Ülkeyi dümdüz ediyorlar

Hükümetin 2002 programı, bir tasarruf programı olmanın sınırlarını hayli aşıyor. Maliye Bakanı Sümer Oral'ın Meclis'te yaptığı konuşma da, DTÖ'nün Katar toplantısında üye ülkelerden istediği düzenlemeleri içeriyor.

Ülkeyi dümdüz ediyorlarSemra Çaralan"Sizin gibi şirketleri çekebilmek için... dağlarımızı düzledik, ormanlarımızı traşladık, nehirlerimizin yollarını değiştirdik, şehirlerimizi kaydırdık... Tüm bunlar sizin için, şirketleriniz için, burada, Filipinler'de daha ucuz üretim yapabilmeniz için." (Fortuna Dergisi)Aynı tekerleme, sanki, Maliye Bakanı Sümer Oral'ın 3 Aralık Meclis konuşmasının da içeriğinde vardı. Sadece, Filipinler için değil de, Türkiye'nin dağları, ormanları, nehirleri, yolları ve şehirleri içindi.Dünya Ticaret Örgütü (DTÖ)'nün Katar Toplantısı'nın sonuçları, kamu hizmetleri ve malları üreten ülkelerde, piyasa ekonomisinin hakimiyetine geçmek üzere tüm kamusal alanlarda düzenlemeler yapmak üzere, ülkelere direktifler yağdırıyor. Direktiflerin ana başlıkları ise şöyleydi;
  • Kamu ihale yasasını çıkar,
  • GATS (Hizmet Ticareti Genel Anlaşması) gereği; Kamusal eğitim ve sağlık da dahil olmak üzere mühendislik, uzmanlık, finans, belediyeler, enerji, ulaşım, telekomünikasyon, turizm ve tüm diğer hizmet alanlarını piyasa ekonomisine aç,
  • Tarımsal liberasyon anlaşmaları gereği; tarımda sübvansiyonlarını kaldır, destekleme alımlarını yapma, tarımsal ürünlerin ithalatını destekle,
  • Yatırımlar ve rekabet anlaşması gereği; sermaye karlılığı önündeki tüm "sosyal engelleri", sosyal güvenlik, asgari ücret, istihdamı teşvik eden kamusal düzenlemeleri vb. kaldır. (MAI anlaşması) "Endüstri Bölgeleri Yasa Tasarısı, uluslararası ve ulusal ihtisas mahkemeleri, sendikalar yasası, sosyal güvenlik yasaları, vs." bu anlaşmanın alt yapısını hızla hazırla,
  • TRİPS (Patent ve Telif Hakları Anlaşması)'e uygun; ülke içi üretim ve pazarı, tekellerin denetimine aç. (patent yasası, tüketiciyi koruma yasası)
  • Elektronik ticaret anlaşması gereği, ticaret ve buna bağlı reklam, promosyon, tanıtım, pazarlama, mevzuat ve kredi işlemlerinin elektronik ortamda yapılmasını sağla,
  • Ticaretin denetimini etkenleştirecek diğer uyum yasalarını acilen çıkar (akreditasyon yasası, uygunluk belgesi (ürün/hizmet) yasaları, ürünler yasası, endüstri bölgeleri yasası, serbest bölge yasası, bankalar yasası, YÖK yasası, vs.vs.),
  • Çevre anlaşması gereği, yabancı yatırımlara engel olacak çevre ile ilgili tüm mevzuatı yeniden düzenle,

    Kamusal alanı düzelt!Bu direktifler karşısında, Türk hükümeti, daha Katar'a katılanların ayaklarının tozuyla Ankara'ya gönderdiği IMF heyetine, uyumlu bir niyet mektubu tutuşturur.Kamu harcamaları kısılacak, tarımda destek alımları ve sübvansiyonlar kalkacak, "dünyaya uygun ürün"lere geçilecek. Serbest ticarete açılacak kamu mallarına ve hizmetlerine ait ne varsa, uygun yasa ve mevzuat hemen düzenlenerek, satışa çıkarılacak. "Ürün yasası" uygulamaya geçirilerek, uygunluğu belgelenmemiş ürünlerin satışı engellenecek. Denetim yasaları çıkarılacak. Vergiler artırılacak. Kamu ürünlerine zamlar yapılacak. Kamu personeli asgariye indirilerek, kalanların hakları en aza düşürülecek. vs. vs... Dünya Ticaretine engel olan ne varsa, düzeltilecek.Hükümet yetkilileri, bu düzene alt yapı oluşturacak propagandalarında ise, "Son yıllarda; ürünlerin ve hizmetlerin ilgili standartlara ve teknik düzenlemelere uygunluğunu tespit etme çalışmaları, modern ekonomilerin birbirleri ile olan ilişkilerinde önem kazanan bir konu haline gelmiştir" diyor. "Bu gelişmeye paralel olarak; uygulamada olan kota, gümrük vergisi vb. ticaret engelleri gibi kısıtlamaların ortadan kaldırılmasına ilaveten, ülkelerin tüketici güvenliği ve çevre koruma amaçlı olarak hazırladıkları standartlar ve teknik düzenlemelerin, tarife dışı engeller şeklinde uluslararası ticareti olumsuz etkilemesi, önlenmesi gereken bir olgu şeklinde ortaya çıkmıştır" deniyor. "Yeni ürün projesi", ürün ve hizmetlere getirilen yeni standartlarla, işletmelerde de yeni düzenlemeler getirirken, "tüketiciyi ve çevreyi koruma" makyajı ardına gizleniyor. İşyerlerinde çalışanlara da, "yaşam kalitesini artıracak teknik düzenlemeler" imajı yayılıyor. İşçi ve emekçileri aldatarak, "çok çalışanın çok kazanacağı" ve "işyerine düzen geleceği" gibi motivasyon sözleri ile ikna etmek, teknik standartlarla sağlanacak. Oysa, yaşam kalitesini artırmak değil, yaşamı çekilmez kılacak, karı yükseltecek ve her alanı dünya tekelleri için ticari bir meta alanı haline dönüştürecek, yaptırımlar dayatılıyordu. Böylece tüm dünya ülkelerini, kendi toprakları olarak gören tekellerin yağmalamasının önü açılacaktı.

