Kumarhane ekonomisi

Bankacılık alanında "sendikasyon kredisi" adı verilen dış borçlar, büyük boyutlara ulaştı. Bankaların dışarıya olan bu borçları, devletin iç borçlanmasını da artırıyor.

Kumarhane ekonomisiTürkiye'deki özel bankalar, yurtdışından aldıkları borçları, ülke içinde devlet tahvillerine, Hazine bonolarına yatırarak büyüyorlar. Üstelik bu borçlara devlet bir de garanti veriyor. Geçtiğimiz yıl Kasım ayındaki kriz şokunun nedeni olan bu borçlar yüzünden Türkiye; hem yüksek faiz ödemek zorunda kalıyor hem de uluslararası sermayenin spekülasyonlarına daha açık hale geliyor. En çok borçlanan 11 bankanın ağırlıklı kısmının son yasa tasarısı ile Hazine'den destek alma hakkını da elde etmeleri ise dikkat çekici.

'Demokles kılıcı'Bankacılık alanında "sendikasyon kredisi" adı verilen dış borçlar, büyük boyutlara ulaştı. Ekonominin işleyişi üzerinde adeta bir "Demokles kılıcı" gibi sallanan bankaların dışarıya olan borçları, devletin iç borçlanmasını da artırıyor. Faizleri ile döviz kuru da bu borçlardan etkileniyor. Yabancı finans kuruluşlarından ve uluslararası bankalardan borç alma konusunda en başarılı 11 bankanın büyük çoğunluğu, aynı zamanda TBMM'ye gönderilen yasa tasarısından da yararlanan bankalar. Tasarıya göre bu bankalara, mali durumlarını düzeltmeleri gerekçesiyle yedi yıl boyunca Hazine'den kaynak aktarılacak. Yani borçlarına, dolaylı yoldan devlet garantisi sağlanmış olacak.

Kumar nasıl oynanıyor?Bankalar ülkelerin uyguladıkları faiz ve döviz kuru politikalarının yarattığı farklılıkları kullanarak kâr ediyorlar. Paranın dönemler arası fiyatı olan faiz ile ulusal paranın bir yabancı parayla kıyaslanması sonucu doğan fark olarak döviz kuru arasındaki potansiyel kârlılığı ortaya çıkartmak için çeşitli mekanizmalara başvuruluyor. Bu mekanizmalarının günümüzde en yaygın olanı da yabancı bankalardan dövizle borç almak. Buna sendikasyon kredi adı veriliyor.Ülkedeki yüksek faizden ve düşük döviz kurundan yararlanmak isteyen bankalar, yabancılardan aldıkları borçları ulusal paraya çevirerek faize yatırıyorlar. Elde edilen gelir, tekrar dövize çevrilip alınan borç ile faizi ödeniyor. Geriye kalan da bankanın kârı oluyor.Ancak bankanın elde ettiği döviz ile yabancı bankaya ödemesi gereken döviz arasındaki fark, bankacılık terimiyle "açık pozisyon" tehlikesi, Türkiye gibi ülkelerde bankacılık faaliyetini geleceğe ilişkin olarak oynanan bir "kumara" dönüştürüyor.

Krizleri tetikliyorUlusal paranın her zaman ani bir devalüasyonla karşı karşıya olması, yabancı kaynaklardan borçlanan bankaların borçlarını aşırı derecede artırıyor. 1994 krizinde birçok bankanın iflas etmesi ve birçoğunun da mali yapısının bozulması bu durumun sonucuydu. Üstelik bu bankalar da devlete devredildi. Bankalar işte bu risklerden korunmak için faiz oranları ile sürekli oyanayarak ve kontrolü elllerinde tutarak bu faturayı devlete yıkmaya çalışıyorlar.Aldıkları kredileri yüksek faizle üretim sektörlerine borç veriyorlar, tüketici kredisi olarak değerlendiriyorlar ya da borsada spekülasyona sokuyorlar. Eğer bunların getirisi düşükse, devlet iç borçlanma ihalelerine giriyorlar. Bankaların bu tip "açık pozisyonlarda" ani kazanç ya da kayıplara yol açması, geleceğin daha da belirsizleşmesine neden olduğu gibi ülke ekonomisi için de ciddi bir tehlike arz ediyor.

Fatura halka çıkıyorTehlikenin faturası ise ne bankacıya ne de büyük sermayeye kesiliyor. Bankaların oynadığı kumarın sonuçlarına halk katlanmak zorunda bırakılıyor. Faturayı kesen ise, "ulusal paranın gardiyanı" Merkez Bankası. Merkez Bankası'nın son yıllarda tek bir görevi var: Bankaların üretim sektörleri üzerindeki bu tehlikeli yükselişinin etkilerini kırmak ve doğan zararı toplumsallaştırmak. Merkez Bankası, piyasaya döviz veya TL sürerek faizlerle ve taleple oynuyor. Eğer ulusal paranın değeri yüksekse ithalat artıyor. Böylece bankalar ithalat kredisi dağıtıyorlar. Ya da Merkez Bankası piyasaya sürdüğü Türk Lirası'nı kısıp faizleri yükseltiyor. Para kısıldığı için de halk banka kredilerine koşuyor.
www.evrensel.net