'8 milletvekili hukuksuz şekilde tutuklu'

CHP Genel Başkan Yardımcısı Sezgin Tanrıkulu, Adli Yılın Açılışı dolayısıyla bir basın toplantısı düzenledi. Adalet sisteminin en büyük sorununun "yargı bağımsızlığının olmaması" olduğunu belirten Tanrıkulu, Deniz Feneri soruşturmasında yaşananların bunun en açık örneği olduğunu ifade etti. 8 milletvekilinin gayrıhuk

'DENİZ FENERİ SORUŞTURMASI AKAMETE UĞRATILIYOR'

Yarın adli yılın açılışının yapılacağını ve yine sürekli tekrar edilen açıklamalar yapılacağını ifade eden Tanrıkulu, Türkiye’de adalet sisteminin en büyük sorununun “yargı bağımsızlığının olmaması” olduğunu söyledi. Hakimler ve Savcılar Yüksek Kurulu’nda (HSYK) yapılan değişikliklerle yargının, yürütmenin kontrolü altına alındığını dile getiren Tanrıkulu, “Daha yeni Deniz Feneri soruşturmasında yaşananlar bu durumun çok açık bir örneğidir. Ucu siyasal iktidara dokunan bir soruşturmayı yürüten savcılar sudan gerekçelerle ve Adalet Bakanı’nın doğrudan rol oynadığı süreçler sonucunda görevlerinden alındılar. Bu adımla soruşturma akamete uğratılmaya çalışılıyor” diye konuştu.

'YARGI MESELESİ HALOLUNDU'

Deniz Feneri soruşturmasını yürüten savcıların görevden alınmasıyla tüm yargı mensuplarına “Yürütmeye dokunma, yolsuzlukların, adaletsizliklerin üzerine gitme” mesajı verildiğini kaydeden Tanrıkulu, tüm bu sorunların temelinde yeni HSYK ve yargı düzeninin yattığını belirtti. “Yargıda çoğulculuk sağlanacak” söylemiyle savunulan HSYK değişikliklerinin yegane amacının yargıyı iktidarın vesayet organı haline getirmek olduğunun bu değişikliği destekleyenler tarafından da ifade edilmeye başlandığına dikkat çeken Tanrıkulu, yeni HSYK için yapılan seçimlerin “trajikomik” şartlar altında gerçekleştiğini, Adalet Bakanlığı bürokratları tarafından hazırlanan blok listelerin dayatıldığını dile getirerek “Yargı meselesi tabiri caizse halolundu” dedi.

'ANTİ-DEMOKRATİK ZİHNİYET YARGIYA HAKİM KILINIYOR'

Yargıtay’a atanan 160 yeni yargıçtan sadece 5’inin, Danıştay’a atanan 51 yargıçtan sadece 1’inin kadın olduğunu, bu üyelerin Yargıtay ve Danıştay’da “blok oy” uygulaması başlatarak çoğulculukla ilgileri olmadıklarını ortaya koyduklarını vurgulayan Tanrıkulu, “HSYK’nın atamalarıyla amaçlanan, yürütmeye hakim olan ataerkil, baskıcı, çoğunluk karşıtı, dışlayıcı, anti demokratik zihniyeti yüksek yargıya hakim kılmaktır” diye konuştu. Tanrıkulu, yeni HSYK’nın 7 kararnameyle 3 bin 49 yargıç ve savcının yerini değiştirdiğini, bu değişikliklerde hiçbir teamülün dikkate alınmadığını, aile birliğinin dahi dikkate alınmadığını, birçok savcı ve yargıcın istekleri dışında yerlere atandıklarını ve devam eden davaların seyrine müdahale edilmek istendiğini belirtti.

