AKP'nin, kitleler içindeki desteğini koruması ve artırması nasıl mümkün olabiliyor? O, 3 Kasım genel seçimlerinden bu yana, işbaşındaki hükümet partisi olarak halka karşı politikalar izlemiş, bunu ne gizlemiş, ne de emekçiler karşısında "alttan almıştır!" Aksine, Erdoğan'ın seçim meydanlarında yaptığı türden, aşağılama, suçlama, tehdit etme, ve sürdürülecek saldırılara ilişkin dobra dobra açıklamalarda bulunma türü "aykırı"lıklardan da kaçınmazken, ülkeyi Amerikan savaş arabasına daha fazla bağlamakta, Bush çetesinin planlarına hizmet etmekte sakınca görmemiş, işten atmaları ve özelleştirmeyi sürdürmüştür vb. Peki, bunca halk düşmanı icraatların karşılığı, onun halk desteğini yitirmesi ve alaşağı edilmesi olmayacak mıydı? Bu, kolaycı bir beklenti olurdu. Politik arenada güç ilişkilerinin değişimini iktisadi-politik ve sosyal olaylar kendiliğinden sağlamıyor. Güç ilişkileri ve onların yol açacağı sonuçlar her şeyden önce, zıt çıkarlara sahip kesimlerin kendi çıkarları yönünde güçlü örgütlenmelere sahip olmasını gerektirir. Emekçi hareketinin örgütlenme ve mücadele alanlarında ciddi sorunlarının olduğu koşullarda sermaye partilerinin kendiliğinden alternatif olmaktan çıkmaları beklenemez. Hükümet partisinin kitle desteğini artırmasında, elindeki güç ve olanakları sonuna dek kullanmasının yanında, onun, sermaye partileri içinde kitle faaliyeti yürüten neredeyse tek parti olmasının büyük bir rolü vardır. AKP'nin dünkü ve bugünkü başarısının "sırrı", kuşkusuz, öncelikle emekçi hareketinin zaaflarında yatıyor. Emekçilerin önemli bir kesimi onu hâlâ denenmeye değer görmektedir. O ise, emekçilerin dini inançlarını istismar etmekte, saldırıların azınlık kesime yöneldiği görüntüsü yaratmakta, mücadeleci kesimleri "halkın refaha kavuşmasını istemeyen marjinal kesimler" olarak göstermekte ve "yalansız yönetim" görüntüsü vermektedir. Goebbelsvari propaganda başarısı gösteren tek sermaye partisidir. (Ötekilerin başında, Mehmet Ağar yönetimindeki DYP geliyor.) AKP "geleneğe bağlılık", "muhafazakârlık", "dindarlık" gibi sosyal-politik bağlayıcı motifleri aşırı biçimde kullanarak önemli bir destek sağlamıştır. O, her ne kadar "yeni kurulan bir parti" görünümünde olmuş ise de, uzun yıllar boyu emekçilerin dini duygularıyla iktisadi-sosyal ve politik taleplerini istismar eden Milli Selamet-Refah-Fazilet geleneğinden geliyordu. "Mağdur"u oynamıştı ve Erdoğan'ın "hapislik davası" ve laik-şeriat ikilemi etrafında suni bir ayrıma götürülen kitlelerin önemli bir kesiminin gözünde denenmesi gerekli bir "odak" durumundaydı. Generaller kontrolünde ve Amerikan sermayesi ve yönetimiyle ilişkiler içinde "deformasyona tâbi tutulmuş", takiyede sınır tanımamazlığının yanı sıra uluslararası tekeller ve işbirlikçi burjuvazinin çıkarlarına bağlılıkta güvenilirliğine kanaat getirilmişti. Amerikan emperyalizminin desteğinde hükümet olmak, Türkiye'de neredeyse gelenekselleşmiş bir burjuva anlayışını oluşturuyor. AKP buna uygun düşmenin avantasını yiyor! Bush çetesinin Ortadoğu ve Kafkasya politikaları çerçevesinde pervasızca kullanacakları bir yönetimin, ABD'nin ve büyük sermayenin desteğini sonuna dek görmesinde şaşılacak bir durum zaten yoktu. O, Amerikan emperyalizmi ve iç gericilik için alternatifsiz tek partili hükümet olmasının rantını belediye seçimleriyle almış bulunuyor. Tek partili hükümet, sermaye çıkarlarına uygun düşmektedir. Sermaye kodamanları ve onların basın tekellerinin AKP militanlığı yapmaları açık göstergedir. AKP, hükümet partisi olmanın