Barajlar, köylüler ve göç

Ilısu yakınlarında akan Dicle Nehri üzerinde 135 metre yüksekliğinde bir duvar örülerek yapılması düşünülen baraj, tahminlere göre 52 köyü, 15 küçük şehri yutacak ve 78 bin kişiyi göç etmeye mecbur bırakacaktır.

Barajlar, köylüler ve göçErcan Koç"Elektrik enerjisi elde etmek amacıyla Ilısu yakınlarında akan Dicle Nehri üzerinde 135 metre yüksekliğinde bir duvar örülerek yapılması düşünülen baraj, tahminlere göre 52 köyü, 15 küçük şehri yutacak ve 78 bin kişiyi göç etmeye mecbur bırakacaktır." Bu haberi İsviçre'de yayınlanan Basler Zeitung adlı gazetede okuduğumda, 1970'li yıllarda Keban Barajı'ndan etkilenerek yurtlarını terk etmek zorunda kalan, Kürt illerindeki zorunlu sürgünden sonra bugün çeşitli acılar yaşayan köylülerim aklıma geldi.

Kimse inanmamıştı1960'lı yılların sonundan itibaren köylülere Keban Barajı'nın yapılacağı, bu nedenle kimin ne kadar bağı, bahçesi, tarlası ve evi varsa hepsinin ölçülerek değerlerinin tespit edileceği, sular altında kalacak taşınmazlar için ödeme yapılacağı söylenmişti. Önceleri buna kimse inanmadı. Köylüler suyun bu kadar yükselerek, köylerini tarla ve bahçeleri ile birlikte yutabileceğini düşünemiyorlardı. Ta ki tapu kadastroda görevli memurlar ellerinde ölçüm aletleriyle gelene kadar.Tarlalar ölçüldü, biçildi, devlet halkın malını Hazine'ye ait gösterdi, yapılan ödemelerin miktarı köylülerin başlarını sokacakları bir ev almalarına yetmedi. Açılan davalardan dolayı daha parası alınmayan tarlaların ederi avukatların kasalarına akmaya başlamıştı bile. Davalar sonuçsuz kaldı. Yıllardır hayvancılık yapan köylüler, yazın Munzur yaylalarında, kışın da kendi köylerinde ama illa ki kendi yurtlarında edindikleri anılarıyla yabancısı oldukları en yakın kentlere ve ilçelere göç etmek zorunda kaldılar. Yakın akrabalar, patlayan bir bombanın parçaları gibi değişik yerlere saçıldılar. Haberi okuduğumda, suyun yükselişe geçtiği günlerde köyün üst yamaçlarına toplanarak gözyaşları içinde ağır ağır sulara gömülen evlerini, tarlalarını, doğup büyüdükleri sokakları izleyen köylülerimi görür gibi oldum. Elazığ ile Pertek ilçesi arasında bulunan, halk arasında Deniz Gezmiş ve arkadaşlarının geçtiği köprü diye övünçle anlatılan köprünün 5 saatte nasıl sular altında kaldığını gördüğümde, küçük yaşıma rağmen yüreğimden çok şeylerin koptuğunu hissetmiştim. O gün köprünün etrafındaki tepelerde biriken yüzlerce insan, köprüyle birlikte kendilerine ait bir şeylerin kaybolduğunu duyumsadı.

Tekeller vazgeçiyorDevlet şimdi de ekolojik dengeyi göz önünde bulundurmadan, baraj gölü altında kalacak Hasankeyf'teki zenginlikleri hiç düşünmeden baraj yaparak kendince ülkenin enerji ihtiyacını karşılamak istiyor. Ilısu Barajı'nın yapımını üstlenmek için İngiliz tekeli Balfour Beatty'nin yanı sıra İsviçre tekeli ABB ve Sulzer, İtalyan firması Impregilo ve İsveç insaat şirketi Skanska başvuruda bulunmuştu. Bu tekellere karşı insan hakları kuruluşlarının tepkisi yükselince İsveç ve İtalyan şirketleri geri çekilirken diğer firmalar kendi hükümetlerinden güvence garantisi istemişler ve baraj inşaatını almışlardı. Geçtiğimiz günlerde yine insan hakları ve çevre örgütlerinin tepkisinin artmasından sonra, bu devlet ve şirketlere her türlü güvenceyi veren Türk devletinin yalanları da ortaya çıkınca İngiliz Balfour Beatty şirketi 200 milyon sterline anlaştığı baraj inşaatından çekildiğini açıkladı. İnsan hakları örgütleri yaptıkları araştırmada, GAP yetkililerinin köylülere yetersiz ödeme yaptığını, asıl ödemelerin toprak ağalarına yapıldığını, köylülerin yüzde 67'sinin para yerine evlerine ve tarlalarına geri dönmek istediklerini, Türkiye'nin OHAL gibi olağanüstü koşullarda köylülere dayatmada bulunduğunu tespit ettiler. İnşaat tekelleri de çekilmek zorunda kaldı.Arap Birliği üyeleri de Türkiye'nin suyu politik baskı aracı olarak kullanmasından çekindikleri için baraja karşı çıkıyorlar. Birliğin sözcüleri Londra'da yaptıkları açıklamada, Türkiye'deki 19 baraja bir yenisinin eklenmesiyle durumun "çok gergin" bir hale dönüşeceği uyarısında bulunuldu. Avrupa ülkelerinin Arap ülkeleri ile ilişkilerini tehlikeye sokmak istememeleri de bu tekellerin çekilmesinde etkili oldu. Üç yıl önce Asya ülkelerinde yaptıkları barajlarla tanınan tekellerden ABB ve Sulzer Hidro'ya 470 milyon franklık risk garantisi veren İsviçre devlet yöneticileri ise, bir yandan Türkiye ile ilişkilerini bozmak istemezken, diğer yandan da insan hakları ve kısmen Arap Birliği devletlerinin baskısı altında kalarak dış ekonomik ilişkilerden sorumlu UVP kuruluşuna bağlı uzmanlara bir araştırma yaptıracaklarını ve kesin kararı buna göre vereceklerini açıklamak zorunda kaldılar. Barajın yapımı sallantıda. Bundan sonraki gelişmeleri ise bu bölgede yaşayan Kürtlerin tutumu ve diğer insan hakları kuruluşlarının yürütecekleri mücadele belirleyecek.Belki de baraj yapılacak, elektrik üretilecek, bu enerji GAP'a şimdiden çullanan emperyalist tekellere, İsrail gibi devletlere ve Kürt toprak ağalarının çiftliklerine ucuza akacak. Ama Kürtler yine ışıksız kalacak. Buna ek olarak bu bölge halkı yurtlarından koparılarak büyük kentlerin varoşlarında yok olmaya zorlanacaklar.Yeni gözyaşları dökülmesin. Çocukluğumuzun anılarının ve tarihimizin yok edilmesine izin vermeyelim.
www.evrensel.net