Bayram Meral: Dönüşümüz yok

Bayram Meral: Dönüşümüz yok

Türk-İş Genel Başkanı Bayram Meral, hükümetin kamuyu bitirmeye karar verdiğini belirterek, aldıkları kararları bayram sonundan başlayarak uygulayacaklarını söyledi.

Bayram Meral: Dönüşümüz yokSultan ÖzerTürk-İş Genel Başkanı Bayram Meral, hem Emek Platformu Dönem Sözcülüğü'nü üstlenmeleri, hem de Türk-İş'in konumu gereği, verilecek mücadelede öncü görevleri olduğunu söyledi. Hükümetin uygulamalarıyla kamuyu bitirmeye karar verdiğini, Türk-İş'i de hedef aldığını ifade eden Meral, bayram sonundan başlayarak aldıkları kararları uygulayacaklarını söyledi. "Artık bu işin şakası yok, bir yola girdik. Dönüşümüz yok" diyen Meral, çalışan diğer kesimlere de birlikte hareket etme çağrısı yaptı. Bayram Meral, hükümetin saldırıları, önümüzdeki süreçte ne yapacakları, mücadeleyi ortaklaştırma konusunda kendilerine düşen görevler konusundaki sorularımızı yanıtladı. Emek Platformu Dönem Sözcüsü'sünüz; platform, önümüzdeki dönemde neler yapacak? Siz ne düşünüyorsunuz?Türk-İş'e bağlı 9 bölge var. Bütün illerde de il temsilcilerimiz var. Bunlara bir yazı yazıp, illerde Emek Platformu'na muhatap arkadaşlarla toplantı yapmalarını istedik. Biz de bayram sonrası uzman arkadaşlarımızla neler yapılacağını değerlendireceğiz. İşi iki başlı götürüyoruz, Türk-İş bu işin öncülüğünü yapacaktır. Başlattığımız bir program var, bunu devam ettireceğiz. Bölgesel toplantılardan sonra, başkanlar birlikte karar aldı, Ankara'da çok geniş kapsamlı bir miting yapacağız. Bütün bunların altında yatan neden, Meclis'in Siyasi Partiler ve Seçim yasalarını gündeme getirmesi ve bu yasalar çıktıktan sonra da erken seçime doğru zorlamak. Çünkü, hükümet tüm umudunu IMF'ye bağlamış. Hükümetin bir bölümü vatandaşa, 'Bir zamanlar Gümrük Birliği'ne giriyorduk, sanki kapılar açılıyor, Avrupa'ya gidiyoruz' havası verdi. Bugün de sanki AB'ye giriyoruz, girersek her türlü sorunumuz çözülecek. Bu bir oyalama. Bunun böyle olmadığını, olamayacağını toplantılarda vatandaşa anlatacağız. Kendi gücümüzle, imkanlarımızla, kaynaklarımızla IMF'nin denetiminden, Dünya Bankası'nın baskısından nasıl kurtuluruz, ne yapabiliriz? Bunları oturup tartışacağız. Bu alanda etkili olabilmek için ne yapacağımızın kararını alacağız.Ankara mitingleri için "Hava boşaltıp gönderiyorlar' şeklinde eleştiriler var. Bu eleştiri sadece size değil Emek Platformu'na da. Ancak siz yine Ankara'da miting kararı aldınız? Bu tür eylemlerin bizim bilmediğimiz bir yönü mü var? Bu mitingden ne bekliyorsunuz?Bizim silahımız, topumuz, tankımız yok. Demokratik bir yol seçiyorsak, bunun ötesinde yapacak bir işimiz yok. Bununla birlikte yapmamız gereken bazı şeyler var. Üretimden gelen gücümüzü ortaya koymak. Tüketimden gelen gücümüzü ortaya koymak. Fakat tüketimden gelen gücümüzü, hükümet yaptığı icraatlarla kendisi koydu. Dünya kadar işsiz var, yoksul var, aç var. Bunlar, bırakın bir şey almayı, başkasının alıp kendisine vermesini bekler hale geldi. Yapacağımız, işte bu yollarla demokratik tepkimizi ortaya koymak, halkı daha duyarlı hale getirip, siyasiler üzerinde demokratik baskı oluşturarak seçime gitmek ve yeni bir hükümet oluşumunu sağlamak.Mehmet Keçeciler'le yaptığınız görüşmede resen emeklilik ve ikramiyelerin ertelenmesi taleplerini öne çıkardınız. Bu iki talebi öne çıkarmak sizi engellemiyor mu? Genelgenin iptal edilmesiyle sorunlarınız bitiyor mu?Sorunlar bitmez. Bu bir müessesenin, yani bir bölümün sorunları. Memurun, emeklinin, esnafın, köylünün sorunu var. Türk-İş olarak sadece kendi üyemizin sorunlarını dile getiren bir kuruluş değiliz. Halkın sorunlarını belki ortadan kaldıramayız ama aza indirebilmek için üzerimize düşen her şeyi yapıyoruz. Yatırım durmuş, tek bir çivi çakılmıyor, ülke perişan, halk perişan, köylü, esnaf perişan. Üretim durdu. Habire borç alıyor, borç ödüyoruz. 