İnsani bir hatırlatma

İnsani bir hatırlatma

Dostoyevski'nin ölümsüz eseri, "Suç ve Ceza", Ragıp Yavuz yönetiminde İstanbul Şehir Tiyatroları tarafından sahneleniyor.

İnsani bir hatırlatmaEbru IlgazBugünlerde İstanbul Şehir Tiyatroları'nın repertuarında bulunan "Suç ve Ceza" isimli oyunu izlemek istiyorsanız, günler öncesinden yerinizi ayırtmanız, biletinizi almanız gerekiyor. Ragıp Yavuz'un 20 yıl aradan sonra, yönetmen olarak döndüğü Şehir Tiyatroları'nda sahneye koyduğu ilk oyun ve kendi deyimiyle "ilk göz ağrısı". Oyuna seyirci ilgisi oldukça yoğun.Yoksul bir öğrenci olan Raskolnikov'un, toplumun çıkarına olacak bazı durumlarda, yasaların çiğnenebileceği düşüncesiyle işlediği bir cinayetin ardından "suç" ve "ceza" kavramlarını tartışmaya başlayan ve toplumsal değerleri irdeleyen olaylar örgüsü sahnedeki karakterler tarafından ustaca izleyiciye aktarılıyor. Oyun, cinayet aleti 'olduğu varsayılan' baltanın, oyuncular tarafından bilenmesi ve Raskolnikov'un sözleriyle başlıyor. Gaston Baty tarafından oyunlaştırılan, Dostoyevski'nin bu ölümsüz eseri, seyirciyle buluşmasını, Ocak ayında da Ümraniye ve Fatih Reşat Nuri Sahneleri'nde devam ettirecek.Oyunun Yönetmeni Ragıp Yavuz, "O, ılımlı ve varoluşlardan uzak, ısı çıkaran, devinen ve karşıtını arayan karakteriyle sanki insan yaradılışı üzerine deneyler yapmak isteyen bir deha" cümlesiyle tanımladığı Dostoyevski'nin eseriyle Şehir Tiyatroları'na dönmenin, kendisini heyecanlandırdığını anlatıyor. Yavuz, "Benim için oldukça keyif vericiydi" dediği oyunu gazetemize anlattı.- Uzun süren bir ayrılığın ardından Şehir Tiyatroları'na dönerken neden 'Suç ve Ceza'yı seçtiniz?'Suç ve Ceza' benim 6 yıldır üzerinde çalıştığım bir projeydi. Metinden çok roman üzerinde bir çalışma götürdüm. Dostoyevski'yi tanımak adına, ülkenin karakter tahlillerini kavrayabilmek adına yapılmış bir çalışmaydı bu. Başlangıçta, kafamda çok değişik bir konsept vardı. Dostoyevski'nin iki ayrı yapıtını iç içe geçirmek istiyordum; 'Beyaz Geceler' ile 'Suç ve Ceza'. 'Beyaz Geceler'in karakterleri ile 'Suç ve Ceza'daki karakterler taban tabana zıttır. Ama hepsi Rus insanıdır. Hepsi dönemine aittir. Rusya'ya, o döneme çok ayrı pencerelerden bakan iki ayrı yapıttır. Şehir Tiyatrosu'nun 'Suç ve Ceza'yı kabul etmesi bu yıl mümkün oldu. Üç yıldır aynı projeyi veriyorum, ancak Kenan Işık bu işe epey soğuk bakmıştı. Ancak proje yeni yönetimi heyecanlandırdı ve çalışmaya başladık. Başlangıçta düşündüğün o iki romanı iç içe geçirerek yeni bir metin için zamanımız yoktu. Arzu Işıtman ile Gaston Baty'nin metnini biraz yoğurduk.Çok uzun süredir üzerinde çalıştığım bir yapıtla geri dönmek çok keyif vericiydi.Benim kendime sorduğum soru, "Bunu bugün niye ben sahnede deşifre etme ihtiyacı hissettim?" Hayat içinde aldığı yer, dünyadaki "globalleşme" politikasının içinde yüklendiği misyonla üstün politika izleyen bireyler zaten dünyanın altını üstüne getirmeye devam ediyorlar. Bir metropolün içindeki bireylerin yaşamını bir kenara bırakın, dünya coğrafyasıyla oynuyorlar. Kısa vadede ya da uzun vadede bunu değiştirebilecek güçleri her gün yenilemenin peşindeler. "Halkların kaderiyle oynanıyor" sözcüklerinden çok fazla tedirgin oldukları için, dünya genelinde uygulanan müthiş bir entegrasyon politikasıyla "halk" kavramını yok etmeye çalışıyorlar. Dostoyevski 150 sene önce bunun birey özelinde ipuçlarını Raskolnikov karakterinde vermeyi denemişse ve deneyişi dünya kadar dile çevrilerek iki asra yakın bir süredir bugüne yer etmişse, yeni birşey değil ama hiç olmazsa birşeyleri hatırlatmak adına bu malzemeyi kullanabileceğimi düşündüm. Kendimde bu hakkı gördüm.