Kaymak yine özellere

Ülkenin dört bir yanında açılan devlet üniversiteleri deney tüpü alacak para bulamazken kaynakların büyük bölümü özel üniversitelerle Kazak ve Kırgız üniversitelerine akıtıldı.

Kaymak yine özellereDevletin, "kaynak olmadığı" gerekçesiyle kendi okullarından esirgediği paraları başta Bilkent Üniversitesi olmak üzere özel ve vakıf üniversitelerine aktardığı ortaya çıktı. Maliye Bakanlığı'nın üniversitelere 2000 yılında ayırdığı 9 trilyon lira tutarındaki ödeneğinin 6.8 trilyon lirası vakıf üniversitelerine transfer edildi.İlköğretimin parasız ve zorunlu olarak herkese verilmesi gerektiği Anayasa'da yer aldığı halde, kendi yasalarını bile tanımayan hükümet, karne, kayıt, katkı payı adı altında velilerden aldığı paralarla eğitimi sürdürürken, bütçeden bu kalem için ayrılan payları da yandaş vakıfların üniversitelerine aktarmaktan çekinmedi. Maliye Bakanlığı'nın 1997-2000 yılları ödeneklerinden vakıf üniversitelerine ayırdığı toplam kaynak 14.275 trilyon lira. Bu kaynaktan en büyük payı Bilkent Üniversitesi alırken, Yeditepe ve Başkent Üniversitesi de oldukça yüklü kaynaklarla köşeyi tuttu. Devlet üniversiteleri yokluk içinde araştırma yapamaz, arşiv oluşturup, laboratuvar kuramazken, hükümetlerin sadece vakıf üniversiteleri değil, özellikle Orta Asya Cumhuriyetleri'ndeki üniversiteleri de ihya ettikleri ortaya çıktı. Maliye Bakanlığı'nın 2000 yılı bütçesindeki 7 trilyon liralık ödeneğinden 6.8 trilyon lira Hoca Ahmet Yesevi Uluslararası Türk Kazak Üniversitesi'ne transfer edildi. Bu transfere gerekçe olarak da 3904 sayılı yasa ile onaylanan anlaşma gösterildi. Yine, 4144 sayılı kanun ile onaylanan anlaşma gereğince kaynak aktarılan bir diğer üniversite de Kırgızistan-Türkiye Manas Üniversitesi oldu. 2000 yılında Maliye Bakanlığı'nın bütçesine konulan 5.5 trilyon lira tutarındaki ödeneğin, 5.3 trilyon lirası Manas Üniversitesi'ne akıtıldı. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Laeken Bildirisi onaylandıAB devlet ve hükümet başkanları, "AB'nin Geleceği" başlığını taşıyan ve "Laeken Bildirisi" olarak adlandırılan belgeyi onaylayarak, Konvansiyon'un oluşumuna yeşil ışık yaktı. Dün sona eren Avrupa Birliği zirvesinde kurulan Konvansiyon, birliğin büyük ortağı ülkelerin etki alanını genişletmek amacı taşıyor. Konvansiyon Başkanlığı'na eski Fransa Cumhurbaşkanı Valery Giscard d'Estaing atanırken, eski İtalya Başbakanı Giuliano Amato ile eski Belçika Başbakanı Jean Luc Dehaene başkan yardımcısı oldu.Konvansiyon, bir başkan ile 15 üye ülkenin hükümetlerinin birer temsilcisi, ulusal parlamentolardan ikişer milletvekili, Avrupa Parlamentosu'ndan 16 üyeden oluşacak. Ayrıca, AB'ye aday olan 13 ülkenin hükümetlerinin birer, parlamentolarının ikişer temsilcisi de Konvansiyon'a katılacak. Bu katılım, AB üyeleri ile kağıt üzerinde eşit koşullarda olacak, ancak adayların veto hakkı bulunmayacak. Konvasiyon'a ekonomik ve sosyal komiteler ile bölgesel temsilcilerin de gözlemci olarak katılacağı belirtildi. Konvansiyon, bir Avrupa Anayasası hazırlanmasının da koordinatörü olacak.

