Genel grev için işyeri komiteleri

Genel grev için işyeri komiteleri

İki nokta önemli. Bir, sonuç alıcı eylemlerin kararlaştırılması; iki, bu eylemler için işçilerin örgütlenmesi. Biz Türk-İş Bölge Toplantısında genel grev komitelerinin oluşturulması gerektiğini ifade ettik.

Genel grev için işyeri komiteleriŞengül KaradağEmek Platformu'nun Kasım ayı başından 1 Aralık'a kadar gerçekleştirdiği eylemlerde, katılım, bütün emekçi kesimlerin kapsanması, kararlılık ve hedefler açısından yaşanan zayıflık, yerel çalışmanın, işyeri ve fabrika örgütlerinn önemini bir kez daha gösterdi. Oysa "genel eylem günü" ilan edilen 1 Aralık'ın ardından genel grev kararı alınacağı söylenmişti. Emek Platformu Başkanlar Kurulu, son toplantısında, her ne kadar yapılan eylemlerin başarılı geçtiği değerlendirmesinde bulunsa da, "yerel bileşenlerin güçlendirilmesi" kararı aldı. Başkanlar, bu kararı, samimi olarak eylemlerdeki zayıflığı aşmak için mi aldılar, yoksa başarısızlık topunu yerel platformlara atmayı mı planlıyorlar, ya da 'biz elimizden geleni yapıyoruz işçi gelmiyor' yaygarasını güçlendirmeye mi çalışıyorlar bilinmez! Ancak alınan kararın, yerel platformların çalışmalarının önünü açacak ve onları merkezden talimat bekleme bahanesinden kurtaracak bir yanı da var.Emek Platformu Başkanlar Kurulu toplantısının hemen ardından toplanan İstanbul Bileşenleri de bu kararı tartıştı. Geçen hafta yapılan Türk-İş İstanbul Bölge Temsilciliği'ne bağlı şubelerin toplantısında da Emek Platformu'nun son kararı ve Türk-İş Başkanlar Kurulu'nun Kızılay mitingi kararı tartışıldı. Bu toplantılar, 1 Aralık öncesinde sıkça dile getirilen ancak sonrasında pek sözü edilmeyen genel grevin aslında gündemden düşmediğini gösterdi. Toplantılara katılan bazı sendikacılar, yerel bileşenlerin güçlendirilmesinin ve yapılacak bir genel grevin başarılı olmasının da yolunun, işyeri komitelerinin (genel grev komiteleri) kurulmasından, doğru tarzda işletilmesinden geçtiğini vurguladılar.Haber-İş İstanbul 1 No'lu Şube Başkanı Levent Dokuyucu, bu gerçeği sık sık ifade eden sendikacılardan biri. İstanbul İşçi Sendikaları Şubeler Platformu Yürütmesi'nde de yer alan ve Emek Platformu İstanbul Bileşenleri toplantısına Türk-İş adına katılan Dokuyucu'nun sorularımıza verdiği cevaplar, alınan kararların pratiğe aktarılmasında yaşanan zaafların görülmesi ve yapılması gerekenler açısından önemli.Emek Platformu'nun 1 Aralık eylemini nasıl değerlendiriyorsunuz? Ardından genel grev yapılacağı açıklanan bir eylem olarak bakıldığında başarılı mıdır?1 Aralık eyleminin değerlendirmesi Emek Platformu bileşenleri tarafından İstanbul'da da yapıldı. Başarılı olduğu pek söylenemez. Bu kanıya müşterek olarak vardık. 