olanaklarıyla birlikte, büyük burjuvazi ve emperyalistlerin istem ve taktiklerine uyarlanmış politikasıyla sermayenin güncel ve dönemsel gereksinmelerini cevaplayabilen, onlar bakımından bugün için alternatifsiz tek güçlü düzen partisi olmanın avantajlarını kullanmış, bu güçlerin desteğinde girdiği bir seçimden başarıyla çıkmıştır, ve kuşku yok bunun diyetini tüm milliyetlerden Türkiye halkı ödeyecektir. Kitlelerin çok önemli bir kesiminin, CHP'yi "devlet partisi" ve AKP'yi, onca saldırılarına karşın, "kendilerine daha yakın" saydığı görülmektedir. Bunun nedenleri arasında; hükümet partisinin, daha koalisyon hükümeti döneminden başlayan bir ekonomik gelişmeyi arkasına almasını, uluslararası alanda ekonomik düşüş ve durgunluk durumunun kısmen aşılmasına da bağlı olarak 2001 krizinin etkilerinin geride bırakılmaya başlanmasını da saymak gerekiyor. Enflasyonun düşmesi, ihracat artışı, faizlerin düşürülmesi gibi gelişmeler; hükümet partisinin "biz durumu düzeltiriz" propagandasının etkili olmasını sağlamıştır. O, bunun yanı sıra iş vaadi, yiyecek-giyecek malzemesi "hediye etme" ve "paraya boğma" gibi satın alma yöntemlerini de pervasız biçimde kullanmıştır.

Kaybeden emekçiler olaylardan öğrenerek ilerleyeceklerdir Bu seçimler bir kez daha, emekçi yığınlar içinde kesintisiz ve sabırlı bir örgütleme ve bilinçlendirme çalışması yürütmenin politikanın-özellikle emekçi politikasının bir güç haline gelmesinin kesin koşulu olduğunu göstermiştir. EMEP'in çok sınırlı olanak ve gücüyle işçi-emekçi semtleri ve fabrika ve işyerlerinde sürdürdüğü kesintisiz devrimci çalışmanın Kağıthane, Tuzla, Çiğli, Esenler, Antep gibi yerlerde sonuçlara yansıması da bunu doğrulamaktadır. "Demokratik Güçbirliği"nin seçimlerden aldığı sonuçları, çok kısa ve eldeki ilk veriler üzerinden değerlendirirsek, durum şudur: "Güçbirliği" parti ve örgütleri, propagandasında ileri sürüldüğü gibi, güçlerinin tam ve kesin bir seferberliğini gerçekleştirememiş, daha dar bir seçim ittifakı olmasına karşın 3 Kasım seçimlerinde sağlanan kitle coşkusunu ardına alarak işe soyunmamış, esas olarak aday tanıtımı, seçim bürosu açma, ve mitingler üzerinden yürüyen dar, kısır ve etkisiz bir çalışmayla sınırlanmıştır. EMEP'in öteden beri zaten yürütmekte olduğu kitle içinde parti çalışmasının ürünlerini ne denli alabildiği dahi tartışmalıdır. Ama yine de, gücü ve olanakları ölçüsünde seferber olmaktan geri durmadığı bir gerçektir. SHP ve DEHAP açısından çok sayıda sorun var olmuş, bunlar seçim çalışması ve ortamına etkide bulunmuştur. Amerikan emperyalizminin Kürt burjuvazisi üzerinden Kürt sorununa müdahalede bulunma ve Kürt hareketi saflarında kargaşa yaratarak ondan yararlanma politikası bu seçimler sırasında daha fazla ürün vermeye başlamış, "iç tartışma" ve güvensizlikler kitleler bakımından güven sarsıcı olmuştur. "Kültsel etki"lerle işi götürmenin sanıldığı kadar kolay olmadığı, kitlelerle, onların çıkar ve talepleri üzerinden birleşen bir çalışma olmaksızın büyük sermaye ve emperyalizmin taktiklerini boşa çıkarmanın olanaksız olduğu, bir kez daha yaşanarak görülmüştür. Kürt emekçilerinin bir bölümü SHP'yle birleşilmiş olmasını hoşnutsuzlukla karşılamışlar, herhangi bir örgütlü gücü bulunmayan SHP de, bazı yöneticilerinin "kişisel etkisi" dışında, Güçbirliği'ne özel bir kitle desteği sağlayamamıştır. Bunlara, yürütülen çalışmanın niteliği ve kapsamı ve yerel seçimlere yüklenen anlamın Güçbirliği'nin farklı bileşenleri bakımından farklı olmasının etkileri, pragmatizm, kitle