Amerika

Amerika'nın 'süper' cezaevleri

ABD'de "tehlikeli" mahkûmların tutulduğu "süpermaks" cezaevlerinde tutulanlar, benzeri görülmedik koşullarda yaşıyorlar.

Amerika'nın 'süper' cezaevleriJulian Borger ABD'nin tecrit ve aşırı güvenlik tedbirleri üzerine kurulu "süpermaks" cezaevi sistemi, ülkenin en berbat cezaevlerinden Youngstown'daki Ohio cezaevinde kalan mahkûmlar tarafından mahkemeye verildi. Yıllardır tecritte kalan mahkûmlar, avukatları tarafından hücrelerindeki diz yüksekliğindeki yemek deliklerinden dinlendiler. Mahkûmların tanımladığı rejim, endüstrileşmiş demokrasilerin herhangi birinde olabilecek en korkunç durumdu ve işkence ile ilgili uluslararası yasaların ihlaliydi. Mahkûmlar, 23 saat boyunca "tabutluk" denen metal hücrelerde tutuluyorlar. Her mahkûma verilen 60 dakikalık egzersiz izni de tek başlarına oldukları bir odada kulllanılıyor. Açık hava yok. Hücre ışıkları hiç kapatılmıyor. Hücre bloklarından ayrılan mahkûmlara, kara kutu denen, kolların dirseklerden hareket etmesini engelleyen sert ve metal kelepçeler takılıyor. Giriş çıkışlarında da soyularak aranıyorlar. 1990'dan beri "ciddi hırsızlık" suçundan dolayı mahkûm olan Brian Eskridge, mahkemeye şöyle konuştu: "Vahşi. Hiç kimse ile konuşma imkanı olmayan, tecrit edilmiş bir sürü insan var. Asabi oluyorsunuz, bir panik atak duygusu. O kadar tecrit ediliyorsunuz ki, içinizde büyük bir yıkım hissediyorusunuz." ABD, 20'inci yüzyılın son 20 yılında, 50'nin üzerinde süpermaks cezaevi inşa etti. Suç korkusu tavana vurduğu dönemde, sert çözümler siyasi açıdan inanılmaz derecede popülerdi. Cömert federal fonlarla beslenen bazı eyaletler kendilerine ikişer süpermaks cezaevi inşa ettiler. Bir Ouaker örgütü olan Amerikan Dostlar Hizmet Komitesi'nden cezaevi reformu eylemcilerinden Bonnie Kerness, "Gelen her yeni yönetim, tecritin destekçisi oldu" diyor; "Bu eyaletler için bir para makinesi".

Önce güvenlik!Cezaevi yetkilileri, zemin katlardaki hücrelerin, siyasilerin güvenliğini ve görevliler için güvenli çalışma ortamı sağladığını savunuyorlar. Geçen haftaki duruşmada, Ohio'dan cezaevi yöneticisi Todd Ishee, "Görevimizi yaptığımıza gönülden inanıyorum" dedi, "Her zaman önce güvenlik gelir. Burada hiçbir firar ya da ciddi saldırı yaşanmadı".Amerika'nın en çok arananları içeri tıkma yarışı sırasında gerçek psikopatların sayısından çok daha fazla sayıda insanın sığdırılabileceği kadar süpermaks cezaevi inşa edildi; Ohio'da 450 kişilik. Ve bu yerler, ülkenin aşırı kalabalık cezaevlerinin istenmeyen kişilerinin biriktirildiği yerlere dönüştü: Azınlıklar, uyumsuzlar ve zihin sağlığı yerinde olmayanlar. Kerness, "Buralara çete üyelerini koyduklarını söylüyorlar ama kimin çete üyesi olduğu bütünüyle bir siyasi tartışma konusu. Bazı eyaletlerde çete üyesi sayılanlar Asyalılar, bazılarında ise yerliler" diyor. Bu cezaevlerinde ayrıca çok sayıda akıl hastasına da rastlanıyor. Bu insanlara ne yapacaklarını bilmiyorlar ve çözümleri onları tecrit etmek oluyor.Geldiklerinde görece olarak dengeli olan insanlar, sürekli tecrit altında gerçeklikle bağlarını yitiriyorlar. Ohio eyalet cezaevinde psikoterapi uygulanıyor, ancak seanslar sırasında mahkûmlar bir direğe bağlanıyorlar.

Boyunlarından bağlıHücrelerdeki açılış tartışmalarından sonra mahkeme, yakınlarda bulunan Akron'daki mahkeme salonuna taşındı. Açık turuncu tulumları içinde, dirseklerindeki kelepçeler boyunlarına kısa zincirlerle bağlı olan mahkûmlar teker teker salona girdiler. 44 yaşındaki cinayet mahkûmu Keith Garner, Yargıç James Gwin'e 19 yaşından beri cezaevinde olduğunu ancak en kötü tecrübesini Ohio cezaevi yetkilileri kızgın mahkûmların dışkılarını atmalarını engellemek amacıyla kapıları bütünüyle kapladıklarında yaşadığını söyledi. Garner, "Kapıyı kilitlediklerinde içerisi tabut gibi oluyor" dedi ve böylece diğer mahkûmlarla en ufak bir konuşma şansını dahi kaybettiklerini anlattı.

Hannibal gibiCinayete teşebbüsten yatmakta olan Edward Tilley, kendisi ile zorla cinsel ilişkide bulunmaya kalktığını iddia ettiği bir mahkûmu bıçakladığı için üç metrekarelik bir hücrede tutuluyor. O günden beri gökyüzünü neredeyse hiç görmemiş. "O altı ay boyunca günün hangi saatinde olduğumuzu dahi bilemedim" diyor. Kaçma girişimlerinden dolayı süpermaksta kalan David Clark da kara kutulardan şikayet ediyor. "Bunlar derimi kesiyor, dirseklerim sıyrılıyor. Aileniz size Hannibal Lecter benzeri bir şeymişsiniz gibi bakıyor. Size acıyla kıvranarak bakıyorlar."
www.evrensel.net