1 Aralık öncesinde Türk-İş'e bağlı şubelerle üç kez toplantı yaptık ve daha önceki eylemlerden farklı bir kitleselliğin olması gerektiği konusunda bütün arkadaşları uyardık. Diğer emek örgütlerine de iyi bir çalışma yapılmasını önerdik. Ama alanda ağırlıkla Türk-İş'e bağlı şubelerin olduğunu, KESK, DİSK ve Hak-İş'in temsili düzeyde katılım gösterdiğini gördük. Buradan bakarsak 1 Aralık, Emek Platformu'nun başarılı bir eylemi olarak değerlendirilemez. Burada çeşitli mazeretlere sığınılıyor, günün koşulları ya da Ramazan ayı bahane ediliyor. Ama bunun sorgulanması gerekir.Başarıyı, sadece katılım açısından mı değerlendiriyorsunuz?Temel sorun eylemin işyerlerinden örgütlenmemiş olmasıdır. Biz kendimizden örnek verirsek; işyerlerimizde 1 Aralık'a yönelik yaklaşık 2500 bildiri dağıttık, afiş vb. şeyler yaptık. Bu çok fazla genelleşmedi. 'Yeni haberimiz oldu, iki gün kala haberimiz oldu' gibi mazeretlere sığınılıyor. Kasım'ın 24'ünde yaptığımız salon toplantısında da aynı şeyler dile getirildi. Ama Emek Platformu'nun açıkladığı takvime baktığımızda aslında 1 Aralık eyleminin bir ay önceden kamuoyuna ilan edildiğini düşünürsek, zaman vb. bahanelerin pek geçerli olmadığını görüyoruz. İşyeri çalışması açısından yeterli bir faaliyet olmadı yani. Genel grev tartışmasının yapıldığı bugünlerde de aynı sorunların yaşandığını söyleyebilirim.İşçilerin çoğu da çalışmaların sadece çağrı düzeyinde kalmasından şikayetçi.Sendikacılar ve işyeri temsilcileri ise "işçi gelmiyor" diye yakınıyorlar. Örneğin Petrol-İş'in 1 Aralık için POAŞ'tan kaldırdığı otobüslerden hiçbiri dolmamış. Aynı şekilde Harb-İş 5 otobüs tutmuş ancak sadece birisi tam dolmuş...Bu durum, aslında tarzın yanlışlığının ifadesi. Sendikalarda eylemleri telefonla, faksla örgütleme tarzı gelişti. Son dönemde tartıştığımız bir şey bu. İşyeri toplantıları, işyerlerinde eyleme yönelik örgütlenme, eylem sonrasını planlayacak örgütlenme olmayınca sonuç böyle oluyor. 'Otobüs tuttuk, A noktasında duracak, işçiler oraya gelin' diye yapılan çağrılan hakikatten yankı bulmuyor. Türk-İş'in bölge toplantılarında atıp tutan şube başkanları, ancak kendisinin eyleme katılmasıyla ya da kendisinin bile gelmemesiyle sonuçlanan bir sonuç yaşıyor. "İşçiler gelmiyor" bahanesine gelince; bizim son yaptığımız Türk-İş toplantısında da aynı şey gündeme getirildi. Yani "Artık işçilerle bu sorun çözülmez, bu işin muhatapları sendikacılardır. Biz eylem yapalım" deniliyor. İyi niyetli de olsalar, faks ya da telefonlarla eyleme katma tarzı bir kenara itilmediği sürece katılım açısından sonuç söylediğimiz biçime dönüşüyor. Oysa temsilciler ve yöneticilerden başlayarak işçilerin katılımı için belli bir çaba içerisinde olmak gerekir. Bu çaba gösterilirse "İşçi gelmiyor" şikayetini de pek fazla yapmayacağız.Eylem tarzının da etkisi var herhalde? İşçiler sürekli aynı tarzda ve sonuç alamadıkları eylemlere katılmak istemediklerini söylüyorlar. Zamanla "Eylem yapıyoruz, yine de kaybediyoruz" gibi düşünceler hakim olmaya başlıyor…Yine bir tartışma konusu bu. Türk-İş'e bağlı şubelerde olduğu gibi diğer konfederasyonlarda da mutlaka tartışılan bir şey. Hafta sonu mitingleri için özellikle… Belki