Barbarlığa engel olmalıyız

Dünyanın nimetlerinden yararlanamayanlar için soyut eşitliğin, özgürlüğün ve insan haklarının bir anlamı yoktur. Bu sözler yoksullar, mülksüzler, açlar, işsizler için boş bir söz olmaktan başkabir şey ifade etmez.

Barbarlığa engel olmalıyızKONUK YAZAR / İsmail Boyraz (*)10 Aralık 2001 İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi'nin kabulünün 53'üncü yılı. 1948 yılında kabul edilen Evrensel Bildirge ve daha önce yayınlanmış insan hakları bildirgeleri, insanlığın önemli kazanımlarıdır; fakat yetersizdir. Gerek İnsan Hakları Evrensel Bildirgesi, gerekse daha önce İngiltere ve Fransa'da ilan edilen bildiriler, en temel hak olarak mülkiyet hakkını almıştır. O nedenle eşitliğin olmayacağı peşinen kabul edilmiştir. Her ne kadar yasa önünde eşitlik düşüncesi kabul edilmişse de, mülk sahiplerinin toplumun büyük çoğunluğunu mülksüzleştirmesi ve böylece gittikçe temel ihtiyaçlarını karşılayamayacak kadar yoksullaştırması eşitliği ortadan kaldıran temel faktör olmuştur. Dolayısıyla Evrensel Bildirgede bahsedilen eşitlik, gerçek anlamda eşitliği sağlayacak bir düşünce ve tasarım değildir.Burjuva ideologları insanlar arasında hiçbir zaman eşitliğin olmayacağını, eşitsizliğin doğadan geldiğini, bireysel farklılıkların eşitsizliğe neden olduğunu, olsa olsa insanların yasa önünde eşit olabileceğini ifade ederler. Bütün burjuva ideologlar eşitlik kavramını soyut bir "kanun önünde eşitliğe" dönüştürmüşlerdir.Oysa eşitsizliğin temel nedeni özel mülkiyettir. Özel mülkiyet sosyal sınıfların ortaya çıkmasına neden olmuştur. Bugün bütün ülkelerin temel yasalarında ve ulusal üstü belgelerde "insanların kamu önünde eşit olduğu" kabul edilmektedir. Fakat bugün bütün dünyada üretim araçlarının, üretilen ürünün paylaşımında egemenler lehine sonuç ortaya çıkmıştır. 328 dolar milyarderinin serveti yaklaşık 2.5 milyar insanın gelirine eşit olduğu, neredeyse 5-6 milyar insanın 5-10 bin insanın kölesi haline geldiği bir dönemde yaşıyoruz. Yaklaşık bir milyar insanın işsiz, bir milyarının açlık sınırında yaşadığı, sadece Microsoft'un sahibi Bill Gates'in gelirinin tüm Afrika'nın gelirine denk olduğu bir dünyada hukuksal eşitliğin ne anlamı var? Türkiye nüfusunun yüzde 20'sinin ulusal gelirin yüzde 60'ına el koyduğu, nüfusun yüzde 40'ının açlık sınırında yaşadığı bir ortamda hangi eşitlikten bahsedilebilir. Dünyanın nimetlerinden yararlanamayanlar için, soyut eşitliğin, özgürlüğün ve insan haklarının bir anlamı yoktur. Bu sözler yoksullar, mülksüzler, açlar, işsizler için boş bir söz olmaktan başka bir şey ifade etmez. Bugüne kadar ortaya konulan insan hakları bildirgeleri eksik olmakla birlikte bazı temel haklara vurgu yapan önemli belgelerdir. Sadece bildirgeler değil, ulusal ve uluslararası alanda kabul edilen insan haklarının korunmasına dair belgeler, elbette insanlığın önemli kazanımlarıdır da. Özellikle 19'uncu yüzyıldan bu yana ezilen ve sömürülen kitlelerin mücadelesi sonucu birçok hak ve özgürlük ulusal ve uluslararası belgelerle güvence altına alınmıştır. Ezilen ve sömürülen kitlelerin verdiği mücadele hakların güvenceye alınmasında temel rol oynamaktadır. Bugün egemen sınıflar özgürlüklerin koruyucusu değil, düşmanıdır. O nedenle işçi sınıfı ve ezilenlerin örgütlü ve güçlü olduğu ülkelerde daha çok hak ve özgürlük kazanılırken, ezilenlerin örgütsüz ve güçsüz olduğu ülkelerde hak ve özgürlükler kısıtlanmaktadır.11 Eylül saldırısını fırsat bilen egemenler, bütün dünyada hak ve özgürlüklere daha fazla saldırmaktadırlar. İşçi ve emekçilerin yaşam hakkı, siyasal özgürlükleri, sosyal güvenceleri gibi temel haklara yönelik saldırılar artmaktadır. Dünyanın egemenleri bugün her zamankinden daha fazla saldırganlaşmıştır. Bugün insanlar düne göre daha az güvendedir. ABD'de, Avrupa'da yeni terör tanımları yapılmakta, en temel haklar için yapılan eylem ve etkinliklerin bile terör kavramı içerisinde değerlendirileceği açıklanmaktadır. ABD ve İngiltere'de yapılan yasal değişikliklerle "terör suçundan" gözaltına alınanların süresiz gözaltında tutulacağı kabul edilmiştir. Hatta ABD'de işkence yapılmasının suç olmaması gerektiği tartışılmaktadır. Bütün dünyada kontrgerilla örgütlerini destekleyip onlara işkence eğitimi veren ve işkence