örgütleri, sendikalar, tüm emekçi örgütleriyle birleşme yerine "genişlemeyi sosyal demokraside arama vb. gibi eklenecek başkaları var. Ancak şimdilik bu kadarıyla yetinelim. Bir diğer gerçek şudur; bu durum değişimin, halk yararına gelişmelerin de habercisidir. Bu kaçınılmazdır. AKP mitinglerinde yükselen protesto sesleri bir göstergedir. AKP, ekonomideki bir miktar iyileşmeden güç almaktadır, ancak emekçilerin yoksulluğu ve işsizlik artmaktadır. Onun akibeti de öncellerinden farklı olmayacaktır. Bunun koşulları giderek olgunlaşmaktadır. Bugün kesin biçimde gerekli olan ise, kitleler içinde, onların taleplerinin kararlıca savunulması ve devlet, hükümet ve burjuva partilerinin emekçilerle ve birbirleriyle ilişkilerinin en kesin ve açık teşhirinin yardımıyla yaratılacak güçlü devrimci alternatifin oluşturulmasıdır. Sorun, bu süreçte işçi sınıfı ve emekçi kitlelerin kurtuluşu fikrinin örgütlü bir güç haline gelerek, yeni aldanmaları azaltıcı bir rol oynamasıdır. Emekçiler, bu gibi "seçim sınavları"ndan da geçerek, sermayeden iktidarın alınmasının devrimci yolunu daha net göreceklerdir. Ortada "sır" değil, doğru değerlendirilmesi gereken koşullar, olgu ve gelişmeler vardır.


Tüzel'in değerlendirmesi EMEP Genel Başkanı Levent Tüzel seçim sonrasında yaptığı açıklamada, "AKP'nin birinci parti olmasında iç ve dış sermaye çevrelerinin, büyük patronların sunduğu medya ve para desteği, yanı sıra olarak devlet imkânlarını kullanması belirleyici bir rol oynamıştır" dedi. Tüzel, halkın beklentilerinin "Demokles'in Kılıcı" gibi AKP iktidarınının başı üzerinde dünden çok daha keskin biçimde sallandığını belirterek, "AKP propaganda edildiği kadar yüksek oranlarda oy almamıştır. Ancak medyada estirilen rüzgârlarınAKP'nin oy oranı artışına katkı yaptığını kabul etmek gerekir. Ortada gerçek anlamda bir muhalefet merkezi olmayısından yararlanılarak adeta tek kale bir maç oynanmıştır" dedi. Tüzel; "Seçimin tek mağlubu TBMM'de muhalefet görevini yapmadığı gibi halkın beklentilerine sırt çevirerek Demokratik Güçbirliği'ne yanaşmayan CHP olmuştur." dedi. Güçbirliği'nin seçimlerde eşitsiz koşullar ve yeterli hazırlık sürecinin olmayışı gibi nedenler düşünüldüğünde 28 Mart seçimlerinden mevcut sonuçla çıktığını kaydeden Tüzel, Güçbirliği açısından seçimlerin öncesi ve sonrasıyla ilgili ciddi bir değerlendirmeye ihtiyaç olduğunu vurguladı. Tüzel açıklamasına şöyle devam etti; "Sağlıklı bir değerlendirme yapılıp bunun sonucunda doğru bir strateji izlendiği oranda Demokratik Güçbirliği'nin; mevcut koşullarda halkın muhalefetinin örgütleneceği yegane merkez haline geleceği bir gerçekliktir. Şimdi görev hepimiz için bunu başarmaktır".


Karayalçın, 'Ankara kaybedilmiştir'SHP Genel Merkezi'nde oy sayımı başladığı sıralarda yaşanan heyecanlı bekleyiş kısa bir süre sonra yerini sessizliğe bıraktı. Partililerin ilgi göstermediği SHP Genel Merkezi'nde Genel Başkan Murat Karayalçın ve MYK üyeleri seçim sonuçlarını televizyon kanallarından takip ettiler.MYK üyeleri seçim sonuçlarını basın mensupları ile birlikte izlerken, Murat Karayalçın eşi Neşe Karayalçın ile birlikte odasından çıkmadı. Karayalçın, saat 21.00'de düzenlediği basın toplantısında, seçim sonuçlarının kesin olmadığını belirterek, "Kesin olan bir şey var, Ankara kaybedilmiştir" şeklinde konuştu. Sol düşünceye destek verenlerin elde edilen başarıyı önemle değerlendirmesi gerektiğini ifade eden Karayalçın, tüm partiler için her şeyin yeniden ele alınması gereken bir sürece girildiğini söyledi.