2002 bütçesine bakın, yatırım yok. Sırf, faizleri nasıl öderiz! Devletin yıllık vergi gelirleri faizleri karşılamıyor. Bunu oturup düşünmemiz lazım. IMF bize borç verince ne yapıyor; 'verdiğim borcu borç ödemede kullanacaksın, yatırımda kullanmayacaksın' diyor. Peki ne olacak bu kadar insan, bu kadar işsiz. Efendim belki 5 değil, 15 sene sonra AB'ye gireriz. 15 sene sonra AB'nin ne olacağını bilen yok. 15 seneye kadar ne yapacaksınız, hükümet programı ne? Bu yok. Böyle bir uyutmaca, gündem değiştirmece... Bu tabloyu karşımıza koyuyorlar, vatandaş seyrediyor. Karamsarız biraz. İşler iyi gitmiyor.Genel grevi hayata geçirmek için örgütlerinizde ne tür çalışmalarınız var? Ya da tabanda örgütlerinizden ne tür çalışmalar bekliyorsunuz?Biz o çağrıyı yaparken dedik ki 'kıdem tazminatlarını, ikramiyeleri kaldırırlarsa, insanları sokağa atarlarsa bu bizim için genel greve çağrıdır.' Bugünse kıdem tazminatı kalkmıyor, ikramiyeler ortadan kalkmıyor ama erteleniyor. Eğer IMF'ye, DB'ye bakarsan kamudaki insanların tümünü elinden gelse kapı dışarı bırakacak. Kamu diye bir şey bırakmıyor. Sayın Mesut Yılmaz, 'devlet küçülsün, bütün birimleri dağıtılsın' diyor ya, bu IMF'nin, DB'nin hükümetten istediği bir olay. Sosyal devlet dediğimiz devlet ortadan kalkacak. Parası olan okula gitsin, parası olan sağlık hizmeti alsın, olmayanlar da ölürse ölsün, canları sağ olsun. Böyle bir sistem. Bunlara karşı sosyal devlet dediğimiz mantığı ortaya koymak lazım. Sosyal devlet, vatandaşına eğitimde, sağlıkta, ulaşımda, altyapı hizmetlerinde yardım eden, vatandaşına elini uzatan devlet demektir.Eğer IMF'nin, DB'nin dediğine bakarsak sorunlarımız her gün biraz daha artar. Biz kendi iç dinamizmimizi çalıştıracak, güven artıracak, vatandaşın birikimlerini çaldırmayacağımızı taahhüt edeceğiz, vatandaş da neyi varsa ortaya koyacak. Yeni bir yol seçeceğiz, yeni bir ruh, yeni bir gayret, yeni bir bütünleşme. Bunu yapamadığımız sürece IMF yarın, 'Arjantin gibi borç vermiyorum' der, ne olacak? Ne edeceğiz, hadi vermiyorum diyecek. Bugün belki de ABD'deki olaylar olmasaydı Türkiye bu borçları da alamazdı. Fransa'nın, İngiltere'nin kulesine mi bir şey düşmesi lazım. Yani neden hep borç? Nereye kadar gidecek bu borç. İç borç, dış borç haddini aştı. Bunları kim ödeyecek. Bu borç alınıyor, kim yararlanıyor? Yararlanmayan insan o borcu niye ödesin. Ben işçiyim, işten atılmışım, hem açım hem senin borcunu ödemeye mahkum olmuşum. Böyle bir yükü benim sırtıma yüklemeye hükümetin, birilerinin hakkı var mı? Peki ne yapacaksınız? Eylemlerinize rağmen hükümet bir adım önde...