Arjantin nasıl çökertildi?

Arjantin nasıl çökertildi?

Arjantin, uzun süredir direndiği ve bazılarınca içine düştüğü krizin başlıca nedeni olarak değerlendirilen peso-dolar eşitliğinden vazgeçeceğinin işaretini verdi.

Arjantin nasıl çökertildi?Arjantin 1990'lı yılların başında -uluslararası finans kurumlarının onayı ile- sabit döviz kuru sistemini seçmiş ve bankacılık sistemini konsolide etmişti. Bu süreçte, enflasyonun kontrol altına alındığı gibi bir görüntü yaratılmış ve başarılı, parlak bir ekonominin hikayesi oluşturulmaya başlanmıştı. "İstikrar" içinde olduğu söylenen bütün ekonomilerde olduğu gibi Arjantin'de de sanal büyümeye uygun olarak harcamalarda muazzam bir artış yaşanmış ve ülkenin dış borç stoğu sürdürülemez büyüklüklere ulaşmıştı. Dört yıl öncesinde de derin bir ekonomik durgunluğa giren Arjantin'de, hükümet bir kez daha IMF'ye başvurmuş ve "yeniden, borçlarını çevirebilen bir ülke konumuna gelebilmek için" mali destek talebinde bulunmuştu. Daha sonra çeşitli kez yinelenen bu talepler her seferinde gerek Clinton ve gerekse Bush yönetimlerince de desteklenmiş ve yalnızca geçen yıl bile IMF iki kez, ülkeyi kurtarmaya gelmişti. Bu kredi anlaşmalarında amaç, politik bir deneme tahtası haline gelmiş olan sabit döviz kuru sisteminin devamını sağlamak ve bir yandan da 132 milyar dolara ulaşmış olan dış borcun geri ödemelerinde olası bir "gecikme"ye engel olabilmek ve böylece ülkenin yabancı yatırımcılarla olan ilişkisini iyi düzeyde sürdürmesini sağlamak biçiminde belirlenmişti.

Çıkarılan ders!Mali yardım paketlerinde, IMF'nin sağladığı mali destek her zaman olduğu gibi koşullu oluyor ve koşullar, ne olursa olsun dış borçların, takvimine uygun olarak geri ödenmesini garanti altına alma amacına hizmet edecek biçimde belirleniyordu. Bu bağlamda örneğin; zaten derin bir resesyon içinde kıvranan ülkede, harcamaların daha da kısılması bir kredi anlaşmasının ön koşulunu oluşturabiliyordu. Buraya kadar, hikaye Türkiye'deki ile büyük benzerlikler taşımakta.IMF'nin baş ekonomistlerinden Michael Mussa'ya göre, Arjantin'deki politik ve ekonomik durum bugüne oranla daha istikrarlı olsaydı bile, borç ödemelerinin ertelenmesi ya da ulusal paranın devalüe edilmesi benzeri bir girişim söz konusu olduğunda bölgede geniş çaplı bir mali krizin yaşanmasına engel olmak mümkün olamayacaktı. Yaşananlardan çıkarılan ders ise "IMF'nin, insanlar sokağa dökülmeden önce hayır demeyi öğrenmesi". Çıkarılan bu ders, gerek IMF ve gerekse yabancı ekonomi uzmanlarının önemli bir bölümünün, ülkede kriz başladıktan sonra, ağustos ayında yapılan kredi anlaşması konusunda ikileme düşmesi ve "Eğer aralık ayı yerine ağustos ayında Arjantin'e 'hayır' denmiş olsaydı kriz bu denli ağır yaşanmazdı" şeklinde düşünüyor olmasından kaynaklanıyor.

