At, kovboy şapkası ve nehir

At, kovboy şapkası ve nehir

Hollywood'un önemli oyuncularından Robert Redford tam bir 11 Eylül filmi olan "Son Kale" ile sinemaseverlerin karşısında.

At, kovboy şapkası ve nehirÜnlü senarist William Goldman'a Robert Redford hakkında görüşü sorulduğunda "Kalifornia'lı sıradan sarışınlardan birisi... Malibu'da adım başı rastlanan insanlardan hiçbir farkı yok" demişti. Gençliğinde beyzbolla ilgilenen, 1957 yılı boyunca Avrupa'da ressamlık yapan ve en sonunda ülkesine geri dönen Redford, New York'ta oyunculuk eğitimi görmeye başladı. "The Electric Horseman", "Butch Cassidy and the Sundance Kid", "Başkanın Bütün Adamları", "Out of Africa", "Sıradan İnsanlar", "Şike... Redford'un sinema kariyerinde başarıya uzanan yolu sayısız filmle dolu.50'li ve 60'lı yıllarda birçok dizide rol alan Redford, kısa sürede Amerikan televizyonlarının en popüler isimlerinden birisi haline geldi. Yakışıklı, güven verici ve kırılgan görünümüyle televizyon izleyicisinin gözdesi olan Redford, aynı zamanda Broadway'de oyunculuğunu geliştirdi ve en sonunda, 1962 yılında "War Hunt"la sinemaya geçiş yaptı. Kore savaşını savaş karşıtı bir yaklaşımla anlatan filmde Redford'un rol arkadaşları Tom Skerrit ve Sydney Pollack'tı. İşin ilginç yanı, "War Hunt" sadece Redford'un değil, Skerrit ve Pollack'ın da ilk filmleriydi.1966 yılında Marlon Brando ve Jane Fonda gibi oyuncularla "The Chase" filminde rol alan Redford, Neil Simon'ın ünlü "Barefoot in the Park"ında Jane Fonda'yla birlikte boy gösterdi. Natalie Wood ve Jane Fonda gibi yıldızlarla başrol oynadığı filmler, Redford'u bir anda Hollywood'un en popüler oyuncularından birisi haline getirdi. George Roy Hill'le olan anlaşması yüzünden Mike Nicols'un "Kim Korkar Virginia Woolf'tan?" ve "Aşk Mevsimi" filmlerini reddeden Robert Redford, ne kadar isabetli bir karar verdiğini kısa zamanda anladı. Çünkü Hill'in "Butch Cassidy and the Sundance Kid"i o yılın gişe şampiyonu oluverdi, kısa sürede klasik bir filme dönüştü. Artık herkes Paul Newman ve Robert Redford'u konuşuyordu..

Siyasi filmleriSanatçı artık zirvedeydi, projeler peşpeşe geliyordu. Ününden yararlanıp piyasa filmlerde rol almak istemeyen Redford, kendisini 1970'ler Amerikasının siyasi ortamı içinde buldu. "The Candinate", hiçbir zaman dürüstlüğünden taviz vermeyeceğini vaat ederek senatoya seçilmek isteyen Bill McKay'in hikayesiydi. Bir sonraki filmi "The Way We Were" ise, 1930'lardan 50'lere kadar uzanan bir dönemi, devrimci bir kadınla burjuva sevgilisinin aşk öyküsü merkezinde ele alıyordu. Birçok sahnesi kurguda yok edilen filmde, dünyadan habersiz kolejli çocuk rolünde izlediğimiz Redford, performansıyla Amerikalı eleştirmenlerin gözdesi oluverdi. "The Candinate'de, güzel Yahudi kız yakışıklı WASP'ı (Beyaz Anglo Sakson), 'The Way We Were'de ise yakışıklı Yahudi WASP, sarışın güzel kızı kapar" diyen Redford, öyle ya da böyle, Hollywood'un en ilgi çekici oyuncularından birisi oluvermişti. Paul Newman, Natalie Wood, Jane Fonda, Barbara Streisand, Faye Dunaway, Meryl Streep, Michelle Pfeiffer birçok Hollywood yıldızıyla birlikte filmler çeviren Redford, Amerikan sinemasında simgeleşmeye başlayan bir oyuncu olmuştu.Sevgili dostu Sydney Pollack'ın yönettiği "Akbabanın Üç Günü"nde CIA'in çok gizli belgelerini ele geçiren bir araştırmacıyı, büyük bir gişe-başarısızlığıyla sonuçlanan "The Great Waldo Pepper"da ise yakışıklı bir Birinci Dünya Savaşı pilotunu canlandırdı. Redford'un kariyerinde gerçek bir dönüm noktası olan film ise "Başkanın Bütün Adamları" oldu. Alan J. Pakula'nın yönettiği siyasi-gerilimde, Watergate skandalının iç yüzünü araştıran Redford, özel hayatında da siyasi olaylara daha büyük bir ilgi duymaya başladı. Siyasetteki çalkantıları bire bir filmleştirmekten çok, bu olayların özellikle de orta sınıf muhafazakâr Amerikalıları üzerindeki etkilerine ilgi duyan Redford, kısa sürede aile-dramlarının yetenekli yönetmeni olarak anılmaya başlayacaktı.

