Sanatçı ne zaman ölür?

Sanatçı ne zaman ölür?

Yılmaz Onay'ın yeni oyunu "Sanatçının Ölümü" prömiyerini yaptı. "Ülkemiz aydınının öyküsü bir anlamda" diye tanıtılan oyun, bu nitelendirmeyi hak ediyor.

Sanatçı ne zaman ölür?Mustafa KaraBelki de en kötüsüdür; görmezden gelinmek, hiç yaşamamış, yaşanmıyor sayılmak. En ağır eleştiriden de ağır... Kendini egemen olanın dışında tanımlayan pek çok sanatçı, bu duyguyu yaşayabilir, yaşamıştır, yaşayacaktır. Bazısı kendinden emin doğru bildiği yolda yürür; bazısı da kendini kabul ettirme adına eleştirdiğine benzer giderek...Düşün Sahnesi tarafından sahnelenen "Sanatçının Ölümü" adlı oyunun tanıtımında "Ülkemiz aydınının öyküsü bir anlamda" deniliyor. Bireyci sanata ve ikiyüzlü sanatçıların dünyasına tepkili, "piyasaya tutunamayan" bir sanatçının dramatik öyküsü anlatılan."Türkiye'de oyun yazarı yetişmiyor" tartışmaları arasında üretkenliğiyle dikkat çeken bir tiyatro adamı Yılmaz Onay. Yazıp yönettiği "Sanatçının Ölümü"nde, sanatçı dünyasının çatışmalarını, çelişkilerin taşıyor sahneye. Kiminin "yazın derebeyleri", kiminin de "suyun başını tutanlar" dediği egemen kastı, "sanat tanrıları" diye nitelendirip, onlara karşı sürdürülen umutsuz bir var olma çabasını sahneye taşıyor.

Yaşam ve ölümYılmaz Onay, Mümtaz Sevinç'in kurduğu Düşün Sahnesi tarafından sahnelenen oyununda, "sanatçı"yı ve "sanatçının ölümü"nü irdeliyor. "Sahte" intihar ile "gerçek" intihar arasındaki süreçte, "yaşam ve ölüm" kavramlarını sanatçı için yeniden sorguluyor. Karısının yer almadığı antolojiyi ya da bir sanat kitabını sallayarak söylediği "Zaten yaşamıyordun ki!" sözleri de; sanatçının "Yaratmak için gerçekten ölmek gerekiyormuş" tepkisi de buradan besleniyor.İki perdelik oyunun ilk perdesinde sanatçı ile karısı arasındaki hareketli diyaloglar, ilerici bir sanatçının yaşamının sorgulamasına dönüşürken, piyasacı sanatın mahkûm olduğu; doğru ve ilkeli kimliğin izleyici gözünde haklı çıkarıldığı sonla bitiyor. Ne ki, ilk perdedeki bu son, adamı önce yalancı, sonra sahici intihara yönelmekten alıkoyamıyor.Çünkü haklı olmak, kazanmakla eşanlamlı değil! Hele de, haklı olan haklılığına uygun ve doğru tutumu almamışsa...

Yok sayılmanın sancılarıSanatçı ne zaman ölür? "Sanat tanrıları" onu yok saydığı zaman mı? Kendi kozasına, kendi içindeki yalnızlığa ve histerik heyecanlara gömülen "giderek globalleşen" sanatçının, sanat tanrılarının karşısına, onların kurallarıyla oynayarak çıkmaya çabaladığı zaman mı? Yoksa, yok sayılmanın verdiği bıkkınlıkla artık üretmek için bir nedeni kalmadığında mı?Sanatçının ölümüne giden yolun belki de ilk adımı, "yok sayılma"nın sancılarıyla suskunluk çemberini kırma uğraşının düşünsel üretimin önüne geçmesi... "Sanatçının Ölümü", böyle bir sona dikkat çekiyor aslında. Yok sayılan sanatçı, "Artık ne yazabilirim ki?" dediği anda, gerçekten yok olmuş, ölmüş oluyor."Sanatçının Ölümü", sonu çıkmaz olan bir yolu sahneye taşırken, belki de bilinçli olarak, önemli bir öğeyi, asıl gidilmesi gereken yolu ise atlıyor. Yanlışı gören izleyici, doğruya ancak kendi düşüncesiyle ulaşabiliyor. İnsan için hep iyi şeyler isteyen sanatçının, ütopik biçimde sıkça yinelediği "Yalnız değiliz" sözleri bir kenara bırakılırsa; uğruna yaşamını harcadığı insanlarla dolaysız ve gözle görülür bir ilişkisi yok.Sanat dünyasını, birbirleriyle çatışanlar dahil, "ayrı bir dünya" olarak düşünen sanatçı, yok sayılmaya karşı sığınabileceği en dingin limanı, uğruna mücadele ettiği insanları sahnenin dışında bırakıyor. Amaç, "kendini sanat tanrılarına kabul ettirmek" olunca da, her yol çıkmaza düşürüyor sanatçıyı. Belki de, tanıtımında "Ülkemiz aydınının öyküsü bir anlamda" denilen oyun, yok sayma tutumunun yanında, en fazla bu noktada Türkiye'ye aydınını anlatıyor...

Mizahi ve sert"Sanatçının Ölümü", sert, ama aynı zamanda mizah öğeleriyle yüklü bir oyun. Doğruyu anlatmak için tersten kurulan diyalogları, sorularla süren çift taraflı yargılama sahneleri, izleyicinin dikkatini diri tutmayı başarıyor. Oyunda, Rozet Hubeş ve Levent Öktem'in oyunculuk performansları da dikkat çekici.Önceki yıllarda yurtdışında sahnelenen oyunun, prömiyeri geçtiğimiz perşembe günü Düşün Sahnesi'nin salonunda yapıldı. "Sanatçının Ölümü", bugün saat 15.30'da ve önümüzdeki cuma, cumartesi, pazar da burada sahnelenecek. "Türkiye aydınının öyküsü"nü izlemek isteyenler için...
www.evrensel.net