TemennilerLaeken Bildirisi'nde ayrıca "AB bir başarıdır. Avrupa, yarım yüzyıldır barış içinde yaşıyor" iddialarına yer verildi. İkinci Dünya Savaşı ve sonrasındaki bölünmenin izlerinin unutulacağı ileri sürülen belgede, "Avrupa'nın nihayet, kan dökülmeden büyük bir aile haline geleceği" ifade edildi. Ancak zirvedeki somut gelişmeler, bu ifadeleri gölgede bıraktı.

AfganistanÖnce Afganistan konusu tartışma yarattı. Tartışma, AB Dönem Başkanı Belçika'nın Dışişleri Bakanı Louis Michel'in, dün düzenlediği basın toplantısında "AB'nin oluşturacağı ve tüm üyelerin katılacağı çokuluslu askeri gücün Afganistan'da görev üstleneceğini" söylemesiyle başladı. Michel, İngiliz komutasındaki bu güce 15 AB üyesinin, imkânlarına göre asker vereceğini, 3 ila 4 bin kişilik bir gücün söz konusu olacağını anlattı ve "Avrupa böyle büyür" dedi.Ancak İngiltere, komuta ve katılım konusunda bir karar almadığını duyurdu. İngiliz Dışişleri Bakanı Jack Straw, Michel'in sözlerine açıklık getirmesini istedi. Danimarka Dışişleri Bakanı Per Stig Moller, Michel'de "dil sürçmesi" olduğunu söyledi. Alman Dışişleri Bakanı Joschka Fischer, "İstesek bile çokuluslu bir güç oluşturacak durumda değiliz" dedi.

GöçmenlerGöçmenler konusu da başka bir "sorun" yarattı. Belçika Başbakanı Guy Verhofstadt, AB devlet ve hükümet başkanlarının göçmen ve sığınmacılar politikası konusunda uzlaşmaya varamadıklarını bildirdi. Avrupa ülkeleri, göçmenlerle ilgili olarak birbirlerine sorumluluk yüklemeye çalışıyorlar. Özellikle İngiltere ve Fransa arasında bu konuda son yıllarda ciddi krizler yaşanıyor.

AGSPZirvenin en sıcak gündemlerinden biri de Avrupa Güvenlik ve Savunma Politikası (AGSP) idi. Zirvede Başbakan Bülent Ecevit ile birlikte Türkiye'yi temsil eden Dışişleri Bakanı İsmail Cem, AGSP konusunda "Türkiye'nin konumunu herkesin bildiğini" söyledi. Türkiye'nin AGSP kapsamında oluşturulacak Avurpa Ordusu kararlarında etkili olma talebine karşı çıkan Yunanistan'ın tavrını "lüzumsuz bir hassasiyet" olarak değerlendiren Cem, "Türkiye, Amerika Birleşik Devletleri ve İngiltere bir araya gelip, 'Yunanistan'a nasıl ziyan vereceğiz?' diye metin oluşturmazlar" diye konuştu.Türkiye, AGSP'nin NATO'ya bağımlı olması gerektiği yolundaki ABD tezini destekliyor. İngiltere, bu görüşü benimseyen tek Avrupa ülkesi konumunda.

OrtadoğuOrtadoğu konusunda da soyut açıklamalardan ve İsrail'e verilen utangaç destekten öteye gidilemedi. Yayımlanan Ortadoğu bildirisinde, bölgede oluşturulacak tarafsız bir gözlem mekanizmasında AB'nin yer alabileceğini duyurdular. Bildiride, İsrail'in, tanınmış sınırları içinde barış ve güven içinde yaşama hakkı vurgulandı. Bağımsız bir Filistin devleti oluşturulmasından yana görüş belirtilen bildiride, İsrail'in, barışa ulaşmak için ihtiyacı olan muhatabın Yaser Arafat ve Filistin yönetimi olduğu belirtilerek, Filistin yönetimine karşı askeri saldırılara son verilmesi, işgal altındaki topraklardan kuvvetlerin çekilmesi istendi.
www.evrensel.net