Unutturulan bir tarih

Kaç kişi biliyordu, TRT'nin ilk kadrosunun TEPSEN adında bir sendika kurduğunu, greve gittiğini, toplusözleşme hakkı kazandığını, özlenen bilinçli, sorumlu, düşündürücü televizyon yayınının TRT'nin ilk yıllarında yapıldığını, çalışanların çoğunun 12 Mart darbesinde işinden olduğunu, devlet yönetiminin baskılarıyla karşılaştığını... Ve tüm bunların unutturulmaya çalışıldığını.

Kaç kişi biliyordu, TRT'nin ilk kadrosunun TEPSEN adında bir sendika kurduğunu, greve gittiğini, toplusözleşme hakkı kazandığını, özlenen bilinçli, sorumlu, düşündürücü televizyon yayınının TRT'nin ilk yıllarında yapıldığını, çalışanların çoğunun 12 Mart darbesinde işinden olduğunu, devlet yönetiminin baskılarıyla karşılaştığını... Ve tüm bunların unutturulmaya çalışıldığını. TRT'nin ilk programcılarından Varlık Özmenek, bu yıllarda bir yandan ses getiren yayınlar yaparken bir yandan siyasi iktidarın baskılarıyla uğraşıp sendikal mücadeleye giriştiklerini anlattı. 41 yıldır gazetecilik yapan Özmenek, 12 Mart darbesiyle TRT'den birçok kişinin atıldığını belirterek, TRT Genel Müdürlüğü'ne atanan Şenol Demiröz'ün bu kişileri TRT'ye geri alma sözünün arkasında durması gerektiğini söyledi.

Muhabirliğe nasıl başladınız? Bir radyo anonsunun ardından 38 kişi televizyonun ilk programcıları olarak işe alındık. Başımızda Mahmut Tali Öngören. İki-iki buçuk aylık kurs eğitimi almış, 3 ay önce sinema filmlerinde ilk kez televizyonu görmüş televizyoncular olarak kendimizi televizyon yayınlarında bulduk. Ankara televizyonu bir imeceyle başladı. Yokluklar o kadar çoktu ki. Ekip çok gençti. Yayına geçtiğimiz zaman işe alınmamıştık. Bize diyorlardı ki: "Kaşeli kursiyersiniz" Yani belli bir para vererek kursiyersiniz. Yayına başladıktan sonra "Kadronuz yok. Stajyer bursiyersiniz" demeye başladılar. Biz ses getiren programlar yaparken, iktidar tarafından da şaşırtıcı ve baskıcı gerilimler artarken, bir yandan statümüzü savunuyoruz. TRT'de ilk sendikayı kurduk. Televizyon Programcıları Sendikası (TEPSEN). TRT ile iş mahkemelerine düştük. Mahkeme işçi olduğumuza karar verdi. Toplu sözleşme masasına çağıracak hale geldik TRT yönetimini. Grev kararı aldık. 1969'un Temmuz ya da Ağustos'unda bizi TRT kadrolarına aldılar. 3-3.5 yıl sonra 12 Mart geldi. İşimize son verildi.

Bunlar bugün fazla bilinmiyor ama... Türkiye'de 36 yıldan bugüne televizyonda olsun, radyoda olsun TRT'nin ilk kuruluş yıllarının gerçekçi programı yapılmamıştır. TRT'nin, televizyonun kuruluşunun ikinci üçüncü elemanları TRT'nin televizyon kurucusu diye tanıtılmıştır. Özellikle unutturulan bir tarih konusudur. Televizyonun Türkiye'de nasıl yayına geçtiği, iletişim fakültelerinde tez konusu olmalı. Herhangi bir kitap da yok bu konuda. Bu öyküleri, bu yaşanmışlığı henüz Türkiye bilmiyor. Çok sağlam, demokratik yayın ilkelerine sahip olmuştur. Öyle bir geleneği oluşturmaya çalışıyordu. 3-3.5 yıllık bir deneyimdi. 12 Mart darbesinden bir iki hafta içinde her şey tasfiye oldu.

