Fotoğraf: AA

Yılbaşı için peri masalları

"Her şey duruldu". Bu, savaşın Noel'den önce sona erdirildiğini kanıtlamak için söyleniyor. Şu andan itibaren her an, Bin Ladin bir mağarada havaya uçurulabilir ve biz de hindimizin ve Noel tatlımızın başına rahat rahat oturabiliriz.

Yılbaşı için peri masallarıMadeleine Bunting"Her şey duruldu". Bu, savaşın Noel'den önce sona erdirildiğini kanıtlamak için söyleniyor. Şu andan itibaren her an, Bin Ladin bir mağarada havaya uçurulabilir ve biz de hindimizin ve Noel tatlımızın başına rahat rahat oturabiliriz. Kartlar gönderebilir, arka planda papatyalarla koro eşliğinde, barış ve iyi niyet dolu Noel şarkıları söyleyebiliriz. Noel, tüm bunların ötesinde, kendimizi iyi hissetmek istediğimiz bir zamandır; hayırseverliğimiz tutar, sağa sola hediyeler dağıtırız, misafirperverliğimiz nasıl da üstümüzdedir ve şu yaşlı ve yalnız akrabaları hatırlamak için elverişli bir dönemdir. Ulaşılacak hedef, eğer işe yararsa, kendimizi geniş yürekli ve cömert hissetmektir. Öyleyse, tüm iyi savaşlar Noel'den önce sona erdirilmelidir.

Ne de olsa Taliban!Gerçekten de, bu seferki, neşeli, güzel bir savaş olarak anılmak için her yönden uygun. Modern bir savaşın nasıl olması gerekiyorsa, öyle; oldukça derli toplu. Kısa, başarılı ve haklı. Yeni bir El Kaide bomba atölyesinin veya terör üssünün keşfedilmediği tek bir gün bile geçmiyor; ve şimdiyse, Bin Ladin'in ta kendisi, ancak dahi bir şeytana yakışan tarzda, zevk içinde kıkırdıyor. Öyleyse, bu sene krakerlerimizi patlatırken (İngiltere'ye özgü, içinden küçük hediye ve şakalar çıkan, boru biçiminde Noel oyuncağı), o sevgili Afganlar'ın şu anda, uçurtmalarını uçuruyor ve bir kez daha feryat dolu müziklerini dinliyor olmaları (bunu niye yapmak isteyecekleri tam bir muamma olsa da) gerçeğini düşüneceğiz; aferin bize. Her şeyin ötesinde, kendini gerçekten iyi hissetmek, genellikle, bir kısım kendini beğenmişliği gerektirir. Bu savaşın kapsamı, hatırlayabildiğim diğer tüm savaşlardan çok daha fazla soruyu beraberinde getiriyor (video kasetten bahsetmiyorum bile). Askeri çarpışmalar hakkındaki çarpıtmalar konusunda, ortaya daha pek çok endişe çıkacak: Bu erkeklerin savaşıydı. Biz, uçakları ve bombaları takip ettik, uzak kahverengi tepelerden çıkan dumanları izledik, dağlardaki -şimdi atış hedef haline gelen- sığınaklarında bekleyen pitoresk Afgan savaşçıları gördük. Noel'de izleyeceğimiz siyah-beyaz westernler kadar sürükleyici ve inandırıcıydı; tek fark, westernlerde daha az ceset görecek olmamız. Çok seyrek de olsa, ara sıra, insanların öldürüldüğünün farkına vardık - vurulmadan evvel hayatının bağışlanması için yalvaran, iğdiş edilmiş Taliban savaşçısının ve Cenk Kalesi'ndeki katliamın görüntülerini izlerken mesela. Lakin, bu yarı vahşi adamlara gösterebileceğimiz sempati oldukça sınırlı. Neyi hak ediyorlarsa o kadarını görürler, eninde sonunda onlar Taliban. Bu savaşta dikkat çekici biçimde eksik olan şey, insanilikti. Bosna ve Kosova'da olandan farklı olarak, ekranlarımız ve gazetelerimiz, tek tek tanınabilir bireylerin ve ailelerin yaşadığı korkunç travmalarla doldurulmadı. Kameralar, şaşkın ve üzgün çocukların ve acz içindeki kederli ailelerinin suratlarına odaklanmadı. Muhabirler birkaç kere bombalanmış bir köye ulaşsalar da, derme çatma evlerle moloz yığınlarını ayırmak oldukça zordu ve ölü sayısı tahminleri dikkatle yapılıyordu; Yaşanan mezalimle ilgili nefret duyguları verilmiyordu. Savaş boyunca şu ana kadar öldürülen sivil Afganlar hakkında verilen sayı (bilmediğimiz kaç kişi daha vardır kimbilir?), Dünya Ticaret Merkezi'nde ölenlerin sayısına oldukça yakın. İkincisi dünya çapında öfke yaratmıştı, ilkiyse, iki belirsiz beklentiyi (Afganistan için barış dolu bir gelecek ve zararlı El Kaide'yi ortadan kaldırmak) karşılamak için ödenmesi gereken bir bedel olarak ele alınarak, şaşırtıcı bir soğukkanlılıkla kabul gördü.