- Böyle büyük bir eseri sahneye taşırken zorlandığınız noktalar olmuştur. Eserde 150'yi aşkın karakter var. Ancak siz tüm bunları 26 karaktere ve 2 saat 15 dakikaya sığdırmışsınız.Böyle bir çalışmada en temel zorluk oyunun kadrosunu oluşturmaktı. Rolleri sahneye taşıyacak oyuncuları seçmek ve yan yana getirmek. Bir başka yönetmen başka türlü yorumlayabilir, ama benim yorumlayabildiğim kadarıyla Dostoyevski, yapıtlarında insan dışında çok fazla birşey tanımıyor. Bazı araştırmacılar onu bir antropolog gibi tartışır. Benim de sahne üstünde çalışırken sırtımı dayadığım temel öge oyuncu. Onun için için kadroyu oluştururken zorlandım. Şehir Tiyatroları'nın kalabalık bir kadrosu olmasına rağmen, repertuarında 20 oyun barındırıyor, siz de her istediğiniz oyuncuyu alamıyorsunuz.Romanı incelediğimde 126 karakteri ön plana çıkartırtmayı istemiştim. Ancak bu sayı oyunda 26'ya indi. Gaston Baty'nin oyunlaştırmasında zaten seçilmiş bazı karakterler var. Bu konuda epey yorulduk. Bence bu eksik. Svidrigailov'u oyuna katmak isterdim. Ancak bağlantılı karakterleri de düşünüp oyuna kattığınızda süre çok fazla uzuyor. Ben gerçekten kitabı bilen bir seyirci olsaydın Svidrigailov'u oyunda görmek isterdim.Ben tiyatro kültürünü ilk kez Şehir Tiyatrosundan aldım. Bu durum yaptığım işlerde kendini ister istemez gösteriyor. Yönetmen olarak çalışma tarzım arkadaşlarıma biraz farklı geldi. Parça parça oyuncularla çalıştık. Sonra bu parçaları birleştirdik. Genel provalar da çok keyifliydi. - En çok hangi karakteri rollendirmekde zorlandınız?Oyunun başrolü Raskolnikov'undur, ancak ben en küçük rol alan karakteri seçerken bile zorlandım. Bu tür oyunlarda kısa rollerin daha zor olduğunu düşünüyorum. Elimden geldiğince bütün rollerde aynı titizliği göstermeye çalıştım. "Suç ve Ceza" 23 tablo ve 14 mekanda geçen bir oyun. Bütün mekan oluşumlarını, oyuncular sahnede dekoru hareket ettirerek gerçekleştirdiler. Oyun boyunca sahneye teknisyen ya da aksesuarcı hiç girmez. Sanıyorum en çok burada zorlandım. Çünkü oyuncunun sahnede böyle bir devinim içinde olması, zaman zaman da tamamen yabancı olduğu bir dilde Rusça'da şarkılar, ayinler söylemesi, Şehir Tiyatroları çalışanları için pek alışık olunmayan bir reji uslubu. Bunu kabul ettirmekte zorlandım.- Esere sadık kalındığını düşünüyor musunuz?Ben sadık kalmaya çalıştım. Tiyatrocu camiasında, eleştirmenlerden, seyirciden aldığım duyumlara göre galiba becermişiz. Ama bu konudaki kesin yargıyı gene de eleştirmenler ve araştırmacılar söyleyecektir.- Oyun boyunca şarkılar Rusça söyleniyor. Rusça bir de ayin yapılıyor.Dönemin dokusunu, ülkeyi aktarmak adına dil çok önemli bir enstrüman bence. Çok uzun bir ayin sahnesi var. Ortadoks bir cemaat ve tabiiki kendi dillerinde bu duayı ediyorlar. O dönemde kilisenin etkisi oldukça fazla. Romanda da İncil kendisini çok ağır hissettiriyor. Ben işin bu tarafını çok fazla altını çizerek sahneye taşımadım. Ancak bir ayini Türkçe yapmak bana pek doğru gelmedi. Ayini Rusça yapıyorsam diğer şarkıları neden Türkçe yapayım diye düşündüm. Bir oyunun bir anlatım dili olmalı. O yüzden bütün şarkıları, ayini Rusça yaptım. Sanıyorum. İlk günden bu yana kadar hep fazla koltuk sandalye konarak sergilenen tek oyun oldu. Oyuncular bu kalabalıktan aldıkları keyfi kuliste birbirlerine, sahnede de seyirciye yansıtıyorlar. Yıllar sonra böyle bir işle dönmüş olmam, 'suç' ve 'ceza' kavramlarından bahsediyor olmam ve bunun bir kullanım değeri haline gelmeden mesleğin estetik kuralları içinde sahneye çıkabilmesi çok da kolay olmadı. Çok çabuk benimsenmedi. Çok büyük heyecanlar duyulmadı. Sonuç kendini biraz göstermeye başlayınca pozitif bir heyecan, yapıcı bir biçimde bu prodüksiyona taşınmaya başlandı. Çalışma süresi çok da yeterli değildi, 9.5 haftada bu oyunu çıkardık. Ama prodüksiyon anlamında şu anki Şehir Tiyatrosu yönetiminden sınırsız destek gördük.
www.evrensel.net