Sanatçının suretine dönüşen doğa

Sanatçının suretine dönüşen doğa

Naile Akıncı'nın elli yılı aşan sanat yaşamında doğayla, insan bedeniyle, nesnelerle kurduğu ilişkinin temelinde hep kendi sureti yer alıyor.

Sanatçının suretine dönüşen doğaKoray KaraermişCumhuriyetin ilk kadın ressamlarından Naile Akıncı, Erzurumlu binbaşı Salih Sunay ile Polat ailesinden Saniye Hanım'ın ilk çocuğu olarak Van'da dünyaya geldi. Onu resme yönlendiren amcasıydı. 1938-39 döneminde ilk kez açılan giriş sınavını kazanarak Güzel Sanatlar Akademisi Resim Bölümü Orta Kısım'a kaydını yaptırdı. Akademi'de Nurullah Berk, Bedri Rahmi Eyüboğlu ve Şefik Bursalı'nın öğrencisi oldu. Fransız ressam Leopold Levy'nin isteği üzerine onun atölyesinde devam eden öğrenimi rahatsızlığı nedeniyle kesintiye uğradı. 1940'da bıraktığı yerden Levy ve Zeki Kocamemi atölyelerine döndü. 1943 yılında orta kısımdan mezun olmasına karşın, hastalığı tekrar nüksettiğinden öğrenimine bu sefer 6 yıl ara vermek zorunda kaldı. Tedavisinin ardından Yüksek Resim Bölümü Zeki Kocamemi atölyesine 1949 yılında döndü ve buradan 1952'de mezun oldu.Hocası Kocamemi'nin kübist-inşacı temele dayanan ve sağlam deseni öngören öğretisi onun özellikle ilk dönem yapıtlarında belirleyici üslubu olacaktı. Sağlam çizgi gücü ve nesneleri belirli geometrik formlarla çözen bu tavır, Akıncı'nın mezuniyet işi olan 'Bahçe ve Bahçıvanlar' adlı kompozisyon ile bir atölye ortamını gösteren 'Nü' çalışmasında belirgin bir şekilde görülür.

Eyüp tutkusu Eyüp resimlerinin ressamın sanat yaşamında ayrı bir yeri var. 1953'ten başlayıp günümüze kadar ısrarla yapmayı sürdüreceği Eyüp manzaralarının hiçbiri birbirine benzemez. Bu ancak karşısındaki doğayı tam anlamıyla yeniden tanımlayan ve bütünüyle yeniden kuran bir sanat anlayışıyla açıklanabilir. Mehmet Ergüven, Akıncının 50'li yıllarda belirginleşmeye başlayan Eyüp çeşitlemelerini, özünde resim disiplinine ilişkin bir araştırmadan çok, öncelikle haleti ruhiyeyi yansıtan bir etkinlik olarak tanımlar. Turgay Gönenç ise, Akıncı'nın Eyüp resimlerini esasen bir zaman sorunu olarak görür; "Eyüp, geçmiş, yaşanmış ve yaşanmakta olan bir zaman dilimi olarak varlığını hep korur bu resimlerde. Geçmiş, bugünü de içerir..."Eyüp resimlerinde Akıncı, görünürde değişeni aşıp, kendindeki değişimi gösterir aslında. Turgay Gönenç Akıncı'nın 1955 sonrasında resminde dış gerçeklikten iç gerçekliğe döndüğünü, görsel netliğin yerini resimsel bir atmosfere bırakmaya başladığını söyler. Bu anlamda Eyüp, "... nesnel bir mekan görünümüne karşın, gerçekte öznel bir mekan, sanatçının, zamanın boyutlarını yaşayabildiği tek sığınma alanı, gizli bir konu gibidir." Naile Akıncı neden belirli aralıklarla tuvalini, sehpasını, boyalarını alıp Piyer Loti kahvesine kurmuştur? Sanat eleştirmeni Levend Çalıkoğlu bunun sebebini şöyle ifade ediyor; "... Hem kendisindeki hem de doğadaki değişimi görmesi için her şekilde orada olması gerekiyor. Bu nedenle sadece doğayı değil aynı zamanda kendisini de etüt eder. Dolayısıyla daha öncede iddia ettiğim gibi onun resimlerinde topyekün suret kazanan doğa bir tür manzara-otoportreye dönüşmeye başlar."

Farklı arayışlar, konular 1960'larda Tarabya, Bebek Sırtları, Anadolukavağı, İstinye, Emirgan Korusu gibi İstanbul'un farklı yerlerine tuvaline yansıtır. Bu kompozisyonlar hem biçimsel açıdan bir sağlamlık hemde renk tercihi olarak bir canlanmanın işaretlerini taşır. Akıncının zaman zaman ilgilendiği figür olgusu, 1970 başlarında Marmara Adasında karşılaştığı canlı ve içten insan guruplarıyla yeniden depreşecektir. Ada insanının günlük yaşamı, balıkçılar, tekneler, mezat yeri, yaz aylarında adayı mesken tutan çingeneler, Akıncı'nın başlarda ürkek de olsa figürle tekrar içli dışlı olmasını sağlar. Marmara Adası kompozisyonları ve figür çalışmaları Akıncı'nın 70'lı yıllardaki resimlerinin ağırlıklı konularındandır. 80'lerde Akıncı bu sefer Ekinlik Adasını keşfeder. Marmara'ya göre daha bakir olan adanın evlerini, yerlisini resmeder. 80'lerin belirgin yapıtları yine Eyüp dizisi arasındandır. Bu görünümler Akıncı'nın sürekli olarak kendisini didiklemesinin, az malzeme ile çok söz söyleme çabasının ürünüdür. 90'larda Eyüp'ün dışında İstanbul'un farklı mekanlarına tekrar geri döner Akıncı.Otuz yıl sonra tekrar Küçüksu'ya bakar ama bu sefer ıssızlığın yerini hızla akan bir gemi trafiği ve Boğaz Köprüsü alır. 2000 yılının dikkat çekici çalışmaları ise Marmara Adası'ndan yapılan kompozisyonlardır. Halen çalışmalarını İstanbul ve Ekinlik Adasında sürdüren sanatçının 80'e yakın tablodan oluşan retrospektif sergisi 27 Ocak'a kadar Milli Reasürans Sanat Galerisi'nde açık olacak.
www.evrensel.net