MültecilerFakat asıl büyük mesele, ancak son haftalarda ortaya çıktı: Savaşın tüm nüfus üzerinde yarattığı büyük felç. Dünya Gıda Programı (WFP)'nın tahminlerine göre, 3 ila 4 milyon insan, bombardıman yüzünden evlerini terk etti. Sınır Tanımayan Doktorlar, Maslak mülteci kampının (ki adı her gün gazetelerin manşetlerinde yer almalı, ama almıyor) dünyadaki en kalabalık mülteci kampı olduğunu belirtiyorlar. Burada bulunan az sayıdaki yardım çalışanı, nüfusu tahmin bile edemiyor; 200 ila 800 bin arasında olduğu ve giderek arttığı söyleniyor; yeni gelenlerin sayısı ise, bir gün içinde 20 kişiyle 1200 arasında değişiyor. Herat'taki beş mülteci kampından biri olmasına rağmen, ulaşılması batılı gazeteciler için "güvenli" değil. Onlar belli başlı şehirlerde ve Tora Bora'da takılıyorlar (Arada, Sunday Telegraph gazetesinden Christina Lamb gibi istisnalar çıkabiliyor). WFP'nin Roma'daki sözcüsü, "WFP'nin başını ağrıtan şey keşke bu tozlu ve soğuk mülteci kampları olsaydı, en azından onların nerede olduğu belli" diyor. Asıl sorun, ücra kırsal bölgelere kaçan mülteciler; pek çoğunun, açlık ve karakış sebebiyle ölmüş olduğu -ya da pek yakında ölmüş olacağı- tahmin ediliyor.

Gazetecilerin konumuTüm bunları neden duymadığımıza dair açıklamanın bir bölümünü, bu savaş hakkında haber yapmanın emsalsiz tehlikeleri oluşturuyor; Batılı savaşçılarla birlikte pek çok gazetecinin de öldürülmüş olması gibi. Bunun nedeni ise gazetecilerin, kısmen, batı medyasını davalarını geliştirmek amacıyla kullanmak isteyen, savaşa katılan bölge insanlarının yardımına bağımlı olması. Batılı gazetecilere yardım eden Afganlar, sadece Kuzey İttifakı'ndakiler ve onların da, batı toplumunu bombalar nedeniyle çekilen acılarla şaşkına çevirmekte hiçbir çıkarları yok. Bu arada, Taliban da düşüncesiz davrandı. Cesetleri, batılı kameraların yakalayamayacağı kadar çabucak gömüyorlardı. Onları, ölü bedenleri çekmeleri için kameraları en ücra köylere sokarak, Sırpların etnik temizliğine karşı batıdan yükselecek öfke selini garantiye alan Kosova Kurtuluş Ordusu'yla kıyaslayın. Tüm bunlar, batının bu savaşa bakış açısını da uygun biçimde tamamlıyor. Sonuçta, açık sözlü ve ahlâklı bir anlatıyla baş başa kalıyoruz: Kötüler üzerinde kazanılan iyi zaferler. Beni en baştan beri, savaşa karşı çıkan ahmaklar kampına iten, işte bu tür bir kolay ahlâkçılık. ABD, zorla intikam almak istiyor olabilir, ancak bu, kimsenin, 'ahlâken doğru' olarak tanımlayabileceği bir şey değil. Amerikalılar, ortalığa bir dış politika ilkesi salıverdiler: Teröre karşı daha güçlü bir terörle savaşmak meşrudur. Ortadoğu'da kargaşaya ve yıkıma, Keşmir'de daha da fazlasına yol açan ve Çin tarafından, Zimbabve'ye uygulanan acımasız baskıları mazur göstermek için kullanılan da tamı tamına bu ilke. Bunun Afganistan'da, korkulan türden bir kargaşaya henüz yol açmadığı (uzayan bir gerilla savaşı gibi) gerçeği, bir ödül olarak ufak bile kalabilir; ülkelerin bu en trajiğinde yaşanan acılara ilişkin yarım yamalak bir tabloya sahip olduğumuzu gözardı edecek olursak tabii.
www.evrensel.net