Üniversitenin çekirdekçisi

Hastane bahçesinde gece sabahlayanları bir kenara koyun, Dicle Üniversitesi Kampüsü'ne ilk gelen o. Koskoca Tıp Fakültesi; tedavisini sağlayabilecek yer, her gün karşısında. Yürümekte, konuşmakta, hatta gülmekte bile zorluk çekiyor.

Üniversitenin çekirdekçisiAli Rıza Kılınç"Her insan yaşamında bir palyaçodur" derler ya. Doğruluk payı büyüktür. Hançepekli "Dendikçi Mustafa", 19 yaşında. Dicle Üniversitesi'nin çekirdekçisi. Hastane bahçesinde gece sabahlayanları bir kenara koyun, ilk o gelir kampüse. 9 yaşındayken geçirdiği kaza nedeniyle yaşamına ortak olan kısmi felç, bedenini sarmış.Yürümekte, konuşmakta, hatta gülmekte bile zorluk çekiyor. Oysa tedavisi olanaklı Mustafa'nın; 1 milyar lira bulunursa... Artan işsizlik ve yoksulluktan payına düşeni almış, Mustafa'nın ailesi. Baba Ekrem Çiçek'in seyyar kaset tezgahından gelen kazanç yetmiyor. Ders aralarında; zar zor adımlarla yürürken sık sık soluklanarak, "Dendika gula dermana dıla" (Güllerin çekirdeği gönüllerin dermanı) diye bağırıyor o yüzden.Mustafayı tanıyan herkes önceden kestirebilir davranışlarını. Bellidir kalıbı. Önce tezgahı olan çekirdek poşetini bağdaş kurduğu dizlerinin dibine yerleştirir. Usulca taşıdığı kağıt parçalarını yere bırakır. Ve hiç kimseye sormaya gerek duymadan, birkaç bardak çekirdek döker herkesin önüne serdiği kağıtlar üzerine. Bu davranışından dolayı kimi zaman azar işitir Mustafa. Ancak yaşamını sürdürmek için mazeret değil. Peşinde sürüklediği koca çekirdek poşetiyle, yüzünde donuk gülücüklerle "yeni pazar" arayışını sürdürür o çekirdekleri için...

Hançepek'in sokaklarında"Dört Ayaklı Minare"nin başladığı sapa caddeden hiç sokaklara sapmadan Hançepek'in iç sokaklarından birinde oturur; kutu şeklindeki bir salon ve odadan ibarettir evi. Avlu geleneği izlerini taşıyan ve araba genişliğini geçmeyen alanda, "Hoşgeldin" diyor Mustafa. Eski bir televizyon, yere dizilmiş minderler, yaz sıcakları için kurulmuş tavandaki pervane evin genel görüntüsü.Duvarda asılı duran Yılmaz Güney'in ve Gaffar Okkan'ın çerçevelenmiş resimleri için "Seviyorum her ikisini de, onlar fakirlere yardım etmişler" diyor Mustafa. Oda kapısında dikilerek "Hoşgeldin" diyen genç kızı, önce yüz mimiğiyle gönderiyor Mustafa. Sonra da "Zozan, Zozan" diye peşinden sesleniyor, çay koyması için.Ter ve nem kokusu küçük odanın havasını kaplamış. Oyun aralarında fırsat buldukça kendisini anlatıyor, geçirdiği kazayı anlatıyor. Ayrıntılarına girmemeye çalışsa da, kendisinde yaratılan ikili dünyayı ele veriyor. Kendi kabuğunda ikinci bir kimlik yaşıyor sanki. Mustafa için her iki ayrı dünyanın toplamı da her fırsatta yinelediği istekte birleşiyor " Üç tekerlikli motorum olsaydı"...

Üç tekerli motorMustafa, geçirdiği kazadan sonra okulu bırakmak zorunda kalmış. Kafasındaki dikiş izlerini gösteriyor. Güçlükle konuşuyor. Mustafa yaşadıklarını anlattıkça sık sık soluklanıyor. Vücuduna çöken ağırlığı gizleyemeden sesinde biriken duygu tonuyla, "Zorla çeyrek tost veriyorlar. Git tepsi bardak getir, diyorlar. Benim ayağım ağrıyor. Her gün çeyrek tostu zorla veriyorlar. Ama Heyran kurban oluyorum" diyerek, karnını doyurmak için her öğlen fakülte kantininde yaşadıklarını anlatıyor.Üç tekerli motoru, yürürken ayağını kaplayan o keskin sancının son bulması için istiyor Mustafa; yoksa hevesten falan değil. Bu yüzden tekrarlıyor: "Üç tekerlekli motorum olsa, yaşamayı seviyorum. Ayağım ağrımasın diye. Çalışayım diye istiyorum" diyor. Ve peşinden sıralıyor: "Kendime tezgah açarım. Benim bir dükkanım olsa yeter. Evlenirim de.. Ben istiyorum hep kendime boş boş gezeyim. Yani çekirdek satmak istemiyorum. Ya tezgah olsun kendime oturayım. Ya da dükkan olsun. Kendime oturayım istiyorum. Motorum ola kendime gezeyim".

Ekmek ve yoğurtlaKüçük basık evin tek penceresinde havanın artık karardığı fark ediliyor. Elektrik lambası çok düşük voltajla aralıklı gelip gidiyor. Mustafa, anlattıklarından dolayı birazcık da olsa rahatlamış. Bedenini minderlere yaymış uzanıyor. Keyfi yerinde. Yine okulda öğrencilere çekirdek satarken söylediği sözlerini sıralıyor; "I Kiss Me. Dendika gula dermana dıla. Baylara bayanlara evde kalmış cici kızlara dakota..."Mustafa, yine bir ara doğruluyor ve yine avluya çıkarak "Zozan" diye sesleniyor. Ekmek ve yoğurt getirmesi için salon, mutfak, banyo olarak kullanılan yere gidiyor. İsteklerini Zozan'ın getirmesi için özellikle genç bayana tembih ederken, kahkahalar arasında "Zozan'a Zozo dedi, Zozo dedi" diye sesler duyuluyor.Birazdan ilkokul beşinci sınıfta okuyan Zozan, elinden tuttuğu tepsideki yoğurdu evin içindeki tek kilimin üstüne bırakıyor. Mustafa, ekmek yoğurt ve çayla karnını doyurmaya çalışırken bir taraftan da dili döndüğü oranda, akşam yemeklerini anlatıyor: "Tırşık yiyoruz. Bulgur yiyoruz. Sonra yine tırşık bulgur... Fasulye de yiyiyoruz bazen".
www.evrensel.net