    Tarımsal alanı düzelt!Türkiye, çok eski değil, daha 1980'e kadar yurtdışına birçok tarım ürünü satabilen bir ülke konumundaydı. 1981 yılında ilk kez yurtdışından pirinç alınmış ve ardından da Çikita muz getirtilmişti. Çok geçmeden, buğday, mısır ve ayçiçeği, ABD'den ithalata başlandı. Vazgeçilmez gıda ürünlerimiz olan mercimek, nohut, pirinç, fasulye, vs., başta ABD olmak üzere, Kanada, İtalya, İran, Çin gibi ülkelerden satın alınmaya başlandı. Oysa bu ürünleri dışarıya biz satar durumdaydık. Türkiye, dünya fındık üretiminin yüzde 80'ini karşılarken, bugün Azerbaycan'dan fındık satın alan ülke haline getirildi. Fındık bahçeleri için de "bunları sökün" dayatması ile köylü, kendi bahçesini kendi sökmek zorunda bırakıldı. Diğer tarımsal ürünler için de destekleme alımı yapılmayacağı, ekim için kredi verilmeyeceği açıklanıyordu.Sonucu Katar'da bağlanan tekellerin "yeni ürün projesi", tarımsal alanları, sanayii ve hizmet alanlarını düzenleyen yaptırımlar geliştirdi. Projeye uygun olarak da, Cargill ve benzeri birkaç tekel, kendi ürünlerinin piyasalara girmesi için "tüm tarım alanları dümdüz edilmeli" diyordu, Katar'da biraraya gelen yağmacı devletler, "Fındık, tütün, pamuk, ayçiçeği, zeytin, şekerpancarı, pirinç, buğday, mısır, mercimek, fasulye, vs., dağlarınızda, ovalarınızda yetiştirilen ne kadar ürün varsa, sökün, sökme işlemini de kendiniz yapın, benim ürünlerimi ekmeye başlayın" diyordu. Tarım girdileri ve pazarlaması da, yabancı tekellere bırakacaktı. Bu düzenleme için hükümetler, gereken yasal mevzuatları hemen çıkaracaktı.Türk Hükümeti, tekellerin buyruklarına uygun düzenlemeleri hemen yaptı. Böylece IMF'ye verilen son "niyet mektubu"yla, Türkiye, destekleme alımı tavizini koparan tek ürün olan yeni bitki kanolayla tanıştı."Kanola, yapılamayanı başardı" diye haberi veriyordu NTV. Pamuğun, tütünün, şeker pancarının ve diğer bitkisel ürünlerin başaramadığı destek alımını başaran kanola, tamamen dışardan getirilecek gübre ve tarımsal ekipmanla üretilebilen bir yağ bitkisi. Başarısının ölçüsü neydi? Kanola Anadolu'da çok az çiftçinin rağbet ettiği kolza adlı bitkinin yabancı versiyonu. Anayurdu ise Kanada. Kanola'nın Türkiye'ye ithalatını, geçen ay yaptığı 50 milyon dolarlık yatırımla gündeme gelen ABD firması Cargill yapıyor. Ve bilindiği kadarıyla dünyanın en büyük tarım tekeli.Ayçiçeği benzeri bir yağ bitkisi olan kanola, ayçiçeği ve zeytin gibi yağı çıkarılarak sanayiye kazandırılıyor. İçerdiği düşük asit oranı (yüzde 2'den az) nedeniyle 1989 yılında ABD Gıda ve İlaç Dairesi'nden kullanım için onay almış. Bitkinin adı ise Kanada ve İngilizce'de yağ anlamına gelen 'oil'in birleşiminden geliyor. Kanola'yı ekmeyi ise kimse bilmiyor. Cargill'den, hizmet bedeli karşılığı öğrenecekler. Ekipmanı için gereken makine ve alet edevatını, danışmanını da Cargill'den ithal ettirecekler.