DEHAP'tan seçim değerlendirmesi:
    Hedefimize ulaşamadık Demokratik Güçbirliği'ni oluşturan partiler arasında yer alan Demokratik Halk Partisi (DEHAP), Güçbirliği'nin, hem oy oranı hem de belediye başkanlığı açısından hedeflenen başarıyı yakalayamadığını bildirdi. DEHAP'tan yapılan açıklamada, DEHAP'ın 28 Mart yerel seçimlerine, 6 sol partiyle Demokratik Güçbirliği oluşturarak SHP çatısı altında girdiği hatırlatılarak, resmi olmayan sonuçlara göre, SHP'nin; Diyarbakır, Batman, Tunceli, Şırnak ve Hakkari illeri ile 31 ilçe ve 24 beldede belediye başkanlığını kazandığı kaydedildi. Seçimlerin demokratik bir ortamda ve eşit koşullarda yapılmadığı belirtilen açıklamada şöyle denildi: "Bir yandan hükümet partisi AKP devletin olanaklarını kullanırken, diğer yandan Güçbirliğini oluşturan partiler ciddi baskılarla karşı karşıya kaldı. Buna rağmen, Demokratik Güçbirliği'nin oy oranı, Türkiye genelinde düşmekle birlikte, Doğu ve Güneydoğu'da artmıştır. Türkiye geneline baktığımızda, Demokratik Güçbirliği'nin hem oy oranı hem belediye başkanlığı açısından hedeflenen başarıyı yakalayamadığı da bir gerçektir. Partimizin yetkili organları, hem kendi içerisinde hem de Güçbirliğini oluşturan diğer partilerle ortaya çıkan sonucu değerlendirecek ve vardığı sonuçları kamuoyuna açıklayacaktır." src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Yeni bir Tunceli yaratacağızCem Emir - Şerif KarataşTunceli'de yerel seçimleri kazanan Demokratik Güçbirliği'nin belediye başkan adayı Songül Erol Abdil, rantçı belediyecilik anlayışını yıkarak göreve başlayacaklarını söyledi. 16 bin 803 seçmenin bulunduğu Tunceli'de 10 bin 959 seçmen oy kullandı. Güçbirliği'nin adayı Abdil, 3 bin 812 oy alırken, 2 bin 171 oyu bağımsız aday olan Mazlum Arslan aldı. İktidar partisi AKP 826, CHP ise 825 oy aldı. Ayrıca Demokratik Güçbirliği, sayısı 15 olan belediye meclis üyeliklerinin 13'ünü de aldı. Abdil sorularımızı yanıtladı. - Belediye başkanlık seçimini kazandınız. Duygularınızı öğrenebilir miyiz? - En başta Dersim halkına teşekkür ediyorum. Çok mutluyum. Halkın özlemi olan bir şeydi.Kendimizi iyi anlattık. Onun içinde halkımız oyları ile bize güven verdi. Dersim'de yıllardır farklı siyasi anlayışlar var. Halk bunların bir arada olmasını istiyordu. Demokratik Güçbirliği ile bir araya geldiler. Kendi belediyecilik programını ortaya koydular. - Belediye başkanlığını kazandınız. Nasıl bir belediyeyi devralıyorsunuz?- Belediyecilik, ne yazıkki halka hizmetin yönetimi olmaktan çıkmıştır. Kaldırım taşı döşenmesinden belediye arazilerinin imara açılmasına kadar her yerel hizmet ihaleye çıkarılarak ranta dönüştürülmektedir. Halk yararına kullanılması gereken yerel kaynaklar, yandaşlarından başlayarak çıkar çevrelerine peşkeş çekilmektedir. Böylece halkın belediyesi yerine rant belediyeciliği yaratılmıştır. - Peki bu anlayışı nasıl değiştireceksiniz? - Özgür, demokratik ve halkçı belediyeciliğin esası, kent halkının yaşam ve çalışma koşullarının demokratikleştirilmesidir. Eğitim, sağlık, beslenme, işsizlik, hayat pahalılığı, üretici ve tüketiciyi koruma, kültür-sanat gibi bütün sosyal yaşamı kapsayan bir yerel yönetim anlayışıyla hareket edeceğiz. Yönetimimizde, belediyenin gelir-gider hesaplarıyla, bütün karar ve harcamalarına ilişkin bilgiler, kent halkının bilgisine, eleştiri ve önerilerine açık olacaktır. Ayrıca belediyeye ait çalışmalar ve gelir-gideri gösteren bir bülten yayınlanarak halka sunulacaktır. - Bütün bunları tek başınıza mı yapacaksınız? - Bunu kent