'Öğrenciler kutlanmalı'

YÖK'nun ABD yanlısı genelgesi uyarınca dekanların okullarda savaş istemeyen öğrencilere soruşturma açmasına bilim adamları ve eğitimciler tepki gösterdi.

'Öğrenciler kutlanmalı'Rojda İldanYÖK'ün ABD yanlısı genelgesi uyarınca dekanların okullarda savaş istemeyen öğrencilere soruşturma açmasına bilim adamları ve eğitimciler tepki gösterdi. Doç. Dr. Hayri Kozanoğlu, savaşa karşı çıkmanın herkesin sorumluluğu olduğunu ve savaşa karşı çıkan öğrencilerin cezalandırılması değil, kutlanması gerektiğini belirtti. Öğretim Üyeleri Derneği (ÖÜD) Genel Başkanı Kadir Erdin, Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaattin Dinçer ve Eğitim-Sen İstanbul 6 No'lu Üniversiteler Şubesi Başkanı Cemal Altunsoy da yaptıkları açıklamalarda, YÖK'ün antidemokratik yapısına dikkat çekerek, öğrencilere soruşturma açılmasını kınadılar.

'Karşı olmak temel haktır' ÖÜD Genel Başkanı Kadir Erdin, üniversitelerin özgürlük ve demokrasinin yeşerip gürleştiği alanlar olduğunu belirterek, üniversite yıllarını baskı ve disiplin cezalarıyla geçiren gençlerin ileride, demokratik doktor, demokratik yargıç, demokratik mühendis olabilmelerinin mümkün olmadığını söyledi. Üniversitelerde hangi nedenle olursa olsun özgürlüğün sınırlandırılmaması gerektiğini açıklayan Erdin, "Farklı görüşlerin açıklanması, tartışılması sınırlandırılmamalıdır. Üniversiteler topluma enetelektüel öncülük yapmalıdırlar. Bunun yolu, en aykırı görüş ve düşüncelerin dahi tartışılmasıdır. Bunun önünü tıkamak isteyenler ülkemizde demokratikleşmenin önüne de set çekmektedirler" dedi. Üniversitelerin çoğunda düne kadar siyasal iktidarlara yön veren kararlar alınırken günümüzde durumun tam tersi olduğunu söyleyen Erdin, şöyle konuştu: "Üniversitelerimiz siyasal iktidarların karar ve beklentilerini uygular ve benimser noktaya gelmişlerdir. Savaş karşıtı öğrencilerin cezalandırılmak istenmesi de bunun bir uzantısıdır. Savaşa karşı gelmek herkesin temel hak ve özgürlüklerinden biridir."

Saldırı dalgası Eğitim-Sen Genel Başkanı Alaattin Dinçer, üniversitelerde son dönemlerde yaşanan kıpırdanmalara dikkat çekerek, öğrenci gençliğin ülkede yaşanan duruma ilişkin aldıkları tutumları ortaklaştırarak çaba göstermelerinin önemli bir gelişme olduğunu ifade etti. "Ama bu gelişme, Türkiye'de bilinegelen yöntemlerle, baskı ve yasaklarla karşı karşıya kalıyor. Bu sadece bir şehirdeki üniversitelere ya da bir üniversiteye has bir tutum olmaktan da öte; bunu genel saldırı dalgasının içinde görüyorum" diyen Dinçer, soruşturmaların öğrenci gençliğin örgütlenerek, ilkin demokratik-özerk üniversite taleplerini sonra da ülke sorunlarına olan duyarlılıklarını engellemeyi amaçladığı düşüncesinde olduğunu açıkladı.