Şimdi hükümetin aklını başına toplaması lazım.Toplamıyor...Toplamıyor, ben de aynı kanıdayım. İpin ucunu kaçırmış. Sorunların altından kalkamadığını hükümet bize söylüyor. Kalkamıyorsan ülke senin ülken, bir faninin gelebileceği en yüksek yere gelmişsin, vatandaş seni gelebileceğin en yüksek yere getirmiş. Eğer vatandaşa hizmet üretemiyorsan, vatandaşın sorunlarını, sıkıntılarını artırıyorsan el insaf. Otur düşün. Kendine de işkence etme, vatandaşına da işkence etme. Demokratik çarkı çalıştır, seçime git. Vatandaş tercihini senin için kullanırsa çık, 'ama şartlarım budur de, beni getirdin ama ben bunu yapamadım. Ama şimdi şartlar değişti, ben bunları senden istiyorum. Bu desteği bu haliyle bana vereceksen beni seç... Sonuçta ikimiz de mağdur oluyoruz' demesi lazım. Siyasetçinin biraz vatandaşına insaflı, mantıklı davranması lazım. Hükümet kendi yolunu belirlemiş, bunların hiçbirini demiyor, IMF'nin, DB'nin dediğini yapıyor. Sizinle imzaladığı protokolün de tersini yapıyor üstelik...Benimle protokol yapmış, devletin bakanının altında imzası varsa, başbakanın haberi var, bütün bakanların bilgisi var ve buna sahip çıkmıyorsa ben o hükümete güvenebilir miyim? Başka bir imza atabilir miyim.İşte bu noktada Türk-İş ne yapmalı?İşte bu noktada... Türk-İş Başkanlar Kurulu kararını aldı. Sayın Cumhurbaşkanına kadar çıktık. Orada da yapacaklarımızı açık açık söyledik. Şimdi bayramdan sonra bir araya geleceğiz. Yönetim kurulu, uzman arkadaşlarımız... Nasıl etkili bir yol izleyeceğiz. Artık bu işin şakası yok, bir yola girdik. Bizim de dönüşümüz yok. Şu an görünen o ki hükümet Türk-İş'e pek hoş bakmıyor. Türk-İş'i bitirmeye de kararlı görünüyor...Evet, Türk-İş'i bitirmeye de kararlı ise... Onu bilemiyorum, ama Türk-İş'i bitirmeye çalışanların akibeti belli. Onu kafalarına yazsınlar.Yani Çiller'i düşürdüğünüz gibi bu hükümeti de düşürecek misiniz?O'nun başına geldi, Mesut Yılmaz'ın başına geldi. Birçoğunun başına geldi, bunların da başına gelir. Türk-İş'i bitirmeye kalkarlarsa kendileri biter. Kuzu kuzu oturmamızı, IMF'yi alkışlamamızı bekliyorlar. Yağmacıların, talancıların, vurguncuların hareketlerine hoş bakmamızı bekliyorlar. Ama Türk-İş bunu yapamaz. Türk-İş'in kendi üyesine olduğu kadar ülkesine, halkına karşı sorumluluğu var. Bu sorumluluğumuzun idraki içerisindeyiz. Bu sorumluluğun bize verdiği zorunluluk, bize verdiği güç mutlaka bizi sonuca götürecektir. Bugüne kadar birçok şeyden sonuç aldık, bundan da sonuç alacağız. Çünkü halkımıza, temsil ettiğimiz toplumumuza güveniyoruz.Sadece kendi üyeleriniz ya da sendikalı işçiler değil, köylüsü, esnafı, işsizi zor durumda. Bunların gözü sizde, onlara bir çağrınız var mı?Biz eylemlere başlamadan önce bunlarla toplantı yapacağız, destek alacağız. Sorunlarımız ortak. Ortak sorunların çözümü için bütünlük sağlamamız lazım. Birlikte olacağız o kesimlerle.Bu noktada, sadece kendi üyelerinize, tabanınıza değil de halka, işçilere, köylülere, memurlara çağrınız ya da bir mesajınız var mı?Biz ayrım yapmıyoruz, her zaman şunu söylüyoruz, ülkede bir sorun var. Bunun sorumlusu çalışanlar değil. Çalışan kesimde emekli vardır, işçi vardır, memur vardır, köylü vardır, esnaf vardır, vardır da vardır. Krizin sorumlusu biz değiliz, onlar değil. Birileri bu krizi yarattı. Ben onlara şöyle seslenmek istiyorum; 'Bize inanın ve güvenin. Bizim toplantılarımıza katılın. Bizim amacımız sorunları, sıkıntıları aza indirmektir.' Ve onları saflarımıza çağırıyoruz. Onların yetkilileriyle yakın bir tarihte oturup konuşacağız. Birlikte hareket etmenin yollarını arayacağız. Tek çare halkımızın huzuru, mutluluğu, ülkemizin bütünlüğü. Bunun için çalışıyoruz.
www.evrensel.net