'ÇOĞULCULUĞUN VE DEMOKRASİNİN ÖNÜNDEKİ ENGELLER'

Tanrıkulu, tüm bu adımlarla yargının yürütmeyi denetleyen bir adalet aracı olmaktan çıkartılarak “yürütmenin baskıcı araçlarını kağıt üzerinde meşrulaştıran teatral bir faaliyet haline indirgemeyi” amaçladığını dile getirirken vesayetçi yargı düzeni anlayışının önemli bir örneğinin de yeni düzenin özel yetkili ağır ceza mahkemeleri olduğunu söyledi. Özel Yetkili Ağır Ceza Mahkemeleri’nin Türkiye’de yaşanan insan hakları ihlallerinin temelinde yer aldığını ifade eden Tanrıkulu, “Savunma hakkının yok sayıldığı, adil yargılama standartlarının ayaklar altına alındığı, tutuklu yargılamanın kural haline dönüştüğü, masumiyet karinesi göz ardı edilerek zanlıların suçsuzluklarını kanıtlamaya zorlandıkları, lehlerindeki delillerin zanlılardan saklandığı, delil incelemelerinin ‘dostlar alışverişte görülsün’ şeklinde yapıldığı bu hukuksuzluk merkezleri Türkiye’de çoğulculuğun ve demokrasinin önündeki en önemli engellerdendir” diye konuştu.

8 MİLLETVEKİLİ HUKUKSUZ BİR ŞEKİLDE TUTUKLU

Yargının artık adalet dağıtımının değil hukuksuzluğun bir parçası haline geldiğini savunan Tanrıkulu, son 5 yılda hapishane nüfusunun yüzde 100 arttığını, tutukluluğun cezaya dönüştüğünü, siyasi yelpazenin her kanadından muhaliflerin baskıcı yargı kararlarına maruz kaldığını belirtti. Yargının Türkiye tarihinde ilk kez “gayrıhukuki ve insan haklarına aykırı olarak” 8 milletvekilini tutuklu olarak yargılamaya devam ettiğine ve bir milletvekilinin vekilliğinin de düşürüldüğüne dikkat çeken Tanrıkulu, “Türkiye’de yaşanan birçok demokrasi ve insan hakları ayıbının altında yaratılan bu yeni vesayetçi yargı düzeninin imzası bulunmaktadır. Mevcut yargı düzeniyle Türkiye’de adaletin sağlanması imkansızlaşmıştır” dedi. Tanrıkulu, CHP olarak yargının içine düştüğü bu durumu düzeltmeyi kendilerine amaç olarak belirlediklerini ifade ederek “Önümüzdeki günlerde gündeme gelecek olan yeni anayasa çalışmalarında öncelikli hedeflerimizden biri yargı bağımsızlığını sağlayacak kurum ve kurulların oluşturulmasını sağlamak olacaktır. Yargı sisteminin Haziran 2011 seçimlerinden önce seçim beyannamemizde ve özgürlükçü demokrasi raporumuzda ana hatları çizilen doğrultuda yenilenmesi için çalışacağız” dedi. Tanrıkulu, “tüm bu zor şartlara rağmen görevlerini sadece vicdani kanaatleri ve adalet isteği doğrultusunda yürütmeye çalışan bu yargı düzenine teslim olmayı reddeden, sayıları gittikçe azalsa da nitelikleri, cesaretleriyle karşılarına dikilen baskıcı düzende her daim korku yaratan yargıç ve savcılar ile yargı emekçilerinin ve avukatların” her daim yanlarında olacaklarını bildirdi.

