'Emek ve demokrasi güçleri

   birlikte karşı koymalı'

'Emek ve demokrasi güçleri birlikte karşı koymalı'İnan ÜstünHADEP Genel Sekreter Yardımcısı Tuncer Bakırhan, Adana'daki tutuklamaları ve partilerinin üzerindeki diğer baskıları gazetemize değerlendirdi. Bakırhan, baskıların 11 Eylül sonrasındaki emperyalist saldırı kampanyası ve sistemin çarpıklığının geniş halk kesimlerince de görülür hale gelmesiyle arttığını vurguladı ve bu politikanın tüm emek ve demokrasi güçlerinin ortak mücadelesiyle boşa çıkarabileceğini belirtti.11 Eylül saldırısı ile birlikte dünyada ve Türkiye'de baskı ve hak gaspları arttı. Özellikle OHAL'de hak ihlalleri yoğunlaştı. Bu durumu nasıl değerlendiriyorsunuz?ABD ve Avrupa egemenleri 11 Eylül saldırısını bahane ederek daha önce Rusya'nın denetiminde olan yerleri egemenliği altına almaya yöneldi. Afganistan saldırısı ile birlikte demokrasiye, demokratik kitle örgütlerine ve siyasi partilere yönelik baskı ve şiddet uygulamaları arttı. Saldırı alanının genişlemesi ve Irak'a müdahalenin planlanması kuzeydeki Kürt potansiyeli ve HADEP'in kitlesi için ciddi tehlike olacaktır. HADEP'in birçok il ve ilçe binalarına, çeşitli kültür merkezlerine baskınlar yapıldı. Baskınlar sonucu bazı üye ve yöneticiler tutuklandı. Bunu nasıl değerlendiriyorsunuz?Bunların temelinde sistemin var olan yapısını koruma amacı yatmaktadır. Ayrıca demokrasi güçlerinin birlikte hareket etmemesi de büyük bir etken olarak görünüyor. Bir de partimiz, Türkiye'de muhalefetin önde gelen isimlerinden biri olarak güçleniyor. Türkiye'nin bütün bölgelerine seslenen bir parti olmaya başlamamız, saldırıların başlıca nedenleri olarak sayılabilir."Vatan millet sakarya" edebiyatıyla, şovenizmle insanların iş ve aş sorunlarının cevaplandırılamayacağı ortaya çıktı. Özellikle son 2-3 yıldır Türkiye'deki çatışma ortamının sona ermesi ile birlikte Kürt sorununun çözümü doğrultusunda toplumsal güçlerde bir ortaklaşmanın ortaya çıkmasıyla birlikte sistem zora girdi. Dün insanlar arasında parçalanmalar yaratılıyordu. Ama bugün bir çatı altında insanların iş ve aş bulabidikleri bir yaşam alternatifinin ortaya çıkması, sistemi saldırganlaştırdı. "Bölücü, yıkıcı" olarak tanıtılan siyasi partilerin adaletsizliklere, çözümsüzlüklere, yoksulluklara karşı alternatif olma yönündeki kararlı çabaları sistemi ürkütüyor, bu yönüyle de partimize yönelik baskılar artıyor. 11 Eylül saldırısından sonra ABD ve AB ülkelerinde de hak kısıtlamaları yaşanıyor. AB'nin Türkiye'nin demokratikleşmesine ve Kürt sorununun çözümüne yardımcı olabileceğine inanıyor musunuz?Her şeyi hegamonyası altında tutan ABD, AB ülkelerinden medet uman bir duruma düşürüldük. AB hukuku sadece kendileri için geçerlidir. AB ülkeleri de çelişkilidirler, bir taraftan savaşa karşı olacaksın bir taraftan silah üreteceksin, satacaksın. Ancak, Kürtler açısından bir gerçeği de burada vurgulamak gerekiyor. Birileri kendi dilini yasaklardan ötürü konuşamıyorsa, şu andaki varolan sistem yapısını savunmak çok da gerçekçi değildir. Bu sisteme alternatif olabilecek uluslararası hukuk ve insan hakları konularında Türkiye'nin AB'ye girmesini savunuyoruz. Ancak Türkiye'nin AB'ye girmesi de sonuçta bir kurtuluş değildir. Çünkü Türkiye'nin altına imza attığı uluslararası onlarca sözleşme var ama bugüne kadar bunların gereklerinin hiçbirisini yerine getirmemiştir. Bize göre AB demokrasilerini örnek almak yerine, biraz ülkemizin farklılıklarını, geçmişteki kültürünü bilince çıkararak kendi demokrasimizi yaratmamız gerekiyor. Dünyanın ve ülkenin özgül koşullarını değerlendirdiğimizde çözümün demokratik bir cumhuriyet yaratılarak oluşacağını savunuyoruz. Fakat asıl kurtuluşun, insanlığın kurtuluşunun demokratik sosyalizmde olacağını savunan bir partiyiz.Uluslararası sermaye ve emperyalistlerin bağımsızlığı ayaklar altına alan politikakalarını nasıl değerlendiriyorsunuz?Ülkemiz her yönden kendi kendine yetecek bir ülkedir. Ama ekonomik durum da ortada. Milyarlarca dolar dış ve iç borç, bütçenin büyük bir kısmını savaşa harcayan bir sistem mevcut. Eğitim, sağlık ve diğer sosyal hizmetlerin olmadığı ya da çok cüzi bir şekilde olduğu bir ülkedeyiz. Her yönden bağımsız politikalar hayata geçirilmelidir. Fakat Türkiye'de hali hazırda, yaşamı değiştirecek toplumsal bir muhalefet yok. Bu gelişmelere karşın ortak müştereklerde buluşulabilecek bir örgütlenmenin sağlanması gerekiyor. Emek Platformu'nu ve Emek Programı'nı bu noktada değerlendirir misiniz?Emek Platformu'nun ortaya koyduğu çözüm önerilerini takip ettik. Katıldığımız nokta çok fazla. Fakat temel sorun birbirimizi anlamama sorunudur. Aslında çokça farklı düşündüğümüzden değil. Özgül koşullarımıza uyan yanları bir araya getirip ortak düşünce ve eylem birliği sağlamamız gerekiyor. Koşullar artık asgari müştereklerde bir araya gelmeyi zorunlu kılıyor. Emek Platformu'nu ve programını destekleyen bazı siyasi çevreler programa Kürt sorunu eklendiği zaman bunu içine sindirememekte. Unutulmamalıdır ki herkesin öncelikleri farklıdır. Kimisinin aştır, kimisinin iştir, kimisinin ise dildir, kültürdür. Herkesin önceliklerini barındıran bir oluşumu ve programı hayata geçirmeye çalışmalıyız.HADEP olarak bundan sonra da partimize, tüm emek ve demokrasi güçlerine yapılacak saldırılara karşı mücadele edeceğiz. Yapılan ve yapılacak saldırılara en iyi cevap daha fazla çaba, daha fazla demokrasi güçleri ile biraraya gelme, birlikte yürüme olacaktır.
www.evrensel.net