Sıradan insanların getirdiği İlk yönetmenlik denemesi "Ordinary People"da gerçekten de sıradan insanları anlatan Redford, o yılın (ve belki de 80'li yılların) en iyi filmlerinden "Kızgın Boğa"yı geride bırakarak En İyi Film ve Yönetmen Oscarlarını kazandı. Bu, Akademi'nin oyuncu-yönetmenlere her zaman yaptığı tipik bir jestti. En büyük oğlun ölümüyle bir ailede yaşanan dramı konu alan "Sıradan İnsanlar/Ordinary People"dan sonra Redford, 1988 yılında "The Milagro Beanfield War" ile ikinci filmine imza atmış oldu. Film ilki kadar gişe getirmese de, 'topraklarını korumaya çalışan komşular' özelinde sistemi eleştiren Redford yine formundaydı.1980 yılına kadar adı sanı pek duyulmayan bağımsız bir festival olan Sundance'ı adeta himayesi altına alarak bütün dünyaya duyuran Redford, bu yolla birçok genç yeteneğin önünü açtı. Evet, 1969'un 'Sundance Kid'i, 1980'lerin festival yöneticisi oluvermişti.İkinci Dünya Savaşı'nda geçen Bogart'lı "Casablanca"yı Küba'ya uyarlayan Sydney Pollack'ın "Havana"sı büyük bir gişe felaketiyle karşılaştı ancak yine de oldukça ilginç bir yapım olarak sinemaseverlerin dikkatini çekti. Devrimci sevgilisi ile sorunlu Redford arasında seçim yapma görevi ise Lena Olin'e veriliyordu. Film, özellikle Casablanca "Out of Africa" hayranlarınca yuhalandı; Pollack "Havana" felaketini izleyen üç yıl boyunca film çekmeyecekti..Redford ise 1992 yılında "Bizi Ayıran Nehir" ile yönetmenliğe dönüşünü ilan etti. Yaşam, aşk ve şeref üzerine vaazlar dinleyerek geçen gençliklerinin ardından farklı yollara sapan iki kardeşi anlatan "Bizi Ayıran Nehir", aynı zamanda Redford'un kırsal kesime olan özlemini dile getirdiği bir film olarak öne çıkıyordu.Redford, "Şike" ile yozlaşmaya başlayan Amerikan medyasını liberal bakış açısıyla inceliyor, yargılıyor ve sonunda cezalandırıyordu. Filmin merkezine yerleştirdiği avukat karakteri, bir yandan varlıklı hatta 'soylu' Ralph Fiennes'ı, bir yandan da bir işçi mahallesinde sefil bir yaşam süren John Turturro'yu sorguluyordu. Ancak Redford bu sefer taraflıydı; Turturro'yu haksızlığa uğramış salak olarak resmetti, Fiennes'ı ise aslında bu işlere bulaşmama taraftarı olan 'iyi çocuk'.. Amerikan medyasını bir davayla kurtaran ve bizden Fiennes'ın mahvolan hayatı için üzülmemizi bekleyen Redford, bu sefer inandırıcı olamıyordu açıkcası... Figüranlıktan A-Listesine terfi eden Redford, aslında özlem duyduğu feodal değerleri 'doğa özlemi' adı altında pazarlayan bir sanatçı. Kamerasını şehire soktuğu filmlerinde tercihini liberallerden yana koyan bu romantik kovboyun filmleri, toprakları ellerinden alınmış soyluların acı dolu feryatlarını anımsatıyor aslında. Amerikan orta sınıfının sanayileşmeyle alt üst olan yaşamları, at, kovboy şapkası ve nehir.. İşte Robert Redford!

www.sinema.com sitesinden alınmıştır
www.evrensel.net