İnsanlar acı çektikçe...

İnsanlar acı çektikçe...

Alman fotoğrafçı Andra Linkhorst'un sergisinde özellikle, insanın insana uyguladığı aşağılama, işkence ve katliamı irdeleyen bölüm izleyeni şok ediyor.

İnsanlar acı çektikçe...Koray KaraermişKarşı Sanat Çalışmaları, Alman fotoğraf sanatçısı Andra Linkhorst'un sıradışı sergisine ev sahipliği yapıyor. 12 Ocak'a kadar gezilebilecek sergi, her biri bir dizi fotoğrafın öyküleyici bütünlüğü içinde izlenecek beş ayrı bölümden oluşuyor. Sergide özellikle iki bölüm çok etkileyici. Bu iki bölümün hikayesini sanatçının kendi ağzından dinliyoruz:

Bölüm: "Mazlum ve Zalim veya Kötünün Kötüsü 1989/90..."- Burası savaşta ölen askerlerin gömülü olduğu bir mezarlık. İnsanlar onun üzerine basıp geçerler. Provoke etmek istiyorum. Özellikle böyle bir yer seçtim. Kadın buraya geliyor. Geçmişi düşünüyor, üzülüyor ve tepkisini gösteriyor. Böyle çıplak bir poz verirken dahi yüzündeki o kukla ifadesi. Yüzünün absürd görünüşüne bakarsanız; bir ruhsuzluk, yıkıntı, ifadesizlik ifadesi aslında vermek istediğim. Savaşta ölenleri vurgulamak ve hayatta kalanların, ezilenlerin o ifadesiz yüzü, mutsuzluğu, depresyonu... - Burası savaş zamanında sığınaktı. Bu duvarlar dikkatimi çekti. Duvarlarda insanların savaşa tepkileri yazıyor. Bu duvara yüzünü dönmüş gerçek bir kurban var orada. Belki bir savaş esiri, belki vurulmayı bekleyen bir insan gibi. İlerleyen resimlerde kadraj, onun hizasına iniyor, son resimde siz aşağıdasınız artık. Bir bütün olarak hem ezilmeyi, hem ona isyanı gösteriyor aslında. Bastırılan insanın ayaklanışı gibi bir anlam çıkarabilirsiniz buradan. Güncel bir örnek veriyor; - Şu anda Afganistanda küçük çocuklar var. Annemi babamı öldürdüler, evimi aldılar, beni sürdüler diyor. Şimdi bunlar kurban, ama bu nesil büyüyecek, büyüdükleri zaman geçmişlerinden aldıkları nefretle vuran taraf olacaklar. İnsanların birbirlerine uyguladığı şiddeti, zulmü, cinsel bir objeyle ele alıp göstermeyi tercih ettim. Savaşta kazanan tarafın bunu özellikle kadınlara yapma eğilimi var. Buradan feminist olduğum anlaşılmasın, ama kadınlar şiddete, özellikle de cinsel şiddet ve aşağılanmaya dünyanın her tarafında daha çok maruz kalıyor. Mesela şu anda Afgan savaşında bile Kuzey İttifakı şehirleri kurtarırken, kadınlar çok fazla göz önüne alınmadı veya askerler kaçarken kadınlar çok fazla göz önüne alınmadı. Dünyanın her tarafında, çok uzun yıllardır, bu böyle.

Bölüm: "German Faded Mother 1990"Almanya'nın birleşmesini irdeleyen fotoğraflar dikenli tellerin arkasında sergileniyor.- Bu teller duvarın sembolüdür. Evet duvar yıkıldı ama kafalardaki duvar yıkılmadı ve bence giderek büyüyor. Çünkü ben birleşmeden sonra iki taraf arasında büyük fark görüyorum. Eğitim farkıyla başlıyor önce. Doğu'daki genç nesil Marksizme karşıydı. Birleşmeden önce bütün bu gençlik "buradan çıkmak istiyoruz, bu sisteme karşıyız" diye büyük bir tepki içerisindeydi. Ama şimdi tekrar eski sistemi ele almaya, o ideallari sorgulamaya başladılar; "Acaba?.. O sistem daha mı iyiydi?" Eskisi gibi yanlış diye damgalamıyorlar. Teorileri incelemeye başladılar. Sovyetler de dahil olmak üzere birçok insan aslında yeni sistemdense, eski sistem özlemi içinde. Çünkü o zaman emniyetteydiler, paraları vardı, işleri vardı. Doğu'da politikacılar birçok hata yaptı. Almanca bir tabirle, "Çocuk ayakkabısında yürüdüler" Büyük adım atıp, göremediler bazı şeyleri. Politikacılar ve halk, aslında Komünizmi tam anlamamış ve onun mantığını tam sindirmemişti. Komünizmin tam olarak ne olduğunu, ne getirmesi gerektiğini, insanlık için ne olabileceğini göremediler ve uygulayamadılar. Onu için yarım kaldı bazı şeyler ve hiç kimseyi tatmin etmedi. Ve doğal bir tepki olarak bugüne gelindi. Dörtlü sekansın ilk motifi; Özellikle portakal, muz ve çukulata gibi şeyler Batıyı temsil eden lüks maddelerdi. Doğu Berlin'de duvarın yıkılmasından beş hafta sonra tamamen tesadüfen girdiğim bir evde, iki portakal ve bir uhu buzdolabının üzerindeydi. Çok minimalist bir görüntüydü. 90'da Doğunun ve Batının bütün politikacıları birleşmek=büyümek olarak alıyorlardı. Birleşmek gerekiyor diyorlardı. Zamkla Doğu ve Batıyı gerçek anlamda birleştirmeyi görüyorum ben aslında bu karede, politik birleştirme değil. Yani iki halkın kaynaması. İkinci motif: Genç neofaşistler Doğuda da varlardı. Ama seslerini çıkaramıyorlardı, sinmişlerdi. Duvarın yıkılışından sonra onlar da batıdaki neofaşistlerle birleşmiş oldu. O zaman bir tehlike oluşturdular. Hiçbir zaman durmuyorlar. Evler yakıldı, insanlar öldü, olanları hepimiz biliyoruz. Üçüncü resim; Uygarlık çöpleri; plastik, teknolojinin getirdiği çöpler. Özellikle seçtim o tabağı. Portakal yenmiş ve diyer uygarlık çöpleriyle birleşip herhangi bir çöp olmuş. Ayrıcalığını yitirmiş. Bunu şununla bağdaştırıyorum; Doğudaki insanlar birleşmeden 4-5 sene sonra aslında bir şeyler kaybetmeye başladıklarını ve çok da fazla önemsenmediklerini hissetmeye başladılar. Birçoğu Batının politikasına olan inançlarını kaybetmeye başladılar. Yaşlılar da genç nesil de yeni sisteme adapte olamıyorlar. Onlara birçok sözler verilmişti. Şimdi soruyorlar 'nerede işimiz, hayat garantimiz?" Verilen birçok sözün aslında söz olarak kaldığını, eski sistemdeki gibi emniyette olmadıklarını görüyorlar. Yaşam standardı olarak batıdakilerden çok daha aşağıdalar. "Acaba birleşmek doğru muydu? Batı en iyi miydi?" sorgulaması başlıyor orada. Buna en iyi örnek Berlindeki son seçimlerde birçok Doğu Alman'ın yine PDS'yi seçmesi. Son sekans: Oraklı Rus kadınının bulunduğu resmin önündeki müze ziyaretçisi: Bunun yorumunu size bırakıyorum.
www.evrensel.net