Yoksulluğun sosyal boyutu görülmüyor

Yoksulluğun sosyal boyutu görülmüyor

TODAİE tarafından düzenlenen sempozyumda Sibel Özbudun, yoksulluğun hep ekonomik boyutlarının tartışıldığını, sosyal ve kültürel boyutlarının göz ardı edildiğini ifade etti.

Yoksulluğun sosyal boyutu görülmüyorTürkiye ve Ortadoğu Amme İdaresi Enstitüsü (TODAİE) İnsan Hakları Araştırma ve Derleme Merkezi tarafından düzenlenen "Yoksulluk, Şiddet ve İnsan Hakları Sempozyumu", yapılan tartışmalar ve değerlendirmelerle devam ediyor. Sempozyumda önceki gün sunulan bildirilerde neoliberal politikaların etkinliklerini sürdürebilmek için sosyal sermaye kavramını geliştirdiği belirtilirken, bunun devletin yoksullar üzerindeki sorumluluğunu atmasına zemin hazırladığına dikkat çekildi.Prof. Sinan Sönmez'in yönettiği "Küreselleşme ve Yoksulluk" başlıklı oturuma "Küresel Bir 'Yoksulluk Kültürü' mü?" başlıklı bildiri ile katılan Sibel Özbudun, neoliberallerin Oskar Lewis'in ortaya attığı "Yoksulluk bir kültürdür" ifadesini çıkarlarıyla örtüştüğü için benimsediklerini dile getirdi. Özbudun, neoliberallerin "Yoksulluk bir kültür ise biz bu çarpık insanları boşuna beslememeliyiz" diye yorumladıklarını belirterek, Lewis'in "Yoksullar sınıf bilincine ulaşmadan yoksulluk kültürünün bir parçası olmaktan çıkamazlar" sözünü hatırlattı.Yoksulluğun yıllar boyu hep ekonomik boyutlarının tartışıldığını, sosyal ve kültürel boyutlarının hep göz ardı edildiğini ifade eden Özbudun, "Yoksulluğun bu boyutlarının göz ardı edilmesinin sonucu ikiz kulelere patlayan uçaklardır" dedi. Tek tip bir tüketim toplumu yaratılmaya çalışıldığını ve tüketemeyenlerin ise dışlandığını belirten Özbudun, dışlanmışların da cemaatleşme eğilimleri gösterdiğini ve yoksulların kendilerini baskı aygıtlarının avı gibi gördüklerini kaydetti.

Sorumluluktan kaçılıyor"Toplumsal Sermaye: Yeni Sağın Küresel Yüzü" başlıklı bildiri sunan Argun Akdoğan da, neoliberal politikaların cemaatleşmeyle de kendini gösteren toplumsal sermayeyi desteklediğini dile getirerek, bir toplumsal kalkınma stratejisi olarak toplumsal sermayenin önerildiğini belirtti. Akdoğan, "IMF ve Dünya Bankası kalkınma programlarında sürdürülebilir yaşamlar için ülkede var olan kaynakların aileler, aşiretler, belli çıkar sağlayan grupların ilişkileri güçlendirilerek üretime geçirilmesi yer alıyor" diyerek, toplumsal ya da sosyal sermaye olarak sunulan bu projelerin, devletin sorumluluğunu azaltmaya yönelik olduğunu vurguladı.Banu Durukan ise, "Globalleşme Süreci ve Yoksulluk: Alternatif Bir Yaklaşım" başlıklı bildirisinde, yoksullukla bilinçli bir savaş açılması gerektiğini kaydederek, "Gerçek anlamda mücadele için gelir dağılımı eşitsizliklerini giderecek politikaların uygulanması gerekiyor" dedi.

Dünya barut fıçısıSempozyumun "savaş ve yoksulluk" konusunun tartışıldığı dün sabahki bölümüne katılan İnsan Hakları Kurumu Başkanı Nevzat Helvacı, "Şiddet, Yoksulluk ve İnsan Hakları" adlı sunumunda, savaşın doğrudan insanı hedef aldığını ve doğanın yok edildiğini belirterek, savaş ve silahlanmanın yoksulluk getirdiğini söyledi. Dünyanın birçok yerinde şiddet yaşandığına ve dünyanın barut fıçısı gibi olduğuna dikkat çeken Helvacı, darbe dönemlerinde de şiddetin yoğun olarak yaşandığını ifade etti. 19 Mayıs Üniversitesi İlahiyat Fakültesi'nden Doç. Dr. Mustafa Köylü de "Küresel Bir Sorun Olarak Savaş Endüstrisi ve Dengesiz Ekonomik Dağılım" adlı sunumunda, savaşlardaki ölümlerin 20. yüzyılda daha fazla yaşandığına dikkat çekerek 20'inci yüzyılın savaş asrı olduğunu söyledi.Polis Akademisi Öğretim Görevlisi Cengiz Başak ise savaş sırasında kadınların daha fazla mağdur olduğuna dikkat çekerek, "Savaş sırasındaki tecavüzün amacı, egemen birliklerin güç ve iktidarlarını göstermek, düşman üzerinde psikolojik baskı yapmak, kin ve nefret" dedi.
www.evrensel.net