Bankalararası savaş kızıştı

Uluslararası sermayenin dev güçleri olan bankalar arasındaki rekabet gittikçe kızışıyor. Dünya sermaye akımlarından pay kapma savaşı, krizle birlikte daha da yoğunlaştı.

Bankalararası savaş kızıştıEkonomik kriz derinleştikçe, tekellerarası birleşme ve satın almalar da hızlanıyor. Kriz döneminde özellikle bankalararası hareketlilik dikkati çekiyor. Kriz yüzünden zor duruma düşen gelişmekte olan ülkelerin daha sağlıklı bir finansal sisteme sahip olma isteği de birleşme ve satınalmalardaki trende hız kazandıran önemli bir unsur.Uluslararası sermayenin dev güçleri bankalar arasındaki rekabet gittikçe kızışıyor. Dünya sermaye akımlarından pay kapma savaşı, krizle birlikte daha da yoğunlaştı. Özellikle finansal yapısını daha da güçlendirmek isteğinde olan ülkeler, banka birleşmelerini teşvik edici politikalara yöneliyorlar. Bu konuda isteksiz davrananlar ise çöken mali sistemlerinin karşısında zorunlu olarak satın alma ve birleşmeleri sadece izlemekle yetiniyorlar. Çünkü banka birleşmelerinin, ülkelerin mali sistemlerindeki fazla kapasitenin emilmesine katkıda bulunduğu düşünülüyor. Ayrıca finansal krizdeki kuruluşların satın alınmasının, devlet ya da mevduat sigortası aracılığıyla gerçekleşen kurtarma operasyonlarından daha sağlıklı bir çözüm olduğu da varsayılıyor.

En aktifi AvrupalılarAvrupa Birliği (AB)'nin dev bankaları birleşme ve satın almalar konusunda bir hayli aktif. Böyle olunca da ABD ve Japon bankaları ile kıyasıya bir savaş ortaya çıkıyor. Özellikle AB genelinde hizmetlerin serbest dolaşımının sağlanması ve parasal birliğe geçiş, bankacılık sektöründe birleşme ve satın alma faaliyetlerini hızlandırmış durumda. Bu konsolidasyon süreci ile birlikte global düzeyde rekabet gücüne sahip büyük ölçekli bankaların sayısı artıyor.1990'ların başında Hollanda, Danimarka, İsveç ve Finlandiya'da büyük bankaların oluşturulmasına yönelik birleşmeler gerçekleştirilmiş ve çok sayıda küçük bankanın yerini tek pazarda rekabet etme gücüne sahip ulusal bankalar almıştı. İngiltere, İtalya, Almanya ve İspanya gibi nispeten daha büyük ölçekli bankaların bulunduğu mali sektörlerde de birleşmeler yaşandı. 1990'ların son döneminde özellikle yerel bankaların birleşmesi yoğunlaştı ve AB genelindeki birleşmelerin yüzde 80'i Almanya, Fransa, İtalya ve Avusturya'da gerçekleşti. Yunanistan bankacılık sektöründeki birleşme ve satın almalar ise AB içinde en yoğun bankacılık sektörlerinden birini yarattı. En büyük 5 bankacılık grubu, sektördeki toplam aktiflerin yüzde 80'ini temsil eder hale geldi.

Hedefi IMF belirliyorAB bankalarının ortak seçimine bakılacak olursa, daha çok Latin Amerika ülkelerinin bankalarına ilgi göstermeleri dikkati çekiyor. Örneğin; İtalya, İspanya ve Portekiz bankaları Latin Amerika bankalarına yönelmişler. Aslında bu Güneydoğu Asya, Orta ve Doğu Avrupa ile Latin Amerika gibi krizlerin neredeyse süreklileştiği ve IMF programları ile iç pazarları iyice korumasız kalan ülkelere yönelindiğinin önemli bir örneği.Nitekim bu ülkelerdeki deneyimler, uygulanan istikrar programlarına paralel olarak yabancıların bankacılık sistemindeki paylarını hızla arttırdıklarını ve ciddi bir tekelleşmeye neden olduklarını gösteriyor. Bu alanda en başarılı örneklerden biri,Citigroup'un 2001'de Meksika'nın güçlü finans grubu Banamex'i bünyesine katması oldu. Böylece bankanın gelişmekte olan ülkelerdeki kazancı yüzde 21'den yüzde 25'e yükselirken, Meksika'da tüketici kredileri, kredi kartları, mevduat ve menkul değerler faaliyetlerindeki piyasa payı yüzde 20'nin üstüne çıktı. Latin Amerika'da Citibank, Banco Santander Central Hispano, HSBC, Banco Bilbao Vizcaya Argentaria gibi yabancı bankaların faaliyetlerini arttırmaları, yerel bankaların yabancı ortak arayışına girmesine sebep oldu. Meksika ve Arjantin finansal sistemlerinin yüzde 50'sinden fazlası yabancı bankalar tarafından kontrol ediliyor.Orta ve Doğu Avrupa ülkelerinde AB'ye entegrasyon çalışmaları ile birlikte finansal sisteme getirilen liberalizasyon ve özelleştirmelerin yabancı bankaları bu ülkelere yönelmesinin en önemli nedenleri. Polonya'da yabancı bankaların payı yüzde 70'lere, Hırvatistan'da ise yüzde 80'lere ulaştı.
www.evrensel.net