    İflas ettirme projesi2000 yılı verileri, dünya ekonomisinde ve dünya tekellerinin karlarında derin bir kriz yaşandığını gösteriyordu. Krizi her gün derinleşmekte olan dünya tekelleri, Katar deklarasyonu ile, dünya ülkelerini iflas ettirerek, kârlarındaki azalmaya çare arayan bir dönemi başlatıyordu.Tekellerin yardımlarına koşan ülkelerin başında gelen Türkiye, ilk önce AB'ye uyum süreci içinde kendini dünya ticaretine açarak, daha uygun koşullarda iflas etmeyi seçiyordu. Bu isteği, Maliye Bakanı Sümer Oral, "Türkiye'nin AB standart ve normlarına uyum sağladıkça, uluslararası norm ve standartlara (başta ABD olmak üzere) daha uygun bir yapı kazanma yolunda ilerleyecektir. Piyasa ekonomimizi daha serbest bir yatırım ve ticaret iklimi içerisinde, daha yüksek bir standartta çalışır hale getirmeliyiz" olarak dile getiriyor. (3 Aralık TBMM Bütçe Görüşmeleri) Yüksek standart alarak, "yüksek kâr" sağlayarak, hem denetime, hem de sömürüye uygun koşulları yerine getirmeyi ifade ediyordu.Bütçe konuşmasında Oral, "Türkiye, önümüzdeki bir yıllık süre içinde çok çalışarak hızlı adamlar atmak ve resmi tarama sürecini başlatmak durumundadır. Türkiye, bir yandan küreselleşmenin olumsuzluklarını en aza indirmek bir taraftan da en fazla faydayı sağlamak üzere gerekli yapıyı oluşturmak zorundadır" diye konuşuyordu. Buradaki "resmi tarama" yapanların, "hangi ürünü, nerede ve nasıl üretileceğine" karar veren uluslar arası tekellerin think-tank merkezlerinin kuruluşları olacağı bilinir. Yerli patronlara göre, 2 yıl içinde uygulanacak olan "ABD'nin ülkeleri iflas projesi" kapsamına giren ilk ülke Türkiye olmalıydı. Bunun için ekonomik gidişatın denetiminden de en çok Türkiye "yararlanmalı", hatta önümüzdeki yıl, her gün, her saat denetlenmeli ve tekellerin danışmanlarından fikir almalıydı. Ki, "büyük türkiye", dünyanın iflas eden ülkeler sıralamasında ilk başa yerleşmeliydi. Bunun için de, ülkenin taşı toprağı yeniden yenilenmeli ve düzenlenmeliydi. Dolayısıyla ilk önce, kamusal alanda, Salt-2000 projesi çerçevesinde uygulanacak olan standartların, tüm kamu kuruluşlarında etkin bir şekilde uygulamaya alınması startı verilmeliydi. Amerikan ISO-9000 kalite standardı olarak kamu işletmelerine giren projeyle, ilk önce, personeli yarıya indirmekle işe başlanarak, kamu çalışanlarına yeni yıl muştusu verilecek. (50 yaşın üstündekiler emekliye ayrılacak, ikramiye, tazminat, fazla mesai, yıllık-haftalık izin gibi ücretler rafa kalkacak, dernek ve sendika aidatları artırılacak, tasfiye ve sürgün, sendikalarla birlikte planlanacak, kısaca verimlilik artacak ) Ardından, tüm hazine arazileri gerekirse "parasız!" satılacak. Eğitim, sağlık, kültür, haberleşme, elektrik, su, seyahat, vs. ucuz ve indirimli tarifeler kalkacak, ya da sadece parası olana verilecek. Parasız hizmetten vazgeçilecek. Hatta, kamu hizmetleri, "kamu"su yok edilerek, piyasa koşullarına uygun hizmet'e dönüşecek ki, dünya hizmet tekelleri kolayca bu alanlara girebilsin ve kar edebilsin. Özel sektörde yeterince dünyaya açılan Türkiye, kamu sektöründe de dünyaya açılarak, hizmetlerin serbestçe dolaşımına ortam hazırlasın. "Verimsiz" olan, yani tekellere "kâr" sağlamayan herşey yokedilsin."Verimsiz" bir toprağı, bir işletmeyi, bir insanı, hatta düşünceyi (sanat ve kültür anlamında), vs. yani tekellere azami kâr getirmek üzere, her alanı, "dümdüz etmek" gerekiyor!İflas ettiğinde, daha ucuza alıcı bularak rekor kıracak bir Türkiye, ancak böyle "dünya devleti!" olabilir.
    www.evrensel.net