Herkesin görevi Doç. Dr. Hayri Kozanoğlu ise, savaşa karşı çıkmanın öğretim üyesi-aydın-öğrenci herkesin sorumluluğu olduğunu ifade ederek, "Son günlerde ekranlarımıza yansıyan görüntüler uygarlık adına Afganistan'a savaş açanların ne kadar demokratik olduğunun göstergesidir. Bu nedenle savaşa karşı çıkan öğrencilerin cezalandırılması değil, kutlanması gerekir. Keşke ülkemizde öğrenciler daha örgütlü olsa, sesleri daha yüksek çıksa da Türkiye bu konjonktürde gözü kapalı olarak ABD'nin arkasında yer almasa" dedi. Eğitim-Sen 6 No'lu Şube Başkanı Cemal Altunsoy, YÖK'ün antidemokratik yapısının bir kez daha bu uygulamayla ortaya çıktığını ifade ederek, YÖK'ün lağv edilmesini istedi. Körfez'in yeniden ısıtılmaya çalışıldığını ifade eden Altunsoy, bunun için de Türkiye'de savaş koşullarının uygulandığını belirtti. Barış yanlılarına yapılan bu saldırıyı kınadıklarını söyleyen Altunsoy, her zaman barış yanlılarının yanında olduklarını da sözlerine ekledi. Son olarak, AÜ DTCF ve EBF fakültelerindeki 20'yi aşkın öğrenciye dekanlık tarafından savaşa karşı çıktıkları gerekçesiyle soruşturma açılmıştı. DTCF Fakültesi Dekanı Necdet Adabağ, okuldaki 16 öğrenciye soruşturma açtığını okul panosuna asarak duyurmuş, EBF Dekanı Nizamettin Koç ise dört öğrenciye soruşturma açarken polisin savaş karşıtı eylemlerde çektiği fotoğrafları delil olarak sunmuştu. EBF öğrencisi Ali Çelik ise, hakkında açılan iki soruşturma sonucu toplam yedi ay okuldan uzaklaştırılmıştı. src=/resim/b1.gif width=5>
Başa dön


Ben utanmıyorum, devlet utansınJülide Kalıç"Hırsızları vurarak mı ülkeyi suçlulardan temizleyeceksiniz?" diye soruyor Özen Menteş. Bir anneyi bu soruyu sormaya iten neden ise arka arkaya yaşadığı evlat acıları. Önce "sabıkalı hırsız" olan bir oğlu, Murat, polisin kurşunlarına hedef olmuş. Diğer oğlu Burak ise "yine sabıkalı bir hırsız" olan bir gencin polis tarafından infaz edilmesini protesto ederken polisler tarafından dövülmüş. Şimdi "polise mukavemet ettiği" iddiasıyla cezaevinde. Gözaltına alındığında yediği dayaktan dolayı çenesi kırılan Burak Çam'ın tedavisi yapılmıyor. Oğullarından biri infaz edilen Özen Menteş, diğer oğlunun da polisler tarafından dövülmesine tepkili. Oğlunu polis kurşunlarıyla yitirmesinden bu yana gazetelerde çıkan ne kadar gözaltında ölüm, infaz ve işkence haberi varsa toplayıp biriktiren Menteş, karakollarla iç içe sürdürmek zorunda kaldığı yaşamını anlattı bize.

'Zaten korkuyordum'Eşinden ayrılınca 4 çocuğa hem analık hem babalık etmek hiç de kolay olmamış Özen Menteş için. Çocuklarının birine yetiştiyse ötekine yetişememiş. Oğlu Murat sabıkalı bir hırsızmış. Murat'ın peşinde o karakoldan o karakola dolanmış durmuş. Ne yaptı ne ettiyse caydıramamış oğlunu hırsızlıktan. Haber alamadığı zamanlarda, karanlık gecelerde patlayan silah sesleri ürkütmüş onu. Murat birçok kez "dur" ihtarına uymadığı gerekçesiyle polisler tarafından vurulmuş çünkü. Her seferinde yaralı olarak kurtulsa da, bir gün oğlunun polis kurşunlarıyla öldürüleceğinin korkusuyla yaşamış hep.