TERÖRLE MÜCADELE YASASINA GEREK YOK

Tanrıkulu, açıklamasının ardından gazetecilerin sorularını yanıtlarken bir gazetecinin bugünkü Milliyet gazetesinin manşetinde yer alan 11 Eylül 2011 saldırılarının ardından tüm dünyada terörle mücadele yasalarından mahkum olanlarının 3’te birinin Türkiye’den olmasını değerlendirdi. 2005 yılında Terörle Mücadele Kanunu’nda (TMK) değişiklik yapıldığı sırada bu yasanın asıl hedeflerinin muhalifler olacağını ifade ettiklerini, yasadaki geniş suç tanımıyla herkesin “terör suçlusu” sayılabilecek hale geldiğini kaydetti. 2006’dan sonra TMK uyarınca verilen mahkumiyet kararlarının Avrupa İnsan Hakları Mahkemesi’ne götürülmesi durumunda İnsan Hakları Avrupa Sözleşmesi’ne aykırı olduğu yönünde karar çıkacağını söyleyen Tanrıkulu, şöyle konuştu: “Önümüzdeki dönemde Meclis’teki hedeflerimizden birisi de bu yasayı gerçek anlamda yeniden düzenlemek olmalıdır. Hatta benim kişisel görüşüm, bu yasaya hiç gerek yoktur. Ceza yasasında bu yasada olan neredeyse bütün tedbirler vardır, bütün suçlar bu ceza yasasında ön görülmüştür. Bu benim kişisel görüşümdür; bu şekilde yeni bir yasaya gerek yoktur diye düşünüyorum.”

SİVİLLEŞME ADIMLARI SEMBOLİK

Tanrıkulu, TBMM Genel Kurulu’ndaki konuk localarında yer alan asker localarının yerinin değiştirilmesi ve protokol listesinde Genelkurmay Başkanı’nın arka sıralara alınması yönünde atılacağı belirtilen adımları değerlendirdi. Her türlü sivilleşme adımına destek verdiklerini ancak bu tür adımların Hükümet tarafından “sivilleşme” olarak gösterilmesini doğru bulmadıklarını ifade eden Tanrıkulu, “Bunlar semboliktir. Fakat sivilleşme sadece bu sembolik adımlarla değil zihinlerde olması lazım. Bir taraftan bu vesayet düzenine karşı çıkacaksınız, diğer taraftan kendi vesayet düzeninizi kuracaksınız. Asıl tartışılması gereken bana göre budur. Kuşkusuz sivilleşme olmalıdır ama başka bir vesayet düzeni oluşturulmamalıdır” diye konuştu.

SİVİLLEŞME ADIMLARI NEDEN HÜKÜMET PROGRAMINDA YOK?

AKP Genel Başkan Yardımcısı Hüseyin Çelik’in geçtiğimiz hafta açıkladığı 15 maddelik sivilleşme paketini değerlendiren Tanrıkulu, “Siyasette bir patent hakkı olsa AKP sözcülerinin ve Başbakan’ın bize ödeyeceği çok şey var. 9 yıldır iktidardalar, yeni iktidara gelmiş değiller. Bunları çok daha önceden Türkiye’nin önde gelen sivil toplum örgütleri kendilerine önermişti, biz CHP olarak yaklaşık 2 yıldır bu doğrultuda bir siyaset izlemeye çalışıyoruz, seçim bildirgemizde yer aldı. Şunu sormak lazım; bu işler sözcülerin ağızlarından mı duyulmalı, yoksa hukuksal birer metin olan parti programına, seçim bildirgesine, Hükümet Programı’na yansıtmak mı olmalı?” diye konuştu. Hükümet programına buna uygun hedeflerin olmadığına dikkat çeken Tanrıkulu, Muğlalı Kışlası’nın adının kaldırılmasını 1 buçuk yıldır dile getirdiklerini ifade ederek “Her şeye muktedir olan Başbakan bir kışla adının değiştirilmesi konusunda niye bu kadar ayak diretiyor, sormak isterim. Dolayısıyla bu zihniyetin sorgulanması gerekir. Biz sivilleşme, demokrasi ve insan hakları konusunda elimizden gelen her şeyi yapmaya çalışacağız. Bu noktada önümüze getirilecek değişiklikler olacaksa da parti programımız, seçim bildirgemizdeki hedefler doğrultusunda destek vereceğiz” dedi. (ANKA)

www.evrensel.net