Barış gününde savaş kutsandı

Barış gününde savaş kutsandı

Ulusal Geçiş Konseyi komutanlarından Albay Hisham Buhagiar’nin yaptığı açıklamaya göre altı aydan fazla bir süredir Libya’da yaşanan çatışmalar ve NATO’nun yaptığı askeri operasyonlar sırasında 50 bin insan hayatını kaybetti. Kimi gözlemciler, ölü sayısının isyancıların verdiği rakamdan çok daha fazla

Yücel Özdemir

50 binden fazla insanın ölümü üzerinden işbaşına getirilen Batı işbirlikçisi güçlerin ülkede iktidarı ele almasının önünü açmak üzere dün Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin çağrısıyla Paris’te bir araya gelen Avrupa, Afrika ve Arap Yarımadası’ndan 60 ülkenin ve örgütün temsilcisi, savaşın yaratmış olduğu tahribatı ve ölümleri bir yana bırakarak, geleceğe bakmaktan söz etti.

Libya’nın yeniden inşası adı altında yapılan toplantıda, daha önce Libya’ya ait olan ancak dondurulan paranın serbest bırakılması ve yaptırımların kaldırılması konusunda görüş birliğine varıldı. Toplantının açılış konuşmasını yapan Sarkozy, 1 Eylül’ü Libya’nın tarihinde artık yeni bir sayfa anlamına geldiğini belirterek, Muammer Kaddafi döneminin son bulduğunu söyledi.

AKDENİZ ÖNCELİKLE AVRUPA’NIN İŞİ

Toplantıda, Kaddafi rejiminin yıkılması için başlatılan süreçte Fransa ve İngiltere’nin oynadığı rol üzerinde ağırlıklı olarak duruldu. İsyancıların ilk önce bu iki ülke tarafından tanındığına işaret eden Sarkozy, bundan sonra asıl olarak kendilerinin sözünün geçerliliği olacağını açık ve net olarak şu cümlelerle ifade etti: İlk önce Avrupalılar çatışmalarda taraf olunması gerektiğine karar verdi. Çünkü kapımızın önünde meydana gelen bu çatışmalara sesiz kalamazdık. Çünkü, Libya bir Akdeniz ülkesi ve Akdeniz de öncelikli olarak Avrupalıların işidir. Daha sonra ABD gelir” dedi.
Bundan sonra Libya’da kurulacak rejim üzerinden açıkça Fransa’nın gölgesinin olacağını, dolayısıyla ABD ve onun yakın müttefiklerinin fazla söz söyleme hakkına sahip olmadığı anlamına gelen Sarkozy’nin sözleri, bundan sonra bu tutumun devam edeceğini ifade etti.

ABD VE TÜRKİYE YOK

Libya’daki isyancıların kent merkezlerine astığı “Teşekkürler Fransa” pankartlarına güvenen Sarkozy, oluşan yeni tabloya ABD’yi fazla karıştırma niyetinde değil. Bu nedenle dünkü temas grubu toplantısına pek çok ülkenin lideri katılırken, ABD Başkanı Barack Obama katılmadı. Keza, önce Kaddafi’ye destek veren sonra da çark ederek isyancıların yanında yer alan Türkiye de konferansa davet edilmeyen ülkeler arasında yer alıyor. Son zamanlarda Bingazi’ye yaptığı ziyaretler ve yardımlarla dikkatleri çeken Dışişleri Bakanı Ahmet Davutoğlu, Libya’nın kaderinin asıl olarak Paris’te değil New York’ta (BM) belirleneceğini söyleyerek, Fransa’nın ev sahipliği yaptığı toplantıdan çok fazla bir şey çıkmayacağını dile getirdi.
ABD ve Türkiye, Libya’nın geleceği üzerinde bundan sonra Birleşmiş Milletler’in söz sahibi olması gerektiğini savunurken, Avrupalılar kendi aralarında ülkeyi parselleme niyetinde. Bunun için de Libya’ya BM öncülüğünde “Barış Gücü”nün yerleştirilmesine karşı çıkıyorlar. Libyalı isyancılar da yaptıkları açıklamalarda yabancı bir askeri gücü ülkede istemediklerini dile getirdiler.

Libya’ya askeri müdahale konusunda çekimser davranın Almanya ise, şimdi mali gücüne güvenerek yeniden inşa için her türden yardıma hazır olduğunu ifade ediyor.

Dünkü zirve öncesinde bir açıklama yapan Başbakan Angela Merkel, ülkede durumun içler acısı olduğunu bu yüzden acil insanı yardım yapılması çağrısında bulundu. Keza, Fransa 1.5 milyar avro, İtalya 500 milyon avroluk Libya parasını serbest bırakma kararı aldı. (Köln/EVRENSEL)


SARKOZY’YE LİBYA YETMEDİ

Fransa Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy, yurt dışındaki büyükelçilerin katılımıyla düzenlenen ve 3 gün sürecek olan konferansta konuştu. İran ve Suriye’yle ilgili açıklamalarda bulunan Sarkozy, İran’ın askeri, nükleer ve balistik silah projelerinin tehdit oluşturduğunu söyledi.