'Kaza', kurşun çıktıBir gün korktuğu başına gelmiş Özen Menteş'in. Murat, 1998 yılında bir gece yarısı polis kurşunlarıyla öldürülmüş. 2 çocuk babası 19 yaşındaki Murat'ın, çalıntı olduğu iddia edilen bir arabayla polislerden kaçarken Çağlayan'da bir uçuruma yuvarlandığı ve meydana gelen kaza sonucunda yaşamını yitirdiği iddia edilmiş. Ancak otopsi raporu Murat ve yanındaki arkadaşı Alpay Denizhan'ın polis iddiasının aksine, kurşunlarla yaşamını yitirdiğini ortaya koymuş. Özen Menteş, oğlunu vuran polisler hakkında suç duyurusunda bulunmuş. Çam'ı ve Denizhan'ı öldüren polisler hakkında dava açılmış. Polisler savunmalarında havaya ateş açtıklarını Çam'ın ve Denizhan'ın arabanın lastiğinden seken kurşunla vurulduklarını öne sürmüşler. Dava geçen yıl sonuçlanmış. Uğur Taşdemir adlı polis beraat ederken Mehmet Çıplak adlı polisin aldığı hapis cezası paraya çevrilerek ertelenmiş. Özen Menteş, Adli Tıp Kurumu raporlarıyla oğlunun ve arkadaşının öldürüldüğünün belgelenmesine rağmen polislerden birinin beraat etmesine, diğerinin de cezasının ertelenmesine tepki gösteriyor.

Evlat acısı dinmediMurat'ını kaybeden annenin evlat acısı bu kadarla da kalmamış. Kasımpaşa'da geçtiğimiz ekim ayında hırsızlık ve kapkaççılık suçlarından sabıkalı olduğu söylenen Fahri Erçin adlı bir genç daha polis kurşunlarıyla yaşamını yitirmiş. Özen Menteş'in oğlu Burak Çam, belki de kardeşinin öldürülmesinin öfkesiyle bu gencin ölümüne sessiz kalamamış. Fahri Erçin'in cenazesinde, Burak'ın da aralarında bulunduğu gençler, karakolun önünden geçerken polisi protesto ettikleri için hem dayak yiyip hem de gözaltına alınmışlar. Gözaltına alınanlardan 22 yaşındaki Burak Çam, gözaltında, "polis silahını gasp ettiğine" dair ifade vermeye zorlanmış. Bu iddiayı kabul etmeyince kıyasıya dövülmüş, çenesi kırılmış. Bu kez de, "Kırılmanın düşme sonucu meydana geldiği"ne dair bir rapor verilmiş. Daha sonra da "görevli memura mukavemet" ettiği iddiasıyla tutuklanan Burak, Bayrampaşa Cezaevi'ne gönderilmiş. Burak, tüm bu olup bitenleri annesine yazdığı mektupta anlatmış. Anne Menteş, oğlunun çenesinin polisler tarafından kırıldığını ve bulunduğu cezaevinde tedavisinin yapılmadığını söylüyor.

Oğlunu göremiyorÖzen Menteş, cezaevine girdi gireli oğlunu görmemiş. Çünkü, Burak'ın annesi olduğunu ispatlayamıyor. Menteş ilk eşinden ayrıldıktan sonra yeniden evlenmiş. 16 yıl onceki ayrılığın belgesi olan boşanma kâğıdını da kaybetmiş. Şimdi soyadı tutmadığı için oğluyla görüştürülmüyor. Tüm bu olup bitenler nedeniyle Özen Menteş polislere tepkili, "Tek başıma çocuklarıma yetişemedim. Ben bundan utanmıyorum. O yokluklar arasında onları yetiştirmeye çalıştım ama olmadı. Devlet utansın. Ailenin yetişemediği yerde devlet yetişir. Çocuklarımız silahını kullanmasını bilmeyen polislerin elinde. Polisler, halk arasında resmen terör estiriyorlar. Halk bunu hak etmiyor. Eğer bu ülkede kanunlarımız varsa, yasa varsa, insanlarımız neden yargılanmadan öldürülüyor. Hırsızları vurarak mı ülkeyi suçlulardan temizleyecekler?"

'Varsa adalet istiyorum'Çocukları suça iten nedenlerin göz ardı edildiğini, devletin ise bu çocukları iyiye ve doğruya yöneltmek için hiçbir şey yapmadığını belirten Menteş, bu çocukları rehabilite edecek bir kurum olmamasından ve can güvenliğinden sorumlu polislerin eğitimsizliğinden yakınıyor. Bir oğlunu kaybeden, bir oğlunu ise göremeyen anne Menteş, bugüne kadar biriktirdiği gözaltında ölüm, infaz ve işkence haberlerinin kupürlerini gösteriyor ve varsa adalet istiyor...
www.evrensel.net