yüzbinlerin, milyonların katıldığı mitingler olsa bir beklenti olabilir ama… Bugünlerde Emek Platformu'nda da Türk-İş'te de sonuç alıcı eylemlerden bahsederken, üretimden gelen gücün kullanılması telaffuz ediliyor. Artık eylem biçimini o tarafa doğru yönlendirmek gerekir.Aslında sendikacıların kurnazca kullandığı bir şey bu aynı zamanda. İşçiler uzun zamandır yapılan eylemlerden sonuç alınamaması nedeniyle sendikacılara güvensizlik taşıyorlar. O zaman da "güven sağlamak" adına elit bir sendikacı kesiminin gidip bir yerlerde eylem yapıp, işi çözmesi önerileri gündeme getiriliyor. Profesyonellerin eylemi yani. Örneğin "Kızılay'a gidip günlerce oturmalıyız ve hak almalıyız" deniliyor. İşçileri bir kenara atan bu eylem biçimi, onlar için yol olmuş oluyor.Burada iki nokta önemli. Bir, sonuç alıcı eylemlerin telaffuz edilmesi ve tartışılması; iki, bu eylemler için işçilerin örgütlenmesi. Bu, bir genel greve hazırlık çalışması olarak da değerlendirilebilir. Biz Türk-İş Bölge Toplantısında genel grev komitelerinin oluşturulması gerektiğini ifade ettik. Yani artık bir genel grevin hazırlıklarının yürütülmesi gereğini. 3 Ocak'ta ya da 1995'te olduğu gibi değil, hayatı felç edecek bir eylemin örgütlenmesi gerektiği konusunda ısrarımızı belirttik.Emek Platformu'nun son toplantısında 'yerel yapılanmaların güçlendirilmesi' kararı alındı. Bu karar neyi ifade ediyor. Siz nasıl tartıştınız?Aslında çok fazla tartışmadık ama temel birkaç şey üzerinde duruldu. Bunlardan en önemlisi, yerel yapıların bir eylem ya da başka bir şey örgütlemesi için, bunun çalışmasını yapacak komitelerin oluşturulması. Yani bütün işyerlerinde ve işkollarında temsilcilerin olduğu yerde temsilcilerin, olmadığı yerde işyerindeki önder işçilerin başında olduğu genel grev komitelerinin oluşturulması gerekiyor.Biz örneğin 1 Aralık mitingi yaptık, hiç bir yerde ne afiş, ne bildiri, ne benzeri etkinlikler oldu. Emek Platformu içerisinde bütün bu etkinliklerin maliyetinin olduğu da tartışılıyor ve iş o noktaya geldiğinde konfederasyonlardan 5 kuruş para çıkmıyor gerçi ama diyelim ki bize 'İstanbul'da 10 milyon afiş yapın, 20 milyon bildiri dağıtın' dediler. Bunu kimle yapacağız? Bileşenlerin yöneticileriyle sınırlı kalmaması lazım. Örneğin; 10 bin tane bildiri Topkapı bölgesinde dağıtılacak. A, B, C işyerleri bu bildirileri alacak, oluşturduğu yerel bölge komiteleri aracılığıyla kendi işyerlerinde ve çevredeki fabrikalarda dağıtacak, afişlerini ona göre yapacak. Ya da o bölgedeki fabrikalarla ortak toplantılar örgütleyecek. Sonuç olarak yapının güçlendirilmesinin temel yönlerinden biri aşağıdaki örgütlerin kurulmasıdır. Bunu Emek Platformu İstanbul Bileşenleri içerisinde de tartıştık. Rapor olarak, Emek Platformu Dönem Sözcülüğü'ne gönderiyoruz.Emek Platformu İstanbul Bileşenleri 1999'da çok iyi işler yaptı mesela. Ancak Sosyal Güvenlik Yasası Meclis'te kabul edildiğinin ertesi günü hiçbir şey yapamadı. Neden? "Merkez