meclisi ile yapacağız. Yerel yönetimlerin kent meclisi üzerinden örgütlenmesi, halkçı belediyeciliğin temel koşuludur. İdari, mali ve ekonomik olarak da özerk kuruluşlar olmalıdır. Kent meclisi yerel yönetimin "parlamentosu" niteliğindedir. Demokrasi ve halkçılığın gereği olarak, meclis kentin tüm sorunlarıyla ilgili karar ve yürütme gücüne sahip olacaktır. Kent meclisimiz, mahalle temsilcileri, sendika ve oda temsilcileri, çeşitli meslek gruplarının temsilcileri, kadın ve gençlik temsilcileri, mahalle muhtarları, sanatçı yazar ve akademik çevre temsilcileri, kültür, sanat kurumları temsilcileri, emekli işçi, memur, esnaf temsilcileri gibi toplumun tümünü kucaklayacak kapsayıcılıkta olacaktır. - Siz kadın kimliğinizlede öne çıkıyorsunuz. Kadınlara önceliğiniz olacak mı? - Bizim yerel yönetim anlayışımız, toplumsal yaşamda önemli yere sahip olan kadınları, yerel yönetimlere katmak, söz ve karar sahibi olmasını amaçlamaktadır. Kent Meclisi'nin her kademesine katılması için ayrıca çalışma yapılacaktır. Eğitim ve koruma evleri yapılarak, baskı ve şiddete maruz kalan, ekonomik ve sosyal güçlükleri aşması için ihtiyacı olan kadınlara özel ilgi gösterilecektir. Hem çocuğun eğitim ve gelişimi, hem de kadının sosyal hayata katılımını sağlamak için düşük ücretli kreşler açılacaktır. - Birde gençler...- Gençler Kent Meclisi'nde gençliği temsil hakkına kavuşacaklardır. Kurulacak Kültür Merkezi ile gençlerin kendi yeteneklerini geliştirecekleri olanakların önü açılarak, sanat, edebiyat, spor gibi alanlarda uzman kadroların denetiminde çalışmalar yapılacaktır. Madde bağımlısı çocuk ve gençlerin alışkanlıklarından arındırılması için rehabilitasyon merkezi açmaya çalışacağız. Ayrıca, belediye bünyesinde zengin bir kütüphane açılacaktır.- Munzur Vadisi üzerinde barajların yapımı söz konusu buna karşın belediye olarak neler yapacaksınız?- Munzur vadisi UNESCO tarafından korunmaya değer bir alan olarak kabul edilmiş ve 1971 yılında Milli Park ilan edilerek güvence altına alınmıştır. Bu vadinin barajlarla yok edilmesine izin vermeyeceğiz. Bölgenin, turizme açılması, ilimiz için gelir kaynağı olması sağlanacaktır. Rafting, yamaç paraşütü, dağcılık, kayak, doğa yürüyüşleri için gerekli alt yapı çalışmaları yapılacaktır. Ayrıca, Arkeoloji Müzesi açılacak ve ilimiz sınırları içerisinde çıkarılıp değişik yerlere dağılmış olan tarihi eserlerin toplanması için ilgili kurumlarla çalışmalar yapılacaktır.



src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Polislere dokunan yokYusuf Baştuğ Suriye'nin Kamışlı kentindeki Kürt katliamını kınamak amacıyla Adana'da düzenlenen protesto gösterisinde polis tarafından vurulan Cemil Aktaş'ın hayati tehlikesi devam ediyor. Aile, cumhuriyet savcılığına suç duyurusunda bulunurken, polisler hakkında henüz soruşturma açılmadı. Davanın hazırlık görüşmelerini yürüten avukatlardan Beyhan Günyeli, emniyet güçlerinin yasal olmayan bir şekilde kitleye ateş açtığını belirterek, davada sorumlu polislerin cezalandırılmasını istedi. Olayın ardından görüştüğümüz Cemil Aktaş'ın babası Abdulbaki Aktaş, henüz 17 yaşındaki oğlunun insani bir tepkisini dile getirmek isterken polisler tarafından vurulduğunu söyledi. Polisin çok yakın mesafeden ateş açtığına dikkat çeken baba Akbaş, "Polisler şimdi bize 'çocuğun masraflarını karşılayalım' teklifinde bulunuyorlar. Bu acımızı hafifletir mi?" diye sordu. Yaşanan olayla ilgili dava açacaklarını bildiren Aktaş, kamuoyunu da polislerin cezalandırılması için duyarlı olmaya çağırdı.

