Fotoğrafçı kendini çeker aslında

Fotoğrafçı kendini çeker aslında

Makedon fotoğrafçı Boro Rudic, 17. İFSAK Fotoğraf Günleri'nin konuğu olarak İstanbul'da. Rudic, fotoğraflarında izleyicileri hayalinde yarattığı bir şehre doğru yolculuğa çıkarıyor.

Fotoğrafçı kendini çeker aslındaKoray KaraermişMakedon fotoğrafının yetiştirdiği en önemli isimlerden biri olan Boro Rudic, 17. İFSAK Fotoğraf Günleri'ne bir sergiyle konuk oldu. Bu yılki İFSAK Fotoğraf Günleri'nin temasına (kent) uygun olarak seçilen sergi 13 Aralık'a kadar görülebilir. Sergisinin açılışında da makinesini elinden bırakmayan ve durmadan fotoğraf çeken Boro'yu bir an yakalayıp hemen soru yağmuruna tuttuk: Sergiyi biraz açıklar mısınız? Ne anlatmak istiyorsunuz?İlk baştan başladığınızda fotoğrafların birbirine bağlı olduğunu göreceksiniz. Ama her bir fotoğraf kendi öyküsüne sahip. Fotoğraflara sırayla baktığınızda kentin dışına gittiğinizi göreceksiniz. Serginin başında şehre giren bir adam görüyorsunuz, ama şehri görmüyorsunuz. Sonra adamın şehirde nasıl yaşadığını görüyorsunuz. Bütün fotoğraflar koyu renk, açık renk değil, karanlık. Çünkü şehir bütünüyle güzel değil. Fotoğrafların sonunda şehrin çıkışını gösteren bir kız görüyorsunuz. Son fotoğrafta bir beyaz at var. O son aydınlık fotoğraf dışarıda bir yerde bizi iyi şeylerin, güzelliğin beklediğini gösteriyor. Bu, şehrin dışına doğru benim kendi yolum. Bu sizin hayalinizde yarattığınız bir şehir mi? Bu şehir bilinmiyor, zaman bilinmiyor, yer bilinmiyor. Bu bir tür hayal olabilir. Tek bir şehri anlatmak istemiyorum, dünyadaki bütün şehirleri anlatmak istiyorum. Makedon fotoğrafının durumu nedir? Nereye gidiyor?Makedon fotoğrafının iyi bir yolda olduğunu söyleyebilirim ve fotoğraflarımı Türkiye'de sergilemekten de çok memnunum. Batı fotoğrafı, fotoğrafın öznesini, yani ruhunu kaybetmiştir bana göre. Sadece teknik olarak iyidir. Makedonya'da fotoğraf teknik olarak üst seviyede olmalı, ama Makedonya fotoğrafı bu ruhu koruyor.O ruhu biraz açar mısınız?Fotoğrafın ruhunu anlatmak çok zor aslında. Fotoğrafı görmelisiniz ilk başta. Bu sergideki fotoğraflarda o ruhu gözünüzle -direkt- görmüyorsunuz. Onu (ruhu) hissetmelisiniz. Fotoğrafı sadece görerek hissedemessiniz. Her zaman hissederek çalışıyorum ve onu başkalarının da hissetmesini istiyorum. Bence sanat budur. Balkanlar'da yıllardır süren savaş, etnik çatışmalar ve göçler bir fotoğrafçı olarak sizi nasıl etkiledi?Daha iyi fotoğraf üretmeme bir etkisi olmadı. Çatışmaların olduğu alanlara gidemediğim için mekânsal olarak beni sınırladı savaş. Bu anlattığım Kuzey Makedonya için geçerliydi. Daha önceden fotoğraf çekmeye alışık olduğum bir yer, ama savaş sırasında gidemedim buraya. O bölgede çektiğim fotoğraflar hâlâ burada. Kendi ülkenizdeki savaşa objektifinizi yönelttiniz mi hiç?Genel olarak her fotoğrafçı, biraz kendi fotoğrafını çeker. Yani çektikleri kendisidir aslında. Ben kendi ruhumda savaş fotoğrafını göremiyorum. O yüzden de savaş fotoğrafı çekmedim. Savaş Makedon fotoğrafını nasıl etkiledi?Coğrafi olarak hariç, hiçbir şekilde etkilemedi. Çünkü kuzey ve güneyi milisler kapattılar, biz oralarda fotoğraf çekemiyorduk. Türkler ve Kürtler arasında olduğu gibi. Sadece bu kadar etkiledi.Türk fotoğrafıyla olan tanışıklığınız nasıl başladı?1992 ya da 1994'te tam hatırlamıyorum, Photomedia'da Türk fotoğrafı ödül aldığında tanıdım. Uluslararası bir sergiydi o. Çok güzel bir fotoğraftı Türkiye'den katılan. Ara Güler'indi. Ara Güler'in bir fotoğraf albümünü gördüm dün. Amerika'da ya da başka bir yerde olsaydı, Henri Cartier Bresson gibi adı duyulabilirdi.
www.evrensel.net