Fotoğraf: AA

Amerika'da cadı avı sürüyor

Amerikalı bestekâr John Adams tam da şu anda, Talleyrand'ın müstehzi sözüyle anlamak istediğini yürekten anlıyor olmalı.

Amerika'da cadı avı sürüyorMartin Kettle Fransız diplomat Talleyrand, tüm politik suçlamalardan sağ salim kurtulan önemli kişilerden biridir. 40 yıldan fazla süren kariyeri boyunca, Napolyon Bonaparte ve Kral Louis Philippe de dahil olmak üzere o kadar çok yöneticiye hizmet verdi ki, sık sık vatan hainliğiyle suçlandı. Ancak, tüm suçlamalardan beraat etmeyi başardı. İlkelerinden vazgeçtiğini söyleyenlere, asıl ilkelerini değiştirenin Fransa'nın ta kendisi olduğunu söylerdi. Hayat hikayesini ünlü "Hainlik bir zamanlama sorunudur" sözüyle tamamladı.Amerikalı bestekâr John Adams tam da şu anda, Talleyrand'ın müstehzi sözüyle anlamak istediğini yürekten anlıyor olmalı. Zira, 11 Eylül'de yaşananlar yüzünden Adams'a, 1950'lerdeki McCarthy dönemini hatırlatan, "Amerikan karşıtı" bestekâr etiketi yapıştırılmış durumda. Söz konusu itham, New York Times gazetesinin kültür ekinde çıkan uzun bir makalede yer almıştı. Üstelik, suçlamada bulunan kişi, kendini bilmez bir eleştirmen değil, Kaliforniya Üniversitesi müzikologlarından Richard Taruskin'di. Taruskin, makalesinde Adams'ı, 'Klinghoffer'ın Ölümü' adlı 1991 tarihli operasında "teröristleri romantikleştirmek"le, bu anlamda Dünya Ticaret Merkezi'ne düzenlenen saldırının faillerini de romantikleştirmekle suçluyor. Adı geçen opera, Achille Lauro uçak gemisinin 1985 yılında, Filistinli gerillalar tarafından kaçırılmasını konu ediniyor ve gemide bulunan Amerikalı Yahudi Leon Klinghoffer'ın öldürülmesiyle sona eriyor. Taruskin'in makalesi, ABD'de şu günlerde esen rüzgârlar hakkında da bir fikir veriyor. Taruskin, makalesinde, "Terörizmin bozguna uğratılması isteniyorsa, dünya kamuoyu buna kararlı bir şekilde karşı çıkmalı" diyor. Bunun da "teröristlerin Robin Hoodvari romantikleştirilmesine son verilmesiyle" başarılabileceğini öne sürüyor. Klinghoffer'in Ölümü'nün yaratıcılarının (Adams, söz yazarı Alice Goodman ve yönetmeni Peter Sellers) tam olarak, bu yapılmaması gerekeni yaptıklarını iddia ediyor ve ekliyor: "Bu opera, Amerikan karşıtı, Yahudi karşıtı ve burjuvazi karşıtı". Taruskin'in yazdıkları bununla da bitmiyor. "Bu müziği niye duymak isteyelim ki?" diye soruyor ve operayı sergilemeyi durduran Boston Senfoni Orkestrası'nın, "doğru olanı" yaptığını iddia ediyor. "Başımıza gelenler yüzünden yeteri kadar afallayan insanlara, Klinghoffer'in Ölümü gibi çirkin meydan okumalarla bir kere daha acı çektirmenin gereği yok." Taruskin, sansürün kötü bir şey olduğunu yazsa da, bir cümle sonra bu görüşünü yalanlamaktan geri durmuyor: "Ancak, hoşgörünün de bir sınırı olmalı." Taruskin'in sunduğu çözüme göre, opera yasaklanmamalı, sadece sergilenmesine son verilmeli. Yapılan suçlamalar karşısında oldukça şaşıran Adams, bunu, "Tepeme bir bomba atılmış gibi hissediyorum" diyerek açıkladı. "John Ashcroft, 11 Eylül'den sonra, sivil hak ve özgürlükler alanında izlenen politikaları sorgulayan herkesin teröristlere yardım ediyor olacağını söyleyeli çok olmadı. Taruskin bunu daha estetik bir biçimde dile getiriyor, o kadar. Ancak benim için, bu da ilki kadar rahatsız edici."Birkaç hafta nelere kadir! BBC Müzik dergisinin ocak sayısına baktığımızda, Taruskin'in çok farklı bir telden çalarak, Adams'ın eserlerinin Barbican'da icra edileceği festivalin müjdesini verdiği makalelere rastlıyoruz. Bir de, müzik yazarı Geoffrey Smith tarafından Adams'la yapılmış bir röportaja bakalım. Röportaj muhtemelen 11 Eylül'den önceki bir tarihte yapılmış, zira 54 yaşındaki bestekârı oldukça sempatik bir tarzda sunuyor -Amerika'nın Sesi Radyosu'ndan bir manşetle birlikte: "Çin'deki Nixon operasının ünlü