İzmir’in Kürtlerle imtihanı

İzmir’in Kürtlerle imtihanı

2000’li yıllardan itibaren Kürtlerin inkârına dayanan resmi devlet politikasının artık  işlevi olmadığı egemenler açısında da kabul gördü. Kürtlere yönelik “farklı bir politikanın yürütülmesi” gerekliliği üzerinden yeni bir arayış içine giren egemenler için en uygun araç, iktida

Şerif Karataş

2000’li yıllardan itibaren Kürtlerin inkârına dayanan resmi devlet politikasının artık  işlevi olmadığı egemenler açısında da kabul gördü. Kürtlere yönelik “farklı bir politikanın yürütülmesi” gerekliliği üzerinden yeni bir arayış içine giren egemenler için en uygun araç, iktidar partisi  AKP oldu. AKP’nin bu yönde çabaları “kendi Kürdünü yaratma” olarak yorumlanacaktı.  
Kapatılan Demokratik Toplum Partisi’nin İzmir’deki araç konvoyuna Kasım 2009’da düzenlenen taşlı saldırı yeni bir tartışma sürecine vesile olmuştu.  Ergenokon davasıyla gündemin merkezine yerleşen Kemalizm- ulusalcılık tartışmaları iyice keskinleşiyor ve AKP’nin Kürt açılımına dair kutuplaşma zirve noktasına ulaşıyordu.
İzmir’de yaşanan bu taşlı saldırı İzmir ve İzmirlilere yönelik de tartışmaları beraberinde getirdi.  Akademisyen Cenk Saraçoğlu, Kürtlerin yaşadığı değişimle ilgili yapacağı analiz çalışması için 2006 – 2007 yılları arasında İzmir’de 90 İzmirli ile görüşme yaptı. Saraçoğlu, yaptığı bu görüşmeleri kitaplaştırdı.  Şehir Orta Sınıf ve Kürtler adıyla çıkan kitap İletişim Yayınları tarafından yayımlandı. Saraçoğlu, bu görüşmelerdenyola çıkarak Kürtler ve Kürtlere karşı yaşanan değişimi “İnkâr’dan tanıyarak dışlamaya”  başlığı altında tartışıyor.
GELMELERİ YETMEZMİŞ GİBİ BİR DE KÜRT KALDILAR
İzmir’de Kürtlerle en fazla muhatap olan orta sınıfla yaptığı görüşme üzerinde hem  Kürtler hem de Kürt sorununda yaşanan değişimi  anlatmaya çalışan Saraçoğlu, bunu ‘tanıyarak dışlama’ olarak adlandırdı. Saraçoğlu, ‘tanıyarak dışlama’yı da şöyle açıklıyor: “Üç nokta üzerinde varıldı bu tanımlamaya. Birincisi, ‘Kürtleri’ Türk milletinin bir parçası olan gören ‘tanıma’ üzerine kurulu geleneksel asimilasyoncu devlet söyleminden farklı olarak ‘Kürtleri’ ayrı bir ‘halk’ ve ‘topluluk’ olarak tanıyorlar. İkincisi, Kürt karşıtı insanların anlam dünyasında Kürtler; cahil, bölücü, kent hayatını mahveden, haksız kazanç sağlayan ve işgalci gibi olumsuz özelliklerle ayrıldığından, bu tanıma, kaçınılmaz olarak beraberinde Kürtleri dışlayan bir mantık içeriyor. Üçüncüsü, Kürt karşıtı söylemin özneleri, bu olumsuz klişeleri öncelikle, göç alan Türkiye kentlerinde, gündelik hayatta karşılaştıkları Kürt göçmenlerle olan yüzeysel ilişkilerinden ve deneyimlerinden çıkarsıyorlar.” (s.36) “‘Güvenlik’ gerekçesiyle Bölge illerinde köylerin boşaltılmasıyla birlikte İzmir de Kürt göçü alan şehirler arasında yer aldı. İzmir’de yaşanan göçle birlikte orta sınıf arasında, Bu rahatsızlığı  dile getirenler için temel sorun, gelenlerin ekseriyetle Kürt olması ve geldikten sonra da Kürt kalmasıydı. ‘Kürtlük’ bu anlayışa göre salt etnik bir farklılığı ifade ettiği için değil ‘cahillik’, ‘haksız kazançla geçinme’, ‘bölücülük’, ‘şehir hayatını mahvetme’ ve ‘gelip İzmir’i işgal etme’ gibi klişeleri temsil ettiği için bir sorundu.” (s.23)
IRKÇILIĞA DİKKAT!
Yaşanan zorunlu göçle birlikte göç mağdurlarının yeni bir durumla karşılaştıklarını ifade eden Saraçoğlu, “Kürtler kentsel alanlara geldikten sonraki süreçte, yaşamlarını idame ettirmelerini sağlayacak bir ön hazırlıktan, maddi kaynaklardan yoksundular. Ne büyük şehir hayatı deneyimine ne de iş piyasasında kendilerini güçlü kılacak diğer başka özelliklere sahiptiler. Neoliberal dönemde İzmir’deki emek-yoğun sanayi sektörünün büyüme hızındaki gözle görülür azalma, İzmir’deki Kürt göçmenlerin emek güçlerini satarak üretim süreçlerine dahil olmalarının önünü tıkamış ve işsizliği sürekli bir durum haline gelmiştir.” (s.91) şeklinde anlatıyor bu süreci. Kürtlerin durumunu ve Kürt sorununda yaşanan değişimi de yine orta sınıf gözüyle yansıtan Saraçoğlu’nun, “Kapsamlı bir demokratikleşme süreci ile Kürt sorununun siyasi-kültürel hak ve özgürlüklere dair boyutları çözülse ve Kürtlerin devlet tarafından “resmen” tanınması süreci tamamlansa bile mevcut kentsel toplumsal ilişkiler yapısı devam ettiği müddetçe ırkçılık, Türkiye kentlerinde yaygınlık kazanacağı bir toplumsal zemine sahip olmaya devam edecektir.” (s.182) uyarısı son derece dikkate değer.

www.evrensel.net