Bu yayın çizgisi nasıl yakalandı? Türkiye'nin çok canlı, demokratik bir dönemi. 1965 yılında TBMM'ye, 15 sosyalist milletvekili girmişti. Ve 1968... '68 kuşağı diyebileceğimiz kuşakla örtüşen bir süreçte, demokratik, özgür, özerk beyinlerle halkın doğruları edinme temel hakkını sağlamaya çalıştık. Bu da egemenleri ürküttü. Ürkütmekle de kalmadı, 9-12 Mart darbeleri ondan sonra 12 Eylül, sonra 28 Şubat işte getirdi bugünlere. Fakat bastırılması da çok haşin ve yıkıcı oldu. Türkiye bugün bu yıkıklığın üstünde. Böylesine bir demokratik yayıncılığın etkilerini bastırmak için, tarihin en büyük soygunu sergilendi. TRT Genel Müdürü Şenol Demiröz'ün göreve gelmesiyle eski bilinçli, tecrübeli kadroyu göreve getireceği vaatleri var. Bunları nasıl değerlendiriyorsunuz? "Bütün amacımız TRT'nin kuruluş yıllarındaki zirve noktasını yakalamak. TRT'ye eski onurunu tekrar iade etmektir" de demişti. Kuruluşta beraber görev aldığımız Melih Aşık, "Demiröz biraz talihsiz bir başlangıç yaptı" diyor. Demiröz aslında doğru söylüyor. Ben de bu çağrıyı yapıyorum: "Benim görevime yeniden dönmem gerekiyor". Burada yapılması gereken "Hodrimeydan haydi. Sözünde misin?" Yapılacak muhalefet budur. TRT Genel Müdürü söylediklerini uygulamalı. Örsan Öymen gibi ve Sevgi Soysal gibi iki görkemli gazetecinin yayıncının işine 12 Mart'ta son verildi. Onlar belki bugün dünyada değiller ama onların emeklerine, bilgi ve birikimlerine sahip kadroların getirilmesi gerekiyor.

Taraflı yayınlar konusunda neler söylemek istersiniz? Kapitalizmde artı emeğe el konmuştur. Küreselleşmede de artı emeğin bilgisine el konmuştur. İşte o da medyadır. Onun için küresel medyayı arka ceplerine, ön ceplerine koyarak kontrol altına almışlardır. Bugün sadece Ankara ve İstanbul merkezleri değil, Washington merkezi de Türkiye'deki medyasal bilgiye el koymuş ve kontrol altına almış durumda. Sorunlarını tartışabiliyor muyuz? Öylesine, bilgiye, habere el konmuş ki tartışabilecek şeyimiz bile sınırlı.

Bugünkü televizyon yayınlarını nasıl buluyorsunuz? Sayısal geceleri, popstar yarışmalarıyla insanların vakitleri değersizleştirilerek, düşünce ve yaratıcılıkları boşa akıtılıyor. Gülme çok önemli bir düşünce ürünüdür. Gülmeye bile diyor ki televizyonlar, "sen gülme biz sana gülme efekti veririz". İnsanların, düşünme tehlikesine izin vermiyorlar. Yarışma programlarında "Mehmet Ali Bey, Mehmet Ali Bey" diye yalvartarak, insanlık onurunu ayaklar altına alıyorlar. Medya terörizmi diyorum buna. Korkunun, şiddetin, yılgının, sindirimin kitle iletişim araçlarında içselleşerek, toplumu yönlendirme ve yönetilmesinde sistemleştirmesi. Irak Savaşı'nda, Körfez Savaşı'nda da bunu yaşadık. İnsanlar, bir yalan unsurunun devreye konulmasıyla savaşlara evet diyebiliyorlar. İşte televizyonun ilk kuruluş yıllarındaki beyaz camla, 2004'ün beyaz camı arasındaki fark.

www.evrensel.net