Bir tekzip...Öte yandan, Arjantin'in ağustos ve eylül ayındaki manzarasına baktığımız zaman, bu mazaretlerin ne kadar geçersiz ve anlamsız kaldığı görülüyor. Ağustos ayındaki kredi anlaşmasının yanlışlığı üzerine 5 Eylül tarihinde Los Angeles Times'da yayınlanan bir makale IMF yönetiminden büyük bir tepki alıyor ve 15 Eylül günü aynı gazetede IMF-External Relations Department imzasıyla yayınlanan tekzipte bakın neler yazıyor:"IMF ile yapılan yeni anlaşmanın riskleri olduğu doğrudur. Fakat, Arjantin'e uygulanan reform reçetesi doğru bir reçetedir ve güçlü bir uluslar arası desteği hak etmektedir. Yeni anlaşma, daha şimdiden ülke içindeki güveni yeniden tesis etmeye başlamış, bankalardan para çekişi durmuş ve halk parasını yeniden finans sistemine yatıracak kadar ekonomiye güvenmeye başlamıştır. Gazetenin Editörü Bay Weisbrot çeşitli noktalarda yanılmaktadır. Özellikle, Arjantin'deki Para Kurulu ülke çapında, geniş oranda halk desteği bulmuştur. Ayrıca, Arjantin ekonomisi şu anda büyük oranda dolarize olmuş; ev kiraları, şirketlerin borçları ve dayanıklı tüketim mallarının fiyatları hep dolar üzerinden hesaplanmaktadır. Böyle bir durumda Arjantin pesosunun devalüe edilmesi tam bir felakete yol açacak ve bir yandan ülkenin ödemeler dengesinde çok olumsuz bedellere mal olurken bir yandan şirket iflaslarını hızlandıracak ve işsizliği daha da yükseltecektir. Ayrıca, Hükümet yoksulların daha az zarar görmesi için belli sosyal programları korumakta, sosyal güvenlik sistemini reform ederek güçlendirmekte ve işçi ücretleri ile emeklilik ücretlerindeki kesintileri daha alt düzeylerde tutmaya çalışmaktadır. Arjantin'deki program IMF tarafından değil, Arjantin devleti tarafından dizayn edilmiştir ve ülkenin son 10 yılda gerçekleştirdiği son derece başarılı bir ekonomik dönüşüm tarihinin üzerine inşa edilecektir. Maliye Bakanı Domingo Cavallo'nun da belirttiği gibi, sıfır-açık (zero-deficit rule) kuralına bağlı kalarak Arjantin, dış ekonomik şoklarda , yükü sürekli olarak verimli ve etkin özel sektöre kaydırmadan, kendini yeni duruma adapte edebilecek konuma gelecektir."

IMF övgüler dizmiştiYukarıdaki tekzip alıntısı, IMF'nin Arjantin'deki ekonomik gelişmeleri nasıl değerlendirdiğini, Türkiye'deki bazı akademisyenlerin Arjantin Para Kurulu'na yönelik suçlamalarına IMF kurmaylarının hiç katılmadığını, yine aynı akademisyenlerimizin "Arjantin'in sabit döviz kuru sisteminde kalmak için direnmesi ve IMF'nin uyarılarına rağmen dalgalı döviz kuru sistemine geçmeyi reddetmesinin bugünkü kaotik duruma neden olduğu" biçimindeki -son derece yanıltıcı- değerlendirmelerinin gerçeklerden ne kadar uzak olduğunu en somut şekilde ortaya koymaktadır. Diğer yandan, Arjantin'de isyanların baş göstermesi ile birlikte çeşitli ülke yönetimlerince dünya basınına verilen demeçlere de bakıldığında , yaşanan olaylarda IMF'nin sorumluluğunun ne kadar büyük olduğu yönünde geniş çaplı bir fikir birliğinin oluştuğu anlaşılmaktadır. Bu bağlamda Peru Maliye Bakanı Pedro Pablo Kuczynski, IMF'yi pasif, katı ve tutarsız politikalar uygulayarak Arjantin'le yaptığı anlaşmayı yüzüne gözüne bulaştırmaktan suçlarken; Fransa Dış İşleri Bakanı Hubert Vedrine ise Fonu, uzun zamandan beri ilişkide olduğu , önemli bir müşterisini yüz üstü bıraktığı ve bu müşteriden en kötü dönemde, en yapamayacağı şeyleri talep ettiği için yargılamaktadır.