bestekârı". Bu ne şirin bir başlık öyle! Adams'ın, eserleri Amerika'da neredeyse en çok icra edilen bestekâr olduğu gerçeğini nasıl da usturuplu gizliyor! Manşette ayrıca, soğuk savaş süresince tüm dünyada komünizm karşıtı propaganda yapan devlet destekli radyo kanalının ironik bir dokundurması da var. Bu, Klinghoffer'in Ölümü'nün politik tufan içinde ilk yer alışı değil. Eserin 1991 yılında Brooklyn'de yapılan Amerika galası da, birçok insanın Yahudilerin ölümünden sorumlu tuttuğu Irak lideri Saddam Hüseyin'e karşı düzenlenen savaşın dumanları henüz tüterken yapılmıştı. Zaman, doğrudan Arap-İsrail çatışmalarıyla uğraşan bir opera sergileme zamanı değildi; ülkenin en takdir gören bestekârı olsanız bile. Leon Klinghoffer'in kız kardeşleri, gala sonrasında, eseri "semitizm karşıtı" bulduklarını söylemişlerdi. Esere yönelik benzer hassasiyetler, günümüzde de devam ediyor. Klinghoffer'in Ölümü, Avrupa'da Amerika'ya kıyasla çok daha fazla sergilendi. Los Angeles'da gerçekleştirilmesine karar verilen tarihi saptanmış gösterilerden vazgeçilmesinin ardından, Kasım ayında gerçekleştirilmesi planlanan Boston gösterilerine ilişkin yaşanan taşkınlıklar pek de sürpriz olmadı.Koro elemanlarından birinin kocası, Dünya Ticaret Merkezi'ne çarpan American Airlines'ın 11 uçuş sayılı uçağında bulunan 160 yolcudan biriydi. Bu olay sonrasında koro arkadaşları, gösteriye devam etmemeyi önerdiler. Koro yönetmeni John Oliver da, "İnsani bir bakış açısıyla bakacak olursak, müziğin çatışmasının içine girmek acıyı katıksızlaştırabilirdi" dedi. "Duygusal ve zihinsel mesafemiz alt üst oldu." Boston Senfoni Orkestrası, "hassas davranma zamanı olduğunu" söyleyerek, koronun kararına uydu. Adams, iptal kararına kızgınlıkla karşılık verdi. Orkestra yöneticilerini, "seyircinin böylesi zor zamanlarda yalnızca teselli ve yakınlık beklediği" varsayımından hareket etmekle eleştirdi. Andante.com'a verdiği uzun röportajda, ilk şok atlatıldıktan sonra seyircinin "yalnızca teselliye değil, sanat tarafından dürtülmeye de ihtiyacı olduğunu" vurguladı. 11 Eylül günü Adams, Klinghoffer'in Ölümü'nün sinema versiyonunun provaları için Londra'da bulunuyordu. Olanları gördüğünde, "Bu koşullar altında çekimlere devam etmenin imkansız olduğunu" düşündüğünü anlatıyor. Fakat oyuncular devam etmek istediler. Boston'daki iptalin ardından bir ay geçmişken, Adams daha sakin düşünebiliyor. Önceki hafta yaptığımız görüşmede, "Bu olay fazla abartıldı, bunda benim de katkım bulunmuş olabilir" şeklinde konuştu. Fakat New York Times'da çıkan Taruskin makalesi onu şaşkına çevirmiş. "Bu ülkede, öteki olmanın, diğer tarafta yer almanın neredeyse hiçbir yolu yok, sanat yaparken bile Filistin'in bakış açısından bakılmasına tahammül edemiyorlar" dedi ve şöyle devam etti: "Susan Sontag, en az 40 yıldır böyle bir hava esmemişti derken haklıydı. İnsanlar arabalarına binip Amerikan bayraklarıyla şehirde tur atıyorlar, bunun bir anlamı var, emin olabilirsiniz."Bu hikayedeki en ironik ve belki de en rahatsız edici şey, böylesi Amerikalı olan bir bestekârın -yaptığı müzik de Amerikalı- idareciler ve meslektaşları tarafından "Amerikan karşıtı" olmakla suçlanması. Adams, olumlu tavrıyla tanınan bir insan olmasına rağmen, üzerindeki baskılar ona da sirayet etmiş görünüyor. Yıllardır sürdürmekte olduğu görevine son vermek üzere. Fakat yeni bir opera üzerindeki çalışmalarını sürdürüyor, söz yazarı da yine Goodman olacak. "10 yıldır düşünüyordum ve sonunda yeni bir konu buldum" diyor. "ABD'deki soğuk savaşla ve atom bombasının keşfedilmesiyle ortaya çıkan ahlaki muğlaklıkla ilgili olacak. McCarthy ve James Dean döneminde geçiyor."John Ashcroft'la Richard Taruskin'e şimdilik bunu söylemesek iyi olur herhalde.(The Guardian'dan çeviren Defne Orhun)
www.evrensel.net