06 Ocak 2002 22:00

'Sessiz Ölüm' Almanya'da

Almanya'da yayınlanan Junge Welt gazetesinde, Türkiyeli yönetmen Hüseyin Karabey'in 'Sessiz Ölüm' isimli filmini konu alan bir yazı yayımlandı.

Paylaş
'Sessiz Ölüm' Almanya'da"Tecrit hapsini tek kelime ile açıklayınız!" Uzun yıllar siyasi nedenlerden dolayı tutuklu bulunan ve tecrit hapsinde kalmış konuşmacılar rejisöre bu soruyu garipsemiş gibi bakarlar. "Tek kelimeyle mi? Bu imkansız bir şey." Andreas Vogel bu cevabı onaylarcasına kafasını sallar. ETA militanı olduğu için tutuklu bulunan Mitxel Sarasketa soruyu cevaplar: "Tecrit hapsi insan duygularını öldürmek için vardır." Eski RAF tutuklularından olan ve 16 yıl hapiste yatmış Günther Sonnenberg ise bu soruya şu cevabı verir: "İşkence." 30 yaşında ve bağımsız bir yönetmen olan Hüseyin Karabey'in amacı aslında Türkiye'deki F Tipi cezaevi tartışmalarına katkıda bulunmaktı. Onun amacı Avrupa standartlarını göstermekti. Ama gerçekler daha hızlıydı. Türk hükümeti 19 Aralık 2000'de, birçok insanın öldüğü bir operasyonla binden fazla tutukluyu, o dönemde henüz inşaatı bitmemiş tecrit hapishanelerine nakletti. 30 kişi bu çatışmada hayatını kaybederken, 80'den fazla kişi de o günden beri açlık grevlerinde yaşamını yitirdi.

İlk bölüm mülakatlarKarabey'in filmi üç bölümden oluşuyor. Birinci bölüm mülakatlardan oluşuyor. Karabey, Ekim 2000 ile Şubat 2001 tarihleri arasında; eski siyasi suçlular, bunların yakınları, avukatlar, doktorlar ve psikologlarla görüştü. Türkiye'den gelen tek ses, zaten uzun süredir tecrit hapsine karşı olan parlamento üyesi ve Psikolog Mehmet Bekaroğlu'ydu. 1983'de orduda psikologken, bu tip cezaevleri hakkında ilk bilgileri almaya başlamıştı. Çoğu yerde olduğu gibi burada da Almanya önayak oldu: Stuttgart-Stammheim.

Güneş olmadan okumakİkinci bölümde İstanbullu oyuncu Jülide Kural, kısa sahnelerle tecridi oynuyor: Güneş ışığı olmadan okumaya çalışmak, karmaşık düşünceler, başağrıları ve kaybedilen insani duygular. Kural, uzun yıllar boyunca tecrit hapsine karşı savaşmıştır.Filmin üçüncü bölümü, Teksas'ta bulunan özel bir kadın hapishanesinin bir gününü gösteriyor. Tutuklular, tasarruf tedbirleri yüzünden büyük çadırlarda barındırılıyor. Cezalarını günde 23'er saat tek ya da üç kişilik koğuşlarda çekiyorlar. Buna da bir saatlik, kontrol altındaki bahçe izni ekleniyor. Tutuklular, "Sığınaktaki hapisten" kurtulabilmek için "Chain Gang"e talip oluyorlar: Bu da 30 gün boyunca ayaklar zincirliyken ağır iş yapmak demektir.Hüseyin Karabey, teknik unsurları tasarruflu kullanır. İkili resimler tutukluların iç kargaşalarını gösterir. Bazen biri bir şey söylendi diye düşünür ama aslında bu sadece düşünülmüştür. Bu gibi durumlarda ağız kapalı olur. Çoğu zaman bir yüze bakıldığında sessizlik olur, aksi takdirde beyazperde kapalı kalır. Kendisinin söylediğine göre Karabey'in hedefi, toplumdaki sessiz çoğunluğa ulaşmaktır. Onun istediği insanların soru sormaya başlamasıdır.Film, 19 Aralık 2000'deki askeri operasyonla ilgili belgesel ile son bulur. Filmin tarihi, tecrit hapsine karşı olan tutuklular ve yakınları için çok ağır bir vahşeti simgelemektedir.

Junge Welt gazetesinin 2 Ocak 2002 tarihli sayısında, Karin Leukefeld imzasıyla yayımlanan yazı.

ÖNCEKİ HABER

Cezaevinde bir ölüm daha

SONRAKİ HABER

Lübnan'da hükümeti kurma çalışmalarında sona gelindi

Sefer Selvi Karikatürleri
Evrensel Gazetesi Birinci Sayfa