aletleri satan bir ülkeden başka bir tavır beklemek mümkün değildir.Türkiye'nin egemenlerine de gün doğmuştur; yıllardır yaptıkları baskı ve zulümlerini meşrulaştıracak uluslararası dayanak bulmuşlardır. Zaten kısıtlanmış haklar ve özgürlükler tamamen yok edilmeye çalışılmaktadır. En temel hak olan toplantı ve yürüyüşlere bile tahammül edilmemektedir. Tüm dünyada olduğu gibi, Türkiye'de de devletin güvenliği için kişi hak ve özgürlüklerinin kısıtlanacağı açıkça ifade edilmektedir. Tıpkı ABD'de olduğu gibi, OHAL bölgesinde gözaltına alınanların OHAL yasasının 430. maddesi gereği sınırsız gözaltında tutulmaya başlanması, insanların yaşam hakkının bile güvencede olmadığını ortaya koymaktadır.Dünyaya özgürlük getireceğini söyleyerek operasyonlara girişen ABD ve diğer emperyalistler özgürlüklerin ve hakların sınırını da belirlemeye çalışmaktadırlar. Dünyada yeni bir dönemi, barbarlık dönemini başlatmak; hiçbir uluslararası sözleşmenin geçerli olmadığı, kurallarını sadece kendilerinin belirlediği bir dünya yaratmak istemektedirler.Ancak bu durumun değişmesi kuşkusuz olanaklıdır. Dünyanın ezilen ve sömürülenleri elbette egemen sınıfların yaratmaya çalıştığı barbarlığa boyun eğmeyecek, hak ve özgürlüklerini korumaya çalışacaktır. Fakat düne göre bu konuda daha fazla çaba harcamamız ve haklarımızın savunucusu olmamız gerekmektedir. Evrensel Bildirge'nin kabul edilişinin 53'üncü yılında insanlık daha büyük baskı ve tehditlerle karşı karşıyadır. Evrensel Bildirge'de savunulanlar uygulanmadığı gibi, gerçek bir barış ve eşitliğe ulaşmamız da mümkün olamamıştır.Bugün bütün dünyadaki ezilen ve sömürülenlere; insan hakları savunucularına, gerçek özgürlük ve demokrasiden yana olan herkese düşen görev insanlığı zulüm ve barbarlıktan kurtarmaktır. Bunu gerçekleştirmek için bizi bekleyen görevler şunlardır.- Küreselleşme ile birlikte ortaya çıkan, kamusal hakların yok edilmesine yönelik çabalara karşı çıkılmalıdır. Eşitsizlik küreselleşme ile birlikte daha da artmakta, toplumun büyük çoğunluğu yoksullaşmakta; mülksüzlerin, işsizlerin ve açların sayısını artmaktadır. Bununla beraber, insan hakları ihlalleri de artmaktadır. O halde küreselleşmeye karşı çıkmalı, kamusal hakların korunması ve yeni hak talepleri ileri sürülmelidir. İnsan hakları mücadalesinin ezilen ve sömürülen kitlelerin mücadelesiyle birleştirilmesi hedeflenmelidir. - "Mülkiyet hakkının" bir insan hakkı olmadığı, tam tersi eşitsizliğin temel nedeni olduğu vurgulanmalıdır. - İnsanların sadece kişisel ve siyasal haklarda eşit olabileceğini savunan; ekonomik, sosyal ve kültürel eşitliğe karşı çıkan liberal anlayışların, eşitliğe karşı oldukları ortaya konulmalıdır.- Kolektif hakların geliştirilmesi için mücadele edilmeli, insanlığın kurtuluşunun ve eşitliğinin mülkiyetin ortadan kaldırılması ile gerçekleşebileceği savunulmalıdır. - 11 Eylül sonrası gelişmeler, insan haklarının devletler arası örgütler tarafından korunmasının olanaksızlığını ortaya koymuştur. Bu nedenle emperyalist egemenlerin insan hakları söyleminin boş bir içeriğe sahip olduğu ortaya konulmalı ve emperyalistlerin insan hakları söyleminin uluslararası tekellerin çıkarlarıyla sınırlı olduğu göz ardı edilmemelidir. - Bugüne kadar yayınlanmış insan hakları bildirgeleri ve insan haklarına ilişkin temel belgelere eleştirel bakış açısıyla bakılmalı. Kazanılmış haklar korunmaya çalışılırken, egemenlerin insan hakları anlayışı mahkûm edilmelidir. - İnsan hakları ve temel özgürlüklerin sadece insan hakları örgütlerinin çalışmaları ile kazanılabileceği yanılgısından kurtulmak gerekmektedir. İnsan hakları ihlallerinin devletlerin kurduğu insan hakları kurumları ya da sadece hükümet dışı insan hakları örgütlerinin çabalarıyla ortadan kalkacağı anlayışı ve beklentisi, insan haklarına yönelik dar kapsamlı ve yanlış bakış açısından kurtulmak gerekmektedir. İnsan haklarını ihlal edenlerle ancak hakları ihlal edilen bütün ezilenlerin ve sömürülenlerin mücadele edebileceği anlayışına uygun davranmak gerekmektedir. - Bütün dünyada ezilen ve sömürülen kardeşlerimizin olduğu bilinciyle, onlarla ilişkimizi geliştiren, ortak davranmayı bilen bir mücadele ve örgütlenme anlayışını güçlendirmek gerekmektedir.

(*) İHD Genel Sekreter Yardımcısı
www.evrensel.net