bir şey yapmadı, herhangi bir talimatı yok" denildi.Talimatla eylem örgütleyen bölgesel ya da yerel bileşenlerin hiçbir anlamı yok.Yani Emek Platformu'nun kararı genel merkezlerden beklenticiliği ya da bu yönlü bahaneleri ortadan kaldırabilecek bir karar mı?Biz buradan onu çıkartıyoruz. Türk-İş Ankara'da miting kararı aldı biliyorsunuz. Onun öncesinde bölge toplantıları var. Daha önce Bostancı'da yapmıştık, peşinden 5 Ocak'ta miting yapmıştık. Bunlar iyi şeyler; bunları yapalım ama yerel düzeyde işçilerin önünü açacak, yönlendirecek eylemler de hayata geçirmemiz lazım. Sosyal güvenlik eylemleri sırasında siyasi partilerin önüne siyah çelenk bırakma eylemi yapılmıştı. İstanbul'da Mecidiyeköy'den Beyoğlu'na bir yürüyüş gerçekleştirildi, binlerce kişiyle. Şimdi biz bunun bir benzerinin onbinlerce insanla yapılmasını istiyoruz; hafta içi olacak şekilde tabi. Bu tip eylemleri örgütleyebilecek yerel bileşenlerin olması gerekiyor. Bunun yanı sıra merkezi Emek Platformu'nun güçlendirilmesi için yapılması gereken şeyler var. Bunlardan bir tanesi esnaf ve köylü örgütlerinin mutlaka bu işin içine çekilmesidir. Yerellerde de bu örgütler çalışmalar içerisine çağırılmalı. Diğer taraftan Emek Platformu'nu oluşturan 15 örgütün içerisinde yer alan emekli örgütleri ve odalar uyarılmalıdır. Bu faaliyet içerisinde olacaklarsa sadece isimleriyle değil kitleleriyle olmalılar. Bu sorun, en kısa sürede Emek Platformu tarafından gündeme alınmalı ve onlar uyarılmalı.İstanbul'da işyeri komiteleri açısından durum nedir?Çok zayıf. Önümüzdeki hafta yine bir toplantımız var, bu sorunu yine gündeme getireceğiz. İstanbul'da bir dönem Özelleştirmeye Karşı Eylem Komiteleri oluşturduk ve çağrısını yaptık. En basitinden TEKEL bugün topun ucunda, Telekom aynı, enerji aynı. Bu noktada hiç durmaya gerek yok aslında. Hatta işyeri komitelerinin ortaklaştırılması gerekiyor. Kıdem tazminatı, ikramiye meselesi bir yana sadece kendi işyerlerimizi koruma açısından bile işyeri komiteleri olması gerekendir. Her işçi görev yapmalı, sahip çıkmalı. Her işyerinde genel greve hazırlık komiteleri olmalı. Diyelim ki 'Ocak ayının 1-2'sinde genel grev yapıyoruz' denildi. Bu şekilde bir hazırlık yapmazsak, ilkin devlet bizi dağıtır, ertesi gün emniyet güçleri dağıtır, o da olmazsa sendikacılar 'tamam bitiriyoruz' diye dağıtır. 15-16 Haziran'da da benzer bir durum yaşanmıştı. Bunları değerlendirmek zorundayız.İşçi hazır mı?Elbette. 50 yaşın üzerinde çalışanlar resen emekli edilecek, bunun adı işten atmadır. Binlerce işçi işsizlerin arasına katılacak. Özel sektörde sürekli işten atılma tehlikesi söz konusu. Diğer taraftan vergiler, zamlar, şunlar bunlar...Bütün bunları bir araya getirdiğinizde genel anlamda işçi hazırdır ama onu aşağıda komiteler vasıtasıyla işin içine katmalıyız. Görev alan herkes onu yerine getirmeye çalışıyor. O konuda bir sıkıntı yok. Yeter ki sendika yöneticileri hazır olsun.
www.evrensel.net