Hani kimse rehin kalmayacakti

Türkiye'nin en büyük kenti İstanbul'da insanlık adına utanç verici bir olay yaşandı. Zeynep Kamil Hastanesi'nde; Banu ve Ahmet Günal çiftinin yeni doğan bebekleri, parasızlıktan dolayı Kızılay'dan kan satın alamadıkları için öldü.

Maliye Bakani Kemal Unakitan'ın "Kamudaki her şeyi satip, özelleştirecegiz" mantığı ve yıllardır uygulanagelen "paran kadar sağlık" anlayışı insanları ölüme götürüyor. Parası olmayanların kamu hastanelerinde bile tedavi edilmemesini öngören bu politika, Günal ailesinin 26 günlük bebeklerinin ölümüne ve cenazesinin hastanede rehin kalmasına neden oldu. Ümraniye'nin Kazım Karabekir Mahallesi'nde kömürlükten bozma tek odalı bir evde yaşam mücadelesi veren Ahmet ve Banu Memiş Günal çiftinin hayatları, 4 ay önce altüst oldu. Bir fırında şoför olarak çalışan Ahmet Günal, kaza geçirince işsiz kaldı. Sol bacağına platin takılan ve kemik erimesi başlayan Ahmet Günal, tüm çabalarına rağmen tekrar iş bulamayınca Kazım Karabekir'deki bir kömürlüğü temizleyerek, eve dönüştürdü. Bu kömürlüğe sığınan Günal ailesi, yakınlarının ve komşularının yardımıyla yaşamlarını idame ettirmeye başladı. Ancak, zor günler yaşayan Günal ailesi için asıl kâbus, hamile olan Banu Memiş'in doğumunun gelip çatmasıyla kendini gösterdi.

Eldiven istediler Doğum yapmak üzere 29 Aralık 2004 tarihinde Zeynep Kamil Hastanesi'ne yatan Banu hanım ve eşi, o günden sonra insanlık adına utanç verici bir dizi uygulamaya maruz kaldı. İnsanın kanını donduran bu olaylar zincirini Banu hanımın ağzından dinleyelim: "Aralık ayının 30'unda doğum yaptım. 17 gün bebeğimin kilo alması için hastanede tuttular. Sonra bizi taburcu ettiler. Taburcu olurken, 2 milyar lira tutarında bir fatura elimize tutuşturdular. Ödeyemeyeceğimizi söyleyince de bir senet imzaladık, ancak o şekilde hastaneden ayrılabildik. Taburcu olduktan 3 gün sonra bebeğim rahatsızlandı ve her tarafı morardı. Acilen hastaneye kaldırdık. Hastanede bana birkaç gün bebeğimin hastalığını söylemediler. Doktorla tartışınca, zatürree olduğunu ve kanının pıhtılaştığını belirttiler. Daha sonra da tedavi süreci başladı. Bir hafta sonra bizden kan istediler. Kan gurubu 0 rh negatif olduğu için bulmakta çok zorlandık. Daha sonra hastanenin yanında bulunan Kızılay'a ait kan merkezinde gerekli kanı bulduk. Fakat bizden 86 milyon lira istediler. Biz de 'paramız yok ama hastane masraflarına ekleyin' dedik. Fakat bu şekilde çalişmadiklarini söyleyerek kani vermediler. Daha sonra bizden ilaçlar istediler. Doktorlarin kullandigi eldiveni dahi reçeteye yazmişlar. Hastanede kullanilmasi gereken her türlü malzemeyi bizden istiyorlardi."

'Kan verelim' Çocuğunun hayati tehlikesi olduğunu belirttiği halde Kızılay'dan gerekli kanı alamayan Ahmet Günal, verilecek kana karşılık kendisinden kan alınmasını teklif eder. "Çocuğumuzun yaşaması için kana karşı kan verecektik. Ama bunu kabul etmediler ve bize para olmadan hiçbir şekilde kan vermeyeceklerini söylediler" diyen Ahmet Günal, bir yakınının yardımıyla özel hastaneden kan bulur. Ancak, bu hastanede de bebek gelmeden kanın verilmeyeceği kesin bir dille belirtilir. Bu gelişme üzerine Zeynep Kamil'e giden Ahmet Günal, tüm çabalarına karşın bebeğini hastaneden alamaz.