Yasa ihlal edildi Davanın ön hazırlığını yürüten Avukat Beyhan Günyeli ise 2259 sayılı Polis Vazife ve Salahiyet Yasası'nın 16. maddesinde polisin silah kullanmaya yetkili olduğu durumların belirlendiğini ancak olayda polislerin yakın mesafeden tek el ateş ederek 16 yaşındaki Cemil Aktaş'ın hayati şekilde yaralanmasına sebebiyet verdiklerini aktardı. Polislerin göstericilere dağılmaları yönünde ikazda bulunmadığına vurgu yapan Günyeli, "Uyarı amaçlı havaya ateş edilmeden, doğrudan mağdurun kafasına ateş edilmiştir. Polisin kalabalığı dağıtması görev gereğidir, ancak silahın önleyici noktalara yöneltilmesi gerekirken bu kurala uyulmamıştır. Kuşkusuz yetki verilmesi ile bu yetkinin aşılması birbirinden ayırt edilmelidir" dedi. Polisin başta Avrupa İnsan Hakları Sözleşmesi olmak üzere Anayasa'yı ve Caza Yasası'nı ihlal ettiğine işaret eden Günyeli, yaşam hakkını koruma amaçlı hareket etmesi gereken polislerin, kendisine verilen yetki sınırlarını aştıklarını söyledi. Günyeli'nin verdiği bilgiye göre, 6 avukat, polisler hakkında suç duyurusunda bulundu.

src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Migrende ilaç kullanımına dikkat!Serpil Savumlu İnsanların yaşam alanları daralıp dev kentler oluşmaya ve bitmek bilmeyen mesailer, koşuşturmacalar başladığından beri hayatımıza bazı kavramlar daha sık girer oldu. Gün içinde çok sinirlenir, sterslenir, üzülür ve kavga eder hale geldik. Ve tabii bunun sonunda bir de hastalıklarımız çıktı ortaya. Bunlardan biri de şiddetli baş ağrısı, yani migren. Hacettepe Üniversitesi Nöroloji Bölümü'nden Prof. Dr. Tülay Kansu, yetersiz ve dengesiz beslenme, stres, üzüntü gibi etkenlerin migren hastalığını tetiklediğini söyleyerek ömür boyu sürecek bu hastalığa karşı insanlara her şeyden önce düzenli bir yaşam önerdi. Prof. Dr. Tülay Kansu'yla insanların yaşamını felç edecek şiddette gerçekleşen migren ağrılarını konuştuk. Kansu'ya yönelttiğimiz sorular ve yanıtları şöyle:

Migren nedir? Migren elle tutulur, gözle görülür nedeni olmayan baş ağrılarından en sık görülenidir. Migren periyodik baş ağrısı ataklarına zaman zaman eşlik eden mide bulantısı ile birlikte kusmayla kendini gösteren, sık rastlanan iş görmezlik yaratan nörolojik bir hastalıktır. Genellikle çevresel faktörler beyinde sinir sisteminde bir aktivasyon yaratıyorlar. Bu aktivasyon, beyin damarlarında genişleme yapıyor ve orada kimyasal maddeler açığa çıkıyor. Bunlar sinirleri uyararak ağrıya neden oluyor. Migrenin oluşumunda hala bilmediğimiz pek çok şey var. Migrenin ayırt edici özellikleriyle kendini belli eden değişik tipleri vardır. Bir kısmı görsel şikâyetlerle başlar daha sonra başağrısına dönüşür bunlara auralı migren deriz. Bazıları ise sadece baş ağrısı ile başlar ancak peryodik olarak devam eder bunları da aurasız migren olarak adlandırırız. Auralı migren görülen hastalarda genellikle ağrı öncesinde görme kayıpları, ışık çakmaları, baş dönmesi gibi rahatsızlıklar yaşanır ve ardından ağrılar başlar. Hastaların yüzde 80'inde aurasız migren bulunmaktadır.

Migrenin en önemli özelliği ve belirtileri nelerdir? E
www.evrensel.net