TARİH  - Wanda, Zofia ve İrena

TARİH - Wanda, Zofia ve İrena

Bahar pek az insana kötü hisler sezdirir. Elbette, 1889 Nisanının 20. gününde sabaha karşı doğum sancılarıyla kıvranan Klara, minicik ellerine öpücükler kondurduğu Adolf’unun 50 yıl sonra milyonlarca insanı katledecek bir şeytana dönüşeceğini bilemezdi. Ne bundan üç yıl önce annesi Wanda’ya ismini verirken,

Fulya Alikoç

İrena doğmadan birkaç yıl önce, genç ve ateşli bir kadın olan Wanda sosyalizm denen ve bir yüzyıl boyunca Avrupa’yı terk etmeyecek olan hayaletle tanışmıştı bile. Çar 2. Nikolay döneminde Varşova Valisi olarak atanan Georgi Skalon’un muhalifleri zalimce katletmesine tanık olmuştu. Polonya Sosyalist Partisi, Skalon’a bir suikast düzenlemeye karar verdi. 18 Ağustos 1906’da gerçekleştirilen eylemde valinin at arabasında iki bomba atıldı. Valinin hayatta kaldığı ve üç kişinin hafif yaralandığı bu eylemde bombaları atan 20 yaşındaki Wanda idi. O günden sonra Wanda bir süreliğine sahte bir evlilikle gittiği Avusturya’da yaşamak zorunda kalacaktı ve sonraları “Alinka” ya da “Alişya” adıyla bilinecekti.

Ayrımcılığı protesto

Alinka, Avusturya’da sürgün hayatı yaşarken, Katolik muhafazakâr ve sanatçı bir aileden gelen Zofia kendini edebiyata adamıştı. Yıllar sonra Polonya’nın en sevilen tarihsel romancılarından biri olarak anılacağı yolculuğuna başlayan Zofia hümanist ve dini duygularını pekiştirirken, başka bir hümanist aileye doğan İrena’dan tamamen habersizdi. İrena’nın babası meslektaşlarının tedavi etmeyi reddettiği çoğunlukla Yahudi hastaları gönüllü olarak muayene eden bir doktordu. Küçük kızı henüz yedi yaşındayken, muayene ettiği hastalardan bulaşan tifüs virüsünün bedenini zapt etmesine yenik düştü. İrena’nın küçük yaşta babasına veda etmek zorunda kalması, onu bir Yahudi düşmanı değil, tam tersine 2. Dünya Savaşı’ndan çok önceleri baş gösteren Yahudi düşmanlığına karşı savaşan bir aktivist haline getirdi. Öyle ki, İrena 20’li yaşlara geldiğinde eğitim masrafları Yahudi toplulukları tarafından karşılanıyordu. 1935 yılında bazı üniversitelerde fiilen uygulanan ve 2 yıl sonra yasalaşan getto uygulaması Yahudi gençlerini olduğu kadar İrena’yı da rahatsız ediyordu. Buna göre Yahudi öğrenciler amfilerin sol tarafına oturtuluyordu. Bu uygulamayı ders boyunca ayakta durarak protesto eden Yahudi gençlerinin arasında İrena da bulunuyordu. Sık sık Ulusal Radikal Kamp adı verilen ırkçı gençlik örgütünün saldırısına uğrayan bu muhalif gençlerin çoğu okuldan uzaklaştırıldı ya da tamamen atıldı. Her ortamda ayrımcılığı protesto eden İrena da Katolik bir Polonyalı olmasına rağmen bu saldırıdan nasibini aldı ve okuduğu Varşova Üniversitesi’nden uzaklaştırıldı.

Polonya işgal altında

Zofia 50. yaş gününü kutlarken, akranı Adolf sınır komşusu bir coğrafyada Zofia’nın yurdunu işgal etme planları yapıyordu. “Polonya kökeninden ve dilinden tüm erkek, kadın ve çocukları öldürün. Ancak bu şekilde ihtiyacımız olan yaşam alanını elde edebiliriz” diyerek kumandanlarına işgal emri verdikten on gün sonra, 1 Eylül 1939’da Zofia’nın yurdu batı, kuzey ve güney cephelerinden saldıran Nazi ordusu tarafından işgal edildi. Sadece işgalin ilk ayında çoğu Yahudi ve Çingene olan 200 bine yakın insan vahşice katledildi. 27 Aralık 1939 tarihinde, Varşova yakınındaki küçük Wawer kasabası sakinleri ise soykırımın sokakta alenen gerçekleştirilen ilk kitlesel katliamına tanık oluyorlardı. SS’ler “kadın çocuk demeden gereğini yapıyordu.” İrena, küçük bir yeraltı örgütünün çatısı altında sahte evrak düzenleyerek Yahudi ailelerin kaçmasına yardım ediyordu. Diğer yandan 1942 yılının yazında artık Veronika olarak bilinen Zofia, ‘Protesto’ adlı bildirgesinde soykırımın Tanrı’ya karşı gelmek olduğunu ve buna sessiz kalan İngiltere ve ABD’nin de en az faşistler kadar suçlu olduğunu ilan etmişti.

Direniş

Biri Katolik-muhafazakâr, biri liberal diğeri de sosyalist bir hareketten gelen bu üç Polonyalı kadın sadece binlerce insanın hayatını kurtarmakla kalmadı, faşizme karşı birleşik bir cephe oluşturmanın tarihsel bir örneğini de sergilemiş oldu.

Savaştan sonra Sovyetler Birliği ve Varşova Paktı üyesi ülkeler, Hitler faşizminin Polonya’yı işgal ederek 2. Dünya Savaşı’nı başlattığı günü Dünya Barış Günü ilan ettiler. Faşizme karşı barış içinde bir dünya için mücadele bilincini diri tutmak amacını taşıyan 1 Eylül’de bu isimleri de anmadan geçmek olmaz. Savaşı lanetlemek için, zulme, baskıya ve ayrımcılığa karşı birleşmek ve mücadele etmek için dünyanın her yıl dört bir yanında çıktığımız sokaklarda onlar da aramızda olacak...

www.evrensel.net