Yeni ‘amiral gemisi’: Sabah!

Yeni ‘amiral gemisi’: Sabah!

Eski ayları kırpıp yıldız yapıyorlar. Eski camlar da bardak oluyor. Ya eski “amiral gemileri”? Onlar duruyorlar durdukları yerde. Ama boynuz kulağı geçiyor, özellikle istihbaratla ilişkili yazılıp çizilenler bakımından eskilerin tozunu atan yenileri alıp başlarını gidiyorlar. Hele bir de eskiden deneyliyseler, bu işleri yalamış yutmuşlukları

Mustafa Yalçıner

Hocaefendinin amiral gemisi “Zaman”dı. Beyefendininkiyse “Yeni Şafak”. Yine iyi yandaşlık yaptıklarında kuşku yok. Ama allem kalem gelen bir yenisi var ki, hani uygun ve tabii ki karşılıksız banka kredileri bulunanı, akrabalık ilişkileriyle kotarılanı.. Tümünü geride bıraktı. Sanki Ussain Bolt mübarek!.. Bir koşuyor bir koşuyor ki.. Yetişmek mümkün değil. Öyle bir atıyor ki, tutmak olanaksız. Yakala yakalayabilirsen.

Yeni “amiral gemisi”, Suriye dezenformasyonunda başı çekiyor. Sadece baş çekmek mi? Yığınak yapıyor. Ve yönlendirme.

Amerika ve ortakları akıllarına koymuşlar: Yandaş bir Suriye istiyorlar, buna uygun adım yürümeyen Esad’ı devirecekler. Sorun Esad’ın devrilmesi olsa, sorun sayılmaz. Gerçi çoğu umut kesmiş değiller, ama bizar oldukları yoksulluktan kurtulmanın yanı sıra bir de hürriyet talep eden ve Esad olmasa bile rejimin değişmesini isteyenler Suriyeliler. Suriye halkı zaten rejime karşı ayakta. Ama Amerikalılarla Batılı ortakları Esad’ı istemezler de halk karar versin isterler mi? “Ayakların baş olmasına”, Batılı ortakların ortağı, adımları onlarınkine uysun diye Suriye politikasını yarım saat içinde değiştiren Erdoğan bile karşı çıkmıyor mu? O karşıyken, Batılı efendiler, nasıl istesin bir halk iktidarını?

O zaman gelsin yığınak. Gelsin yönlendirme ve istihbari gazetecilik. Tıpkı El Cezire ya da El Arabiya gibi. Bu Katar ve Suudi dezenformasyon ve manipülasyon aygıtları yalnız kalmasın diye “Sabah” kılıçları kuşanmış, sallamaya başlamış. Yoksa “uluslararası toplum”a, Batı emperyalistlere yani ayıp olacak!

Hele Cumhurbaşkanı da “Bana Suriye ile ilgili sayfalarca hangi ilde ne oluyor, hangi kazada ne oluyor, nerede ne nümayiş oluyor, nerede nasıl güvenlik güçleri insanların üzerine ateş açıyor, kaç kişi ölüyor, kaç kişi yaralanıyor, çok detaylı istihbarat raporları geliyor” demiş ve eklemişse: “Bizim güvenimiz kaybolmuş vaziyette.”

SURİYE ESKİDEN GÜLLÜK GÜLİSTANLIK MIYDI?

Önceden “güvenimiz” ganiydi. Bakanlar Kurulu toplantılarını bile ortaklaştırmıştık! “Stratejik Ortaklık Konseyleri” kurmuştuk. Sorunlarımızı “sıfır”lamış, “eksi”ye bile geçmiştik. Sonra apar topar karşı pozisyon aldık. “İlahlar” öyle istemiş, Erdoğan da “zorla, zorbalıkla bir rejim ayakta kalamaz, silahları bir an evvel susturmak ve halkın taleplerine kulak vermek yegane yoldur” demişti. Ve Sabah’a iş çıkmıştı! Manşet üstüne manşet atılıyordu artık.. Hem Türkiye’nin hızlı tavır değişikliğini ve bunda Batılıların rolü olmadığını izah için.. Hem Suriye’nin tam müdahalelik bir ülke olduğunu akıllara yatırmak için.

Tutuklamalar varmış… Ve ölüler... Kadınlara tecavüz ediliyormuş... Muhbirlere ödül veriliyor, devlet kademelerindeki muhalifler tasfiye ediliyormuş. Günaydın. Yahu bunlar biz “kardeş”ken, bakanlar kurullarını ortaklaştırmışken yok muydu? Siz Muhaberat yeni mi kuruldu sanıyorsunuz? Eskiden Suriye güllük gülistanlık mıydı yani?

Ve... Ve siz başkasının “çöpü”nü bırakın kendi gözünüzdeki “mertek”e bakın: Bizde halkın sözü mü dinleniyor? Gazeteciler bile tutuklu değil mi? Eh, öldürmelerde de sicilimiz “iyi”dir! Tecavüzse konu, kışkırtıcılık olsun babından Hatay’da açtığımız “mülteci kampı”nda birkaç yüz kadının hamile bırakıldığını yazmıyorsunuz hiç, ama Suriye’yi iyi izliyorsunuz doğrusu.. Ha, bir de bizim devlet dairelerinde, yargıda ya da poliste örneğin hiç “yandaş” olmayan kalmış mıydı? En son “çizmeyi aşan” Deniz Fener soruşturmacıları tasfiye edilmemiş miydi? Türkiye’de de rejim değişikliği ve dış ya da iç müdahale mi gerek yani? (İstanbul/EVRENSEL)

www.evrensel.net