Bir ülke için iki film

Bir ülke için iki film

"Düşman Hattının Gerisinde", seyircinin neye inanacağını daha iyi bildiği bir zamanda, yakında gösterime girecek steril bir düş.

Bir ülke için iki filmSteve Persall (St. Petersburg Times'tan çeviren Defne Orhun)

Sinemasal tesadüfler beni aynı gün içinde iki kez Bosna Savaşı'nın ön cephelerine götürdü. İki film, iki bakış açısı ve Hollywood'un, savaşın ne büyük bir cehennem olabileceğini nasıl da anlamadığını bir kez daha gözler önüne seren sahneler.Göz yaşartıcı bir "iyiler kötülere karşı" öyküsü olan "Düşman Hattının Gerisinde" (Behind Enemy Lines), Bosna'yı, ukala ve Amerikanlaştırılmış tarzda ele alıyor.Kötü bir film değil, sadece 11 Eylül sonrasında kapsam dışı kalan bir cüretkarlıkta. Filmdeki, kural tanımayan korkusuz askerler bugünlerde aklımızda yer eden savunuculara pek benzemiyor. Owen Wilson, tehlikeye atılarak uçuşa yasak bölgeye girdikten sonra vurulan bir donanma pilotunu canlandırıyor. Gene Hackman ise pilottan nefret etme noktasından hayatını kurtarma aşamasına gelen huysuz, aksi bir amirali oynuyor. Rambo bile daha iyisini yapamazdı doğrusu!Danis Tanovic'in "Hiç Kimsenin Toprağı" (No Man's Land) ise, uluslararası bir yapım, çoğunluğu Boşnakça, İngilizce altyazılı. MGM, Cannes Film Festivali En İyi Senaryo Ödülü'nü kazanmasına rağmen dikkatli bir dağıtım gerektiren bu sanat filmi için henüz gala günü saptamış değil."Hiç Kimsenin Toprağı", iç savaş yıllarından bir savaş siperindeki üç arkadaşa uzanan, şiddetli politik farklılıkların katı bir yergisi niteliğinde. Üç arkadaş, kendi kendine maydanoz olan Birleşmiş Milletler koruyucuları ve istilacı muhabirler gelene kadar kendi başlarını kurtaracak parlak bir ateşkes planı yapıyorlar. Film 1993 senesinde Bosna'da geçse de, işlenen insanlık temaları evrensel ve ebedi.

Gurur duymalılar "Düşman Hattının Gerisinde"nin parlak maskesi, iki filmin aynı dönemi içerdiğini kolayca unutturuveriyor. Filmde kullanılan üniformaların ve silahların bugünkülerden farklılığını yalnızca askeri bir uzman ayırt edebilir. Film yapımcıları, 11 Eylül'ün yarattığı savaş gündemi sonrasında, güncelliklerinden ötürü kendileriyle gurur duymuş olmalılar. Bu pilotlar iyi bir dövüş için değil, hükümetin çıkarlarını sağlamak için askere alınmışlar. Wilson bir sahnede, "Herkes, Normandiya'da, Naziler'in suratını dağıtacağına inanıyordu, o günler geride kalalı çok oldu" diyor. Bir başka sahnedeyse, vazifesi gereği "kimsenin umrunda olmayan bir semtteki bir kavgada çarpışan bir polise" dönüşmekten şikayet ediyor. Üç ay önce, seyirciler kafalarını onay içinde sallayıp bir sonraki çarpışma sahnesini hevesle beklerlerdi. Bugünse, gerçek hayattaki savunucularımızın bu kadar kof olmamasını umuyoruz.

Aradaki farkHer iki film de, savaşı başlatan veya sürdüren nedenlerle ilgilenmiyor. Bunun yanında, "Düşman Hattının Gerisinde", Bosnalıları kötü adamlar olarak gösteriyor, zira hem onların tarafından mahkum edilen savaş suçlusu sayısı daha fazla, hem de Amerikan seyircisi bir hedef talep ediyor. "Hiç Kimsenin Toprağı" ise bizi, Bosnalılarla Sırplar arasında sürüp giden soğuk nefretin ortasına balıklama daldırıyor ve asla bir ittifak oluşturmuyor; sahneyi ölü olarak kapattıktan sonra kahramanları ya da kötü adamları teşhis etmenin ne önemi var?"Hiç Kimsenin Toprağı" ile "Düşman Hattının Gerisinde" arasındaki fark, ilkbaharda gömülen ve basıldığında toprağın birkaç metre altından fırlayan kara mayını kovanlarının içine konmuş. Tanovic, bu mayınlardan sadece birini, dramatik etkiyi harap etmek için kullanıyor. Ölü olduğu sanılan yaralı bir Sırp askerinin bedeni, iki Bosnalı tarafından bubi tuzağıyla donatılıyor. Diğer Sırplar bedeni taşırken mayın patlayacak ve her yöne şarapnel parçaları dağılacaktır. Ancak asker ölü değildir. En azından henüz değildir. Yani en küçük bir hareketi mayını patlatacaktır. Olay örgüsünün tüm dinamikleri değişir, derinleşir ve hayretler uyandıran final sahnesi ile doruğa ulaşır. "Düşman Hattının Gerisinde" de benzer patlayıcılardan, hem de fazlasını kullanıyor, ancak yalnız bir sahnede ve sadece şatafat olsun diye. Wilson'un canlandırdığı karakter, kaçış için buluşma noktasına gelir, ancak bir mayın tarlasını geçmek zorundadır. Yanlış teller arasından geçişini yavaş çekimle izleriz, ki her bir mayın demetinin topraktan fırlayıp yan taraflarda patlayışını fark edebilelim. Et kopartan şarapneller değil sadece havai fişekler görünür, zira savaş zamanına ait fizik kuralları askıya alınmıştır, çünkü bir Yankee geçmektedir.

Vakit geldiğinde...Bu tür bir yenilmezliğin artık modası geçti. Bombaların ne yapabileceğini iyice öğrendik. Savaşın riskleri hatırlatıldı. Silahlı kuvvetler yeniden birer takım gücü haline geldi, joystick jokeyleri için oyun bahçesi veya Hackman'ın amirali benzeri nostaljik dinazorlar için mezarlık değil. "Düşman Hattının Gerisinde", seyircinin neye inanacağını daha iyi bildiği bir zamanda, yakında gösterime girecek steril bir düş. "Hiç Kimsenin Toprağı" ise, savaş filmlerinin bu günlerde yapması gerektiği gibi, acıtıyor, savaşın ibretlerini yaşayan insanlar tarafından çekildiği için olsa gerek. Afganistan'daki savaşın görüntülerini ve hikayelerini beyazperdeye uyarlama vakti geldiğinde, umalım ki Amerikan film yapımcıları Rambo içgüdülerini bir kenara bırakırlar.
www.evrensel.net