Sarkozy, İran’ın bu konuda ısrarlı olması durumunda, önlem amacıyla bu ülkeye bir saldırı düzenlenebileceği uyarısında bulundu.

‘Arap Baharı’ ve Ortadoğu Barış Süreciyle’ ilgili gelişmelerin masaya yatırılacağı konferansta konuşan Sarkozy, ‘’İran’ın askeri, nükleer ve balistik silah projeleri tehdit oluşturmaya devam ediyor. Bu durum, İran’ın nükleer tesislerine önlem amacıyla bir saldırı düzenlenmesine yol açabilir. Bu da Fransa’nın hiç istemediği büyük bir kriz doğurur’’ ifadesini kullandı.

Suriye konusuna da değinen Nicolas Sarkozy, Beşar Esad’ın ülkesindeki protestoculara karşı ‘onarılmaz’ hatalar yaptığını söyledi. Sarkozy, Esad yönetiminin yanlış yolda olduğunu ifade ederek, ‘’Ülkesinin diğer ülkelerle birlikte Suriye halkının demokrasi ve özgürlük yolundaki taleplerini desteklemeye devam edeceğini’’ belirtti.


FRANSA VE LİBYA ARASINDA GİZLİ ANLAŞMA İDDİASI

LİBYA’ya yönelik hava saldırısının başında Fransa ile “Ulusal Geçiş Konseyi” arasında petrolün yüzde 35’inin Fransa’ya verilmesi konusunda gizli bir anlaşma sağlandığı ortaya çıktı.

Liberation gazetesinin ele geçirdiği bir mektupta, isyancılar Libya petrolünün yüzde 35’ini Fransa’ya verme sözünde bulunuyor. Gazete haberine “Siyasi ahlakın işle hiçbir ilgisi yok” diyerek başlarken, operasyonun başladığı 19 Mart günü Paris’in tek bir hedefinin olduğu söyleyen Cumhurbaşkanı Nicolas Sarkozy’nin şu sözlerini hatırlatıyor: “Bu tür suçları tolere edemeyen evrensel vicdanın adına ölüm tehlikesi altındaki bir halka yardıma gelmek…”

Ulusal Geçiş Konseyi’nin 3 Nisan tarihli mektubunun Katar Emiri’ne gönderildiği belirtilirken, mektupta Konsey Fransızlarla petrol konusunda bir anlaşma imzaladığını söylüyor.

Fransa’nın tam ve sürekli desteği karşılığında Libya petrolünün yüzde 35’inin verilmesi kararlaştırılıyor.
RTL radyosuna konuşan Fransa Dışişleri Bakanı Alain Juppé, böyle bir mektuptan haberi olmadığını söylerken, isyancıları destekleyen ülkelerin ülkenin inşasında ayrıcalıklı olmasının “mantıklı” olduğunu savundu.
Alain Juppé, “CNT (Ulusal Geçiş Konseyi) çok resmi bir şekilde yeniden inşada kendilerini destekleyenlerle tercihli olarak konuşacaklarını söyledi, bu da yeterince mantıklı ve haklı” dedi.

EKONOMİK SAVAŞ

Fransa, Libyalı isyancıları tanıyan ilk ülke olmuştu. CNT’nin bir numaralı ismi Mustafa Abdulcelil, kısa bir süre önce yaptığı açıklamada devletlerin “destekleri oranında” ödüllendirileceğini söylemişti.

Libya lideri Muammer Kaddafi rejiminin devrilmesiyle birlikte ekonomik savaş da başlamış oldu. Bu savaşın şimdiden iki büyük galibi Fransa ve İngiltere olarak görülüyor. BM’nin müdahalesine götüren girişimin başında da bu iki ülke yer alıyordu.

Le Figaro gazetesi Fransa’nın petrol şirketi Total’ın bundan böyle Libya petrol üretiminin yeniden başlamasında önemli rol oynayabileceğini belirtiyor. Çatışmanın başından bu yana petrol üretimi büyük oranda geriledi. Temmuz ayında günlük olarak 100 bin varilin altına indi. Yılın başında Libya’daki projelerini durduran BP de yeniden faaliyetlerine başlamak istediğini açıkladı.

Yine Le Figaro’ya göre İtalyan grup Eni de alanda çok varlık gösterecek. Kaddafi rejimi döneminde Libya’daki en büyük yabacın petrol üreticisi olan Eni, şimdiden yeniden inşa için 350 milyon euroluk yardım paketi açıkladı.
Libya ile 2042 yılına kadar petrol üretim anlaşmaları olan İtalyan grup, Ağustos sonunda Libya’daki faaliyetlerine yeniden başladığını ve çalışanların geri ülkeye geri döndüğünü bildirdi.

Ulusal Geçiş Konseyi’nin Rusya, Çin ve Brezilya şirketlerine ise mesafeli durduğu bildirildi. Bu ülkeler Kaddafi rejimine karşı savaşa karşı çıkmışlardı. Rusya dün resmi olarak Konseyi tanıdı.


YÜZLERCE TUTUKLU SERBEST KALDI

TRABLUS’u da etkisi altına alan halk ayaklanması üzerine gardiyanların terk ettiği Buslim Hapishanesi’ndeki yüzlerce tutuklu, muhaliflerin yardımıyla özgürlüğüne kavuştu.
Görgü tanıklarının verdiği bilgilere göre, Trablus’ta ağustos ayı ortalarından itibaren artan şiddetli çatışmalarda, Kaddafi güçlerinin başarısız olmasının ardından güvenlik görevlilerinin işlerini bırakarak siviller arasına karıştığı belirtiliyor.
Muhaliflerin, ağır silahlarla kamu binaları ve askeri tesislere yönelik yoğun saldırılarından korkan Buslim Hapishanesi’ndeki gardiyanların da mahkumlar içeride olduğu halde, cezaevinin kapılarını kilitleyip kaçtıkları ifade ediliyor.
Dışarıda yaşananlardan habersiz şekilde günlerce hücrelerinde aç ve susuz kalan mahkumların, hep birlikte tekbir getirmeleri ve yüksek sesle yardım çığlıkları atmaları üzerine seslerinin cezaevi çevresinde duyulduğu anlatılıyor.
Bunun üzerine çevrede yaşayanların ve muhalif güçlerinin yardıma gelerek, hapishane kapılarını kırdığı ve içerideki mahkumları serbest bıraktıkları kaydediliyor.

MÜEBBET ALANLAR DA VAR

Buslim Hapishanesi Ambulans Şoförü Fuzzy Get Khaff, uzun yıllar cezaevinin revirinde görev yaptığını, hapishanenin şartlarını iyi bildiğini söyledi.
Cezaevinde, 750 civarında mahkumun kaldığını bildiren Khaff, bunların çoğunluğunu Kaddafi yönetimi aleyhinde faaliyette bulundukları iddia edilen siyasi suçluların oluşturduğunu belirtti.
Khaff, mahkumlar arasında, ömür boyu hapis cezası alanların bulunduğunu, mahkumların hapishaneyi terk ederken, haklarındaki dosyaların bulunduğu bölümü de ateşe verdiğini bildirdi.

HAPİSHANELER BOŞALDI

Libya genelindeki hapishanelerin neredeyse tamamının boşaltıldığını ifade eden Khaff, ‘‘Libya’ya özgürlük’‘ sloganıyla ortaya çıkan ve genişleyen isyanın, Libya’da gerçek anlamda özgürlüğü ilk kez hapishanelerdeki binlerce mahkuma yaşattığını dile getirdi.

Öte yandan, oda, mutfak, banyo ve tuvalet bölümlerinden oluşan koğuşlarda 4 kişinin bir arada kaldığı ve yer yataklarında yattıkları görülüyor. Hapishanede, “hücre hapsine çarptırılanlar ve hapishane kurallarına aykırı davrananlar ‘‘için de hücreler bulunuyor.


TRABLUS’UN YÖNETİMİ EL KAİDE’DE Mİ?

Libyalı muhaliflerin komutanlarından Abdülhakim Belhac’ın militan geçmişi çeşitli spekülasyonlara neden oluyor. Belhac’ın NATO güçleriyle yakın işbirliği içinde olmasına rağmen Libya İslam Savaşçılar Grubu adlı örgütün liderleri oluşu soru işaretlerinin uyanmasını beraberinde getirdi. Londra’da yaşayan Kaddafi karşıtı siyasetçi Ahmet Şabani, Belhac’ın yanı sıra Libya’ya egemen olan bir çok komutanının El Kaide bağlantılı olduğunu öne sürdü.
Belhac’ın geçmişiyle ilgili resmi kayıtlara yansıyan husus Sovyetler Birliği’ne karşı 80’li yıllarda Afganistan’da gönüllü olarak savaştığı. Sovyetler’in ağır kayıplar verip 1989’da Afganistan’dan çekilmesi ardından Abdülhakim Belhac’ın 2004’de CİA tarafından Malezya’da tutuklanıp Libya’ya teslim edildiği ifade ediliyor.
Kaddafi’nin hapishanelerinde bir süre tutuklu kaldıktan sonra 2010’da serbest bırakılan Belhac liderliğini yaptığı örgüte üye olan savaşçılarıyla birlikte Kaddafi karşıtı ayaklanmada önemli rol aldı. Batılı ülkeler Belhac’ın bu geçmişinden kaygılı olmadıklarını ısrarla dile getiriyor.
Daha önce de, Libya’da isyancıları eğitenler ve liderlik edenler arasında Afganistan’da yakalanmış ve Guantanamo kampında tutulmuş olan eski El Kaide militanları da bulunduğu ortaya çıkmıştı.

www.evrensel.net