Suçlu kim?Suçlu kimdir?, IMF mi, ABD yönetimleri mi, yoksa Arjantin yönetimleri mi? sorularının cevaplanabilmesi için öncelikle "IMF kimdir. Ve nasıl çalışır?" sorularının cevaplanması gerekiyor. Ülkelerle yapılan stand-by anlaşmaları sonucunda aktarılan fonların nihai alacaklısının dünyadaki egemen finans şirketleri olduğu hatırlandığında Fon'un kimlik sorunu aşılmış gibi görünüyor. Fakat, ikinci soru, yani Fon'un nasıl çalıştığı ile ilgili soru cevaplandığında resim biraz daha değişmekte, netleşmekte. Eğer IMF politikalarının tek sorumlusu finans sermayesi olsaydı, kamu hizmetlerinin piyasa ekonomisine açılması, şeker ve tütün yasaları ile ihale yasalarının çıkarılması, Güney Afrika ve Latin Amerika ülkelerinde suyun özelleştirilmesi, Ukrayna'da yoksullara yapılan tarımsal gıda yardımlarının kesilmesi, Haiti'de pirinç üreticilerine yapılan devlet desteklemelerinin kaldırılması, Mozambik'teki şeker pancarı üreticilerine sağlanan sübvansiyonlara son verilmesi, Jamaika sanayii ürünlerinin ithalatında alınan gümrük vergilerinin kaldırılması gibi dünya tarım, hizmetler ve sanayii tekellerinin temel hedefleri kredi anlaşmalarının ön koşulları içerisinde olmayacaktı. İşte bu nedenle, finans ve sanayii sermayelerinin iç içe geçmiş grift yapısını IMF'nin işleyiş mekanizması ve yapısından daha somut ortaya koyabilecek çok az veri bulunuyor.

Minarenin kılıfıBu çerçevede, Felix Rohatyn'in "Ulus devletlerin bilhassa ekonomik ve siyasi alandaki dış politikaları her zaman burjuvazinin meselesi olmuştur. Siyasi tercihler, çok sınırlı bir halk kesimi ile özel sektörün çıkarlarını gözetme hedefine kilitlenmiş geniş kapsamlı bir fikir birliği içersinde önerilir, müzakere edilir ve kabul edilir" sözlerinin hatırlanmasında yarar vardır. "Suçlu hükümettir, IMF'nin uyarılarına kulak asmamıştır" ya da "IMF bu kez yanılmış, yanlış politikalar uygulamıştır" türünden savlar yanıltıcı olmalarının da ötesinde, kafaları bulandırmaya ve gerçekleri gizlemeye yönelik, bilinçle ortaya atılan argümanlar. Diğer yandan Arjantin'de isyanların patlak vermesinden birkaç ay önce, IMF yönetiminin, ülkelerin de tıpkı şirketler gibi iflas etmesini öngören hazırlıklar içinde olduğu, yani minarenin kılıfını çok önceden hazırladığı ve en geç Mart ayında bu planın nihai şekline ulaşacağını bildiren IMF kurmayı Haan Kruger açıklamaları, "IMF, ülkelere zamanında 'hayır' demeyi öğrenmelidir" tarzındaki IMF tepkileri ile büyük bir tutarlılık içindedir. Arjantin'de yaşanan kaosa bilerek yeşil ışık yakılmış ve böylece bir yandan ülkelerin iflas planı için mazeret yaratılıp plana meşruiyet kazandırılırken, bir yandan da benzer konumda ve IMF karşıtı tepkilerin giderek yayıldığı ülkelere gözdağı verilmiştir.

(MAI ve Küreselleşme Karşıtı Çalışma Grubu)
www.evrensel.net