Ölümün hiyerarşisi

Ölümün hiyerarşisi

Ölümün tüm farkları ortadan kaldırdığı söylenir. Yanılıyorlar. Eşitsizlik, bizi yaşamdan sonra da kovalar.

Ölümün hiyerarşisiAnne KarpfÖlümün tüm farkları ortadan kaldırdığı söylenir. Yanılıyorlar. Eşitsizlik, bizi yaşamdan sonra da kovalar. Dünya Ticaret Örgütü'nün zemin katını düşünün. Dünyanın dikkati Afganistan'a yönelmişken, Aşağı Manhattan'da, büyük olasılıkla yaşamımız boyunca gördüğümüz en fahiş maliyete sahip ve neredeyse bütün eleştirilerden ve tartışmalardan muaf bir proje yürütülüyor: Beden parçası avı projesi. Zemin Kat kordonla çevrildi, sadece fiziksel olarak değil, politik ve (ölümün çok daha ucuza geldiği dünyanın geri kalanına tahrik dolu bir mesaj iletilerek) mali olarak da. Bu, DNA örnekleri yoluyla kimlik teşhisi alanında şu ana kadar yapılmış en kapsamlı deneme. Teknolojinin acıya uyarlanmış şeklinde, ikiz kulelerde bulunan parçalarla, kurbanların diş fırçalarında veya akrabalarının ağız dokularındaki DNA'ların karşılaştırılması amacıyla, milyonlarca doku örneği adli patologlarca, radyologlarca, antropologlarca ve dişçilerce incelenecek. Öyle görünüyor ki, operasyonun derecesi binaların kendisinin ve çevresinin ağırlığını da yansıtmak zorunda. Bu saçmalık henüz ilk aşamalarındayken (projenin tahmini süresi iki yıl) ne kadara mal olacağını söylemek zor. Bir noktasında cesur bir insan çıkıp durdurulmasını isteyebilirse de, bunun şu anda hesaplanmayan çok daha çeşitli giderleri olacaktır; projede yer alan pek çok çalışanın travma sonrası danışma hizmeti ihtiyacı gibi. Projenin amacı, ölenleri teşhis edebilmek ve kurban ailelerine, en azından bir beden parçasını gömerek sona ulaşma şansı vermek. Her ikisinin sonucu da muallak.

Acıyı azaltacak mı?Ne kadar çok DNA örneği alınırsa alınsın kesin ölü sayısına asla ulaşılamayacak. DTÖ'de bulunan veya bulunmayan kaçak göçmenler sayılmayacak. Sevdikleri insanlar bu binalarda çalışan ve artık çalışmayanlar, onların ölü olduklarını biliyorlar. Ve her ne kadar bir bedeni gömmek önemli bir terapi adeti ise de, bunun acılara muhakkak son vereceğini söylemek psikopatlıktan başka birşey değildir. Ölüm aniden geldiğinde, ölen insanın kokusu daha giysilerinden uçmamışken, rujunun lekesi kahve fincanında dururken, yakınları, onun sadece bir yere kadar gittiği ve aynı şekilde birazdan geri geleceği hissine kapılır. Ve ortada bir beden veya mezar bulunmaması durumunda yas daha da acılı bir hâl alır, Nazi soykırımından kurtulanların gayet iyi bildiği gibi. Oysa, bulunan küçük bir beden parçasının acıya nazikçe eşlik etmekten daha fazlasını yapabileceği, bir Afgan kabilesi tarafından dile getirilecek olsa şamanist olarak nitelendirilir. Hücrelerin toplamı bir beden meydana getirmez ve cenazeden sonra geride kalanlar, inançsızlık, öfke ve ızdırap duymaya devam ederler.

Yoksullar ne düşünüyor?Amerika'daki kayıplara gereği gibi üzülüp hırpalandık ancak DNA örneklemesi, güney ve kuzey yarıküredeki ölümler arasında eşitsizlik olduğunu kanıtladı. Dünyanın geri kalanı, Amerikan bedenlerinin parçalarına bu denli özen gösterilirken, tüm uzuvları yerinde, bütün bir üçüncü dünyalı bedeninin yaşarken bile bu özeni göremeyişi karşısında ne hissediyor acaba? Bu senenin başlarında 20 bin kişinin depremde hayatını kaybettiği Hindistan şehrindekiler bu konuda ne düşünüyordur? Şehrin adını hatırlayamadım, zira televizyon ekranlarından bir hafta içinde silinmişti. İşte size, ölüm hiyerarşimizi tanıtan bir rehber. Kendi ölümünüzün medyada ve kamuoyunda yer almasını ve akrabalarınızın kaybının makul bir şekilde tazmin edilmesini istiyorsanız; a) beyaz olduğunuzdan, b) batılı olduğunuzdan, c) hızlı, dramatik ve görülmeye değer biçimde öldüğünüzden (bir hastalık sonucu yavaş yavaş veya açlıktan veya meslek hastalığından değil), d) ölümünüzün milyonlar tarafından izlendiğinden, tercihen televizyondan e) mümkünse bir cep telefonu sahibi olduğunuzdan emin olun. Tüm ölümlere, kaçınılmaz olarak, aynı şekilde üzülmediğimiz söylenir: İnsanlar içgüdüsel bir biçimde kendilerine en çok benzeyenlerin ölümünden acı çekerler. Modern para birimimiz empati, teşhis edebildiklerimize daha kolay gösterilebiliyor. Washington'daki Nazi Soykırımı Kurbanları anısına düzenlenen müzede ziyaretçiler, soykırıma maruz kalan kendi yaşından, cinsiyetinden veya mesleğinden birinin kimlik kartı ile donatılır. Sanki empati kapasitemiz, herkesi kendi biçimimize dönüştürdüğümüz oranda işleyebilirmiş gibi. Bu çok tehlikeli bir durum: Burka giyenler oynayamaz, empati bariyerlerinin ötesine peçelenmişler gibi, öteki olmakla malul kılınırlar. Kuzey ve güney ölümleri arasındaki eşitsizlik tazminatlarda daha da belirginleşiyor: Amerikan Kızılhaç'ının Özgürlük Fon'undan toplam 121 milyon dolar ödendi, ortalama bir hesapla, DTÖ saldırısında yakınını kaybeden 25 bin aileye 25'er bin dolar.Bu sayıyı, 1984 yılında yaşanan dünyanın en berbat endüstriyel felaketinde, Amerikan şirketi Union Carbide'in Bhopal'daki böcek zehiri fabrikasından sızan toksik gaz dumanıyla hayatını kaybeden 14 bin 824 Hindistanlı'nın her biri için ödenen 1300 dolarlık tazminatla kıyaslayın. Yüzbinlerce insan halen bu dumandan doğan sakatlıklarla ve hastalıklarla uğraşıyor, onlara yapılan ödeme ise ortalama 580 dolar. Geçtiğimiz hafta, ikiz kulelerdeki yakınlarının ölümünü televizyonlardan izleyenlere 20 bin dolar bedelinde tazminat ödeneceği açıklandı. Zemin Kat'taki DNA analizleri geğişime uğramış bir dil. Amerika'nın ağır bir yara aldığını fakat halen güçlü olduğunu ve vatandaşlarının ölü bedenlerini yeniden birleştirmek için inanılmaz kaynakları seferber edebileceğini söylüyor. Bhopal'dan çıkan utanç verici mesaj ise, yaşarken değersiz olanların ölümde de aynı değeri alacaklarını gösteriyor.
www.evrensel.net