'Dünyanın Başkenti'nde...

Eski bir faşist de olsa, önemli bir isim karşısında duyulan "eziklik" ve "örtülü hayranlık" içinde geçen güçlü diyaloglar, Albert Speer'in kimliğini ve faşizmi çözümlemekle yetinmiyor, faşist mimari anlayışını da sorguluyor.

'Dünyanın Başkenti'nde...Mustafa KaraFaşizmin "dünya başkenti"nin; Germania'nın tasarlandığı geniş salon... Etrafta inşaat malzemeleri, bir masa, iki sandalye... Nürnberg'den "hümanist" olarak dönen Hitler'in Silahlanma Bakanı ve halefi Albert Speer ile "sadece bir oyuncu" olduğunu sonradan öğreneceğimiz, Doğu Alman ajanı rolü yapan Hans Bauer var sadece.Eski bir faşist de olsa, önemli bir isim karşısında duyulan "eziklik" ve "örtülü hayranlık" içinde geçen güçlü diyaloglar, Albert Speer'in kimliğini ve faşizmi çözümlemekle yetinmiyor, faşist mimari anlayışını da sorguluyor. 56 milyon insanın canına mal olan bir "dünya imparatorluğu projesi"nin mimarisinin de, dünya üzerinde yarattığı yıkım gibi, "dehşet verici" olmaması düşünülemez elbette. Dev beton yığınları, sürekli düz ve dik bir yükseklik duygusu, kaba hatlar ve taş yığınları arasında giderek küçülen insan... Dünyanın en "güzel" kenti olması planlanıyordu, yapımı "zafer" sonrasına ertelenen bu kentin. İnsanın hissettiği eziklik ile "güzelleşecek" bir "Dünya Başkenti". Eski Berlin'in tamamen yok edilmesi; ve elbette binlerce insanın, özellikle de Yahudiler'in evlerinden atılması pahasına...

'Hümanist' NaziDünyanın Başkenti, Germania projesinin arkasındaki isim Führer'in mimarı Albert Speer'den başkası değildi. Germania, savaş nedeniyle ertelenince de, kendini Almanya'nın dünyaya ölüm kusan savaş makinelerinin yenilenmesi için görevlendirilen Silahlanma ve Cephane Bakanı oldu Speer. Başarılarıyla Hitler'in ömrünü uzattığı, savaşın kaçınılmaz sonunu da ertelediği söylendi. Nazi'ydi elbette, ama başarılı ve işbitirici bir Nazi'ydi o!Faşizmin yenilmesi sonrasında, Nürnberg'in 20 yıla mahkûm Nazi'si, cezaevinde örnek bir mahkûm hayatının ardından, "hümanist" olarak geri döndü. "Nazi olmayan Nazi" sıfatıyla... "İşbitirici teknisyen" maskesinin ardında, tutumu meşrulaştırılan bir Nazi oluverdi.

Teknisyenin suçu ne?Esther Vilar'ın eserinden Ahmet Cemal'in çevirdiği ve Ahmet Levendoğlu'nun yönetiminde Tiyatro Stüdyosu'nun sahneye koyduğu "Dünyanın Başkenti-Speer", temel tezini işlemeye tam da bu noktada başlıyor. "Teknisyenlik" ve "işbitiricilik" kavramları etrafında bir sorgulamaya girişiyor. "Taksi şoförü müşterisine gittiği yerde ne yapacağını sormaz" ya da "Ben Hitler'in oyuncaklarını yapan fabrikatördüm. Hitler'in onlarla ne yaptığı beni ilgilendirmez" türünden savunmalar ile sadece bir teknisyen olduğunu savunan Speer, "politika" ile "iş" arasına sert bir çizgi çekmeye çabalıyor. Oyun, politikayı soyut bir kavrammışçasına ele alan bu yaklaşıma karşı, politikanın neden ve sonuçlarıyla birlikte hayatta somut bir karşılığı olduğunu hatırlatıyor ve affedilen Nazi'yi yeniden insanlık düşmanı politikasıyla mahkûm ediyor. Son 20 yılın Türkiye'sine damgasını vuran "işbitirici" ve "gemisini yürüten kaptan" yaklaşımına da somut bir eleştiri bu.

Binanın anlattığıOyunun mekânı olan Sanatlar Akademisi, oyunun ikinci tezine uygun olarak seçilmiş. 1907 yılından beri bu sıfatı taşıyan tarihi binanın, bu işlevinin kesintiye uğradığı ilk zaman dilimi Speer'in Genel Yapı Müfettişliği dönemi. 2. Paylaşım Savaşı'nın sonunda yeniden eski kimliğini alıyor bina. Ama duvarlarla bölünen Berlin'de, duvarın hemen kıyısında, Paris Alanı'na bakan binanın kaderi, bir yandan da Doğu Almanya'nın "sınır karakolu" haline gelmek oluyor. Gözaltı hücreleri, gizli servis odaları gibi mekânlar, sanatçıların çalışma mekanları ile yan yana. Kaçanların üzerine yağdırılan mermilerin sesleri de cabası.Oyun, bu "benzerlik" gibi, pek çok unsuru "sosyalizm adını taşıyan rejim" ile "faşist Nazi rejimi" arasındaki ortaklaşmalar olarak alıyor. Birbirine taban tabana zıt eleştiriler de ortaklaşıyor elbette. Faşizmi "özü" ve "pratiği" ile birlikte sorgulayan oyun, bu mahkûmiyete "sosyalizm"in sadece pratiğini eklemliyor. Özü ve gerçekleşebilirliği yadsınan, ya da en azından sahneye yansımayan sosyalizm, özünün çok uzağına düşen revizyonist biçimiyle, deyim yerindeyse araya gidiyor. Akıllarda sadece Nazi rejimi ile aynı potada harmanlanan, onayı olanaksız bir "sosyalizm" kalıyor.

Sadece yenilenler...Albert Speer'in "her an yaşamaktan bıktığını söylediği mahkemeler"den biri daha kuruluyor tiyatro sahnesinde. Biri cephede, diğeri kendi içinde verdiği savaşta "yenik düşen" iki ideolojinin yargılandığı bir mahkeme. "Gizli servis elemanı" rolünü oynayan Doğu Alman oyuncu, Albert Speer şahsında faşizmi ve dünyaya saldığı vahşeti yargılarken, eski Nazi'ye de yanlış gitmiş işler üzerinden sosyalizmi yargılamak düşüyor.Bir masa, iki sandalye ve inşaat araç gereçlerinden ibaret dekor etrafında, dönüp duruyor iki oyuncu. Dünyayı yeniden yeniden kurmaya ve yıkmaya uygun bir dekor bu! Oyuncuları masa etrafında döndüren bu kurguda, "yargılayan" ve "yargılanan"lar da sıkça değiştiriliyor. Albert Speer rolünü oynayan Nihat İleri ve Doğu Alman'ı oynayan Mehmet Ali Kaplanlar, başarılı oyunları ile, bu mahkemenin hem savcısı, hem sanığı oluyorlar sırayla...Oyun hakkında sıkça yazıldığı ve tanıtım broşüründe de yer verildiği üzere, "İnsanoğlunun modern dünyada yarattığı belli başlı 'izm'lerin eleştirisi" yapılan bir mahkeme bu! Ama sadece "yenilmiş" olanların... Yazık ki, iki "izm" yargılanırken, sanık sandalyesinden ve dolayısıyla eleştiriden büyük ölçüde muaf tutulan bir başka "izm", kapital-izm kazanıyor sanki...
www.evrensel.net