Ölüyü de rehin aldılar! Bundan sonraki olaylar zincirini yine anne Banu Memiş anlatıyor: "Dünyaya gelişinin 26. gününde bebegim parasizliktan ve kan bulamamaktan dolayi öldü. Buna ragmen Zeynep Kamil'de bize 4 milyar lira masraf çıkardılar. Ödemeden de cenazemizi vermeyeceklerini söylediler. Buradan sesleniyorum; Kızılay kim için var? Bizim yaşama hakkımız yok mu?" Başta Zeynep Kamil Hastanesi olmak üzere yetkililere isyan eden Baba Günal ise, çocuklarinin ölümüyle yaşadiklari acinin üstüne bir de kendilerine eziyet edildigini belirterek, tüm insanlik adina utanç verici şu olaylari anlatti: "Bebeğim öldü ve hastanede rehin. Yeşil Kart başvurusunda bulundum. Başvuruda bulunduğumda imzalamış olduğum belgeyi hastaneye götürdüm. Fakat bu belgeyi kabul etmediler. Benim elime bir kâğıt tutuşturarak, bunu kaymakamlığa imzalatmamı söylediler. Bunun üzerine tekrar kaymakamlığa gittim. Ancak kaymakamlık verdiği belgenin geçerli olduğunu belirterek, hastanenin gönderdiği kâğıdı imzalamadı. 'Bizim verdiğimiz belgeyle cenazenizi vermek zorundalar. Vermezlerse suç duyurusunda bulunun' diyerek, topu tekrar hastane yönetimine attılar. Tekrar hastaneye gittim ve başhekimin sekreteri ile görüştüm. Ne dediysem de, Yeşil Kart çıkartana kadar cenazemizi vermeyeceklerini ifade etti. Daha sonra beni morg görevlisinin yanına gönderdi. Morg görevlisine de sekretere söylediklerimin aynısını aktardım. Fakat ondan da aynı yanıtı aldım. Ben de 'Yeşil Kart bir ayda çikarsa bir ay çocugumun ölüsü burada mi bekleyecek' diye sordum. O ise, 'isterse 5 ayda çıksın, burada bekler' dedi. 'Eğer cenazenizi teslim almazsanız biz diğer teslim alınmayan cenazelerle defnederiz' dedi. Daha sonra bana bir belge imzalatmak istediler. Bu belge çocuğumu kendi isteğimle bıraktığıma dair bir dilekçeydi, imzalamadım."

Bakana sesleniyoruz Bu yaşananlar, ülkede her şeyin güllük gülistanlik gittiginden dem vuran hükümete bir cevap olsa gerek. Hâlâ bu ülkenin hastanelerinde insanlar parasizliktan ölüyor. Bu bebegin suçu dünyaya fakir bir ailenin çocugu olarak gelmek miydi? Ailesinin parasi olmadigi için henüz 26 günlükken hayata gözlerini yumdu. Ama ölüsünü de rahat birakmiyorlar ve hastanede rehin tutuyorlar. Buradan Saglik Bakani Recep Akdag'a sesleniyoruz: "Bu utanç verici olaya ne zaman el koyacaksınız?"


Bakan Akdağ ne demişti? Sağlık Bakanı Recep Akdağ, göreve başladığı günlerde, kendi döneminde kimsenin parasızlıktan dolayı hastanelerde rehin kalmayacağını iddia etmişti. Akdağ, "Hastanelerde krallıklar türedi. Ama artık krallıklar sona erdi. Artık hiç kimse hastanede rehin alınmayacak" demişti. Erzurum'u ziyareti sırasında gazetecilere demeç veren Bakan Akdağ şu açıklamalarda bulunmuştu: "Bir kez daha söylemek istiyorum ki hastanelerde rehin kalmak tarihe karışacak. Bir hastanın ve cenazenin hastanede tutulmasının bir izahı yoktur. Bu bir alışkanlıktır ve kraldan çok kralcılık yapmaktan ortaya çıkmıştır. Yaygın bir olay da değildir. Toplum vijdanını rencide eden bir husus olduğu için yankı buluyordu. Artık hiçbir hastanemizde bu tür olay istemiyoruz."

www.evrensel.net