Asıl yanlış DGM

Asıl yanlış DGM'nin kendisi

Asıl yanlış olanın DGM'nin kendisi olduğunu kaydeden İstanbul Barosu Genel Sekreteri Ali Saydı, iki başlı yargılamanın olamayacağını belirtti.

Asıl yanlış DGM'nin kendisiHacer Yücel Yıllardır kaldırılması istenen Devlet Güvenlik Mahkemeleri (DGM)'nin kapsamının bir genişletilip bir daraltılmasıyla, konu iyice içinden çıkılmaz bir hal aldı. Siyasilerin yargıya bu tür müdahalelerinin hukuka olan güveni azalttığını belirten İstanbul Barosu Genel Sekreteri Ali Saydı, hukukun amacının hakikati bulmak olduğunu söylüyor. Yapılması gerekenin DGM'nin kapsamının daraltılıp, genişletilmesi değil, Türkiye'de var olan iki başlı yargılamanın kaldırılması olduğuna dikkati çeken Saydı, "Banka hortumlayanların DGM kapsamına alınması yanlıştı. Ama asıl yanlış olan DGM gibi bir mahkemenin olması" dedi. Saydı, Cumhurbaşkanı Ahmet Necdet Sezer'in çete suçlarını DGM kapsamından çıkartılmasını düzenleyen yasayı geri gönderme nedenlerini de kendi içinde haklı ve tutarlı buldu.

Hukuka güven azalıyorSezer tarafından bir kere daha görüşülmek üzere TBMM'ye gönderilen çete suçlarını düzenleyen TCK 313 ve 314. maddeleri TBMM'de aynen kabul edilerek Köşk'e iade edildi. Cumhurbaşkanı Sezer'in bu kez yasayı veto etme hakkı yok ama daha sonra Anayasa Mahkemesi'ne dava açabilecek. Sezer'in Anayasa Mahkemesi'ne dava açıp açmayacağı henüz kesin değil ancak hükümet, çeteleri DGM'lerden kurtarmaya kararlı. Hükümetin DGM'lerin kapsamını önce genişletip şimdi de daraltmak istemesi ve Sezer'in yasanın 4 maddesini onaylamayarak geri göndermesi ile ilgili olarak görüşlerine başvurduğumuz İstanbul Barosu Genel Sekreteri Ali Saydı, somut duruma göre yasal düzenleme yapılamayacağına dikkat çekti. Suç ortada yokken o suça bakacak mahkemenin belli olması gerektiğini, ancak Türkiye'de var olan durumun böyle olmadığını kaydeden Saydı, yargı sistemine böylesi müdahalelerin doğal sonucunun hukuka güvensizlik olduğunu ifade etti.

DGM'ler devletin sopasıSaydı, DGM'lerin Anayasa'nın 143. maddesine göre Anayasal olduğunu ancak hukuki olmadığını dile getirerek, ikibaşlı yargılamanın olamayacağını belirtti. Hükümetin banka dolandırıcılığına ilişkin suçları DGM kapsamına almasını devletin zarar görmesine bağlayan Saydı, buna örnek olarak daha önce batan ancak zarar gören halk olduğu için DGM kapsamına alınmayan İnterbank, İnspekbank ve TYT Bank'ı gösterdi. DGM'lerin devletin sopası olduğuna vurgu yapan Saydı, "Bu yüzden banka davalarını DGM kapsamına aldılar. Zaten bu mantığın bir ürünü olarak kuruldu DGM'ler. Böyle olunca devlet sopayı kimin üzerinde hissettirmek istiyorsa o suçu DGM kapsamına aldı" diye konuştu. Yargılamanın amacının hakikati bulmak olduğuna dikkat çeken Saydı, DGM'nin bu amaca hizmet etmediğini kaydetti. Bir suçun DGM'lerin kapsamına alınmasıyla suçlunun bulunacağı, DGM kapsamından çıkarılması ile o suçu işleyinin aklanacağı yönündeki mantığın sakat olduğunu dile getiren Saydı, "DGM'ler daha iyi demokratik yargılama yapmıyor. Zaten bunu yaptığı için değil, DGM'lerde savunma kurumu ve sanık hakları daha zayıf olduğu ve mahkûmiyet daha kolay verildiği için tercih ediliyor. DGM'ler yargılananı ezdiği için tercih ediliyor" diye konuştu. Banka davalarının DGM kapsamına alınmasının yanlışlığına işaret eden Saydı, "Ama asıl yalnış olan DGM gibi bir kurumun varlığı" dedi. Saydı, banka hortumlayanların DGM kapsamından çıkartılmak istenmesinin nedenini tam olarak bilmediğini, ancak Avrupa Birliği'nin ekonomik suçlara hapis cezası verilmesini istememesinin böyle bir kararın verilmesinde etkili olduğunu düşündüğünü dile getirdi. Saydı, Avrupa'nın bu isteğini Mercedes davasında gösterdiğini söyledi.

CMUK 104 Cumhurbaşkanı Sezer'in yasayı geri gönderme nedenleri arasında saydığı "zaman aşımı, hakim güvenliği" gibi gerekçelere dikkati çeken Saydı, DGM hakimlerinin 4 yıl boyunca yerlerinin değişmediğini, korumalarının bulunduğunu belirterek, bunun doğal sonucu olarak DGM'lerde hakim güvencesinin ağır ceza mahkemelerinden fazla olduğunu ifade etti. Saydı, hakim güvencesinin ağır ceza mahkemelerine bakan hakimlere de sağlanması gerektiğini vurguladı. Sezer'in CMUK'un 104. maddesini "11 Eylül'le terörle mücadelenin öneminin artığı" gerekçesiyle geri göndermesine bir anlam veremediğini belirten Saydı, aslında bu maddenin ciddi kazanımlar getirmediğini de sözlerine ekledi. Saydı, bunun nedenini de Türkiye'de yasaların uygulanmamasına ve muğlak olmalarına bağladı. CMUK'un 104. maddesi 7 yıldan az ceza gerektiren suçlarda sanığın adresinin bilinmemesi ve sanığın sorgusunun yapılmaması hallerinde tutuklama yapılabileceğini düzenliyor. Maddede yer alan "Delillerin yok edilme ihtimali, toplumda infial yaratan durumlar" şeklindeki hükümlere dikkati çeken Saydı, "uygun bir gerekçe bulunarak" Türkiye'de herkesin çok rahat tutuklanabileceğini belirtti. Saydı, CMUK'un 104. maddesinin 1992 yılında kabul edildiğini, ancak yasa sonrasında DGM dışındaki mahkemelerde de tutuklama oranlarında bir düşüşün yaşanmadığını vurguladı.
www.evrensel.net