Bak, ne kadar çokmuşuz...

Bak, ne kadar çokmuşuz...

Adını vermeyen bir Arjantinli, halk ayaklanması sırasında başkent Buenos Aires'te yaşadıklarını aktardı.

Bak, ne kadar çokmuşuz...Adını vermeyen bir Arjantinli, halk ayaklanması sırasında başkent Buenos Aires'te yaşadıklarını şöyle aktardı:Çarşamba akşamı televizyon başındaydım, yağmaları ve ülkenin diğer şehirlerindeki isyanları izliyordum. Birden ekrana devlet başkanı çıktı. Suçlular ile ihtiyaç sahipleri arasında ayrım yapmak gerektiğinden bahsediyordu. Sessizce, neredeyse zarafetle konuşuyordu; hâlâ ülkeyi yönettiğini ispatlamak ister gibiydi. Sıkıyönetim ilan ettiğini söyledi. Ama Arjantin'de devlet başkanı bunu yapamaz, sıkıyönetimi sadece Kongre ilan edebilir. Midem bulandı ve televizyonu kapattım. Daha sonra bir ses duymaya başladım; önce hafif, sonra giderek güçlenen bir ses. Evin balkonuna çıkarak dışarı baktım. Her balkonda insanlar, ellerindeki tencerelere vuruyorlardı. Bir kükreme gibiydi ve hiç durmuyordu. Sokağın köşesinde 10 kadar insan gördüm. Üzerime bir tişört giyip aşağı indim. Tuhaf ve heyecan vericiydi; her köşe başında insanlar toplanıyordu. Burası rahat bir orta sınıf mahallesiydi, ama bu insanlar bile artık yeter diyordu. Alt sokaktaki insanlar, bir araya gelerek caddenin ortasına toplandılar. Ellerindeki kaşıkları tencerelere vuruyor, bayrak sallıyorlardı. Birkaç dakikada, 150 kişi olduk. Kimse ne yaptığının, nereye gittiğinin farkında değildi. Bir saat geçmişti ama ses durmuyordu; şehrin her köşesinden tencere sesleri yükseliyordu. Kendimizi, yeniden güç kazanıyormuş gibi hissediyorduk. Her kesimden insan vardı. Arkama baktığımda, bu kendiliğinden birleşmenin birkaç blok büyüklüğüne ulaştığını gördüm. Artık büyük olan grubumuz, diğer sokaktakilerle birleşiyordu. Takım elbiseli memurlar, tulumlu işçiler vardı. Genç kızlar en güzel giysilerini giymişlerdi; emekliler de eski püskülerini. Küçük bir işadamı bile gördüm; ardından dört yıldır işsiz olan bir genç. Herkes oradaydı. İnsanlar balkonlardan alkışlıyor, üzerimize küçük kağıt parçaları atıyor, şarkı söylüyor, tencere çalıyor, yürüyordu. Kongre'ye ulaştığımızda, birkaç bin kişi oradaydı ve her yönden gelmeye devam ediyorlardı. Bir eğlencede gibiydik. Kongre merdivenlerindeki bir adam, bir tür sis ışığı yaktı ve her yer pembe dumanla doldu.Etrafıma baktım ve birden, gerilmeye başladığımı hissettim. İnsanlar gelmeye devam ediyordu ve artık heyecan yoktu, öfke ise giderek artıyordu. İlerideki sokakta ateş yandığını gördüm. Bir çöp kutusu ateşe verilmişti. Yürümeye devam ettim. Bazı insanlar sessizce şarkı söyleyip alkış tutuyordu, ama artık ateşler çoğalmaktaydı. Benimkinden daha yoksul bir mahallenin yürüyüşçülerinin arasına girmiştim ve açlık, öfke doğuruyordu. Otuzlarında bir adam, eski bir kot ve tişört giymiş, elindeki sopayı bir yol işaretine vurup duruyordu. Kollarında küçük bir kız çocuğu vardı. Çocuk ona bir şeyler söyledi ve adam arkasına, insanlara baktı. "Bak, ne kadar çokmuşuz" dedi çocuğa. Ben de arkama baktım ve o anda, her şeyin daha yeni başladığını gördüm. Çok fazlaydık. Adam, elindeki sopayı yere attı.Ardından, Plaza de Mayo'ya gittim. Birkaç bin kişi vardı ve gelmeye devam ediyorlardı. Araçlarıyla gelenler, yürüyenler, gençler, yaşlılar, aileler... Halk oradaydı. Meydan yarısına kadar dolmuştu ve geliyorlardı. Etrafta, şaşkınlık içinde dolaştım. Böyle bir anı her zaman yaşayamayacağımı düşünüyordum. Birden, biri sırtımdan itti. Dengemi kazandığımda, koşan bazı insanlar gördüm. Yanımda birisi küfrediyordu. Ben de onlarla koşmaya başladım. Yarım blok koştuktan sonra arkama baktım; binlerce, binlerce insan koşuyordu. Birisine neler olduğunu sordum, ama yanıt vermedi, sadece koşuyordu. Yanımdan geçen bir diğeri, polis hakkında bir şeyler söyledi. Anlayamadım. 500 metre arkamda, meydanda, dumanlar yükseliyordu. İnsanların gözlerine baktım; kıpkırmızıydılar. Boğazım acıyordu. Koştum. İnsanlar, meydandan her yöne doğru, koşarak uzaklaşıyorlardı. Duman yükseldi, yükseldi. Tişörtümü çıkarıp ağzımı burnumu kapatmak zorunda kaldım. Gözlerim yanıyordu.Epey uzaklaşmıştım. Yanımda, "Miami" tişörtlü bir adam vardı; tam bir orta sınıf. "Artık yoksulların neler hissettiğini anlıyorum" dedi.

